1. Haberler
  2. Genel
  3. MURAT KORALTÜRK İLE TÜRK DENİZ TARİHİNE YOLCULUK

MURAT KORALTÜRK İLE TÜRK DENİZ TARİHİNE YOLCULUK

Gemilere tutku derecesine bağlılığını yatılı okuduğu Kabataş Erkek Lisesi sıralarında edinen Dr. Murat Koraltürk, ‘Erken Cumhuriyet Döneminde Denizcilik Sektörünün Ekonomi Politiği’ isimli kitabıyla deniz severlerle buluştu. Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Murat Koraltürk, ressam babası Cumhur Koraltürk’ten aldığı ilhamla deniz kültürüne büyük ilgi duyuyor. Türk deniz kitaplığına katkısının uzun yıllar devam etmesini dilediğimiz Murat Koraltürk ile maviliklerden edebiyata uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sayın Koraltürk sizi tanıyabilir miyiz?

Tarih eğitimi aldım. Ardından iktisat tarihi alanında ekonomi doktorası yaptım. Halen Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Ailemin uzak geçmişinde denizcilik aile mesleğidir. Benim denizcilik tarihi ile ilgilenmem ise doğduğum ve büyüdüğüm evde, ressam olan babam Cumhur Koraltürk’ün gemi tabloları ve maketleri yapıyor olmasıyla başladı. Babam bu keyifli uğraşısına halen devam etmektedir.

Cumhur Koraltürk

Gemilere olan tutku derecesindeki merakımı biraz da yatılı olarak okuduğum Kabataş Erkek Lisesi’ndeki yıllara borçluyum. Boğaz’ın hemen kıyısındaki bu güzel okulda geçirdiğim yıllar içinde artık örnekleri kalmamış, bacalarından simsiyah dumanlar tüten eski Boğaziçi vapurlarının seyrini, Boğazdan transit geçen onca gemiyi ve Ortaköy ile Dolmabahçe arasında dubalara bağlanan TDİ’nin Akdeniz ve Karadeniz yolcu gemilerini izlemekten doyumsuz bir zevk aldığımı hatırlıyorum. Liseden sonra üniversite eğitimi ve meslek seçimimde de yani akademisyenlik uğraşımla da bu merakımı sık sık bir araya getirme imkânı buldum. Örneğin daha sonra kitap olarak da yayınlanan Şirket-i Hayriye üzerine bir yüksek lisans tezi yazdım. İzleyen yıllarda İstanbul’da deniz ulaşımı üzerine başka kitap ve makaleler de kaleme aldım. İstanbul’da deniz ulaşımının tarihini ele aldığım kitaplarımın yanı sıra Türkiye’de kılavuzluk hizmetlerinin tarihini anlatan bir kitap, ardından denizcilik alanında yine önemli bir hizmet üreten Türk Loydu’nun kurum tarihini kitaplaştırdım.

Önceki kitaplarınızda Türkiye ekonomisinde denizciliğin payı ve geleceği konularını sıklıkla işlediniz. Önemsediğiniz bu başlık için neler söylersiniz? Neden bu başlık üzerinde duruyorsunuz?

Bir iktisat tarihçisi olarak araştırmalarım Erken Cumhuriyet dönemi üzerine yoğunlaşmaktadır. Libra Kitap’tan çıkan denizcilik tarihi konulu son kitabım da “Erken Cumhuriyet Dönemi’nde Denizcilik Sektörünün Ekonomi Politiği” başlığını taşımaktadır. Bu kitapta son beş-altı yıldır üzerine çalıştığım konuları bir araya getirdim. İkinci Meşrutiyet döneminde yerli, yani Müslüman-Türk girişimci ve iş adamı yetiştirme politikası ve çabalarının Cumhuriyet’in ilanını izleyen dönemde artarak devam ettiğini biliyoruz. Bu politika, örneğin dış ticarette yabancı ve gayrimüslimlerin rolünü azaltarak Müslüman-Türk girişimciyi öne çıkartan düzenleme ve uygulamalarla kendini gösterir. Benzer tutuma denizcilik sektöründe de tanık olunur. Bunun en somut ve bilindik yansıması Kabotaj Kanunu’dur. Ancak kabotaj kanunundan daha önce örneğin yurt dışından gemi satın alımına gümrük indirimi getiren bir düzenleme ile yerli girişimcilerin yatırımlarını denizcilik sektörüne yöneltmelerine çalışılır. Keza Lozan Antlaşmasıyla gündeme gelen Türk-Yunan nüfus mübadelesi sürecinde de mübadillerin nakli devlet ve yerli armatörlere ait gemilerle gerçekleştirilerek deniz taşımacılığında yerli girişimciliğin desteklendiğine tanık olunur. Böylece Türklerin, Osmanlı Devleti zamanında başta kapitülasyonlar olmak üzere birçok nedenle uzak kaldıkları bu sektörde daha fazla varlık göstermelerinin kapısı açılır.

Devletçe kabotajla dış rekabetten korunan ve teşvikler getirilen bu sektöre doğal olarak daha çok kazanmak ve kar elde etmek isteyen ama bunu en az yatırımla ki; bunun yansıması olarak yaşlı ve köhne gemiler satın alarak sektöre ilginin artması şeklinde yaşandığını görüyoruz. Aslında benzer davranışları Türkiye ekonomisinde daha sonraki dönemlerde başka sektörlerde de gözlemlemek mümkündür. Örneğin 1980’lerde ihracatın artışıyla birlikte amiyane tabirle “patlama” yaşanan tekstil sektörüne de bu sektörle uzaktan yakından ilgisi olmayan birçok kişinin girdiği ve bu nedenle ekonomik kayıpların yaşandığı bilinmektedir. Tekrar denizcilik sektörüne dönecek olursak sektöre devlet koruması ve teşviklerle yönelen armatörlerin satın aldığı yaşlı ve köhne gemilerin can ve mal kaybıyla sonuçlanan deniz kazalarına karıştıkları gözlemlenir. Kitapta bazı kaza örneklerinden söz ederek bu politikanın kusurlarına değinmeye çalıştım. Yine kitapta ele aldığım konulardan bir diğer savaşa girmeyen Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı sırasında izlediği denizcilik politikasıdır. Kitapta ele aldığım son konu başlığı ise İkinci Dünya Savaşı ertesi “Zincirkıran Komisyonu” olarak anılan bir heyetin girişimleri sonucu ABD’den yolcu ve yük gemi satın alımıdır.

Sözün özü kabotaj bir haktır, kanımca bunun tartışılacak bir yanı da yoktur. Ancak bunun kullanımı ve yerli girişimcileri denizcilik sektöründe var edeyim derken yaşlı ve köhne gemilerin satın alınmasına ve işletilmesine göz yummak hiçbir şekilde milli çıkarlarla falan açıklanamaz. Bu basbayağı birilerini zengin etmek için kullanılmış bir araçtır. Kaldı ki son yüzyılda iktisadi tarihimizde birçok sektörde yasama gücü ve yürütmenin imkânları kullanılarak devletin “sihirli” eli kime değerse o zengin olmuştur. Denizcilik sektörünün gelişmesinde de benzer eğilim ve örüntüleri görüyoruz. Bütün bunların da araştırılmaya değer olduğuna inanıyorum.

Türkiye denizcilik tarihini biliyor mu? Yani insanımız Türk denizcilik tarihini yani kendi tarihini merak ediyor mu? Bu alana ilginin artması için neler yapmalıyız?

Denizcilik tarihimizin ana tema üzerine kurulduğunu söyleyebilirim. Bu temalardan biri bahriyenin tarihi, yani askeri denizcilik tarihi ile ilgilidir ki; buna dair akademik araştırmalar sivil veya ticari denizcilik tarihi çalışmalarından çok daha geriye uzanır ve bu alanda daha fazla birikim olduğunu söyleyebiliriz. Diğer temayı ise sivil veya ticari denizcilik tarihi çalışmaları oluşturur. Yani yük ve yolcu taşımacılığı, armatörlük, deniz fenerleri, liman işletmeciliği gibi hizmetlerin tarihine dair son yıllarda nitelikli akademik çalışmalar ortaya çıkmakla birlikte denizcilik tarihi dendiğinde hala akla önce askeri denizciliğimizin tarihi gelmektedir.

İnsanlarımızın denizcilik tarihine olan merakına gelince, İnsanlarımız en azından bir bölümünün tarihe biraz fanatik boyutta futbol takımı taraftarlığı gibi baktıklarını düşünüyorum. Yani insanların ideolojik eğilimleri, siyasal kaygı ve beklentileri tarihe dair merak ve bu merakı gidermelerindeki tercihlerini belirliyor. Başka bir ifadeyle bu beklentileri karşılayacak nitelikteki tarih metinlerini seçiyorlar. Bu metinlerin de koyu muhafazakar ve milliyetçi bir bakış açısının ürünü olduğu çok açık. Aslında bu durum, insanlarımızın neden olduğu bir sorun değildir. Ne yazık ki eğitim sistemimizde, tarih eğitimi başlangıcından beri güçlü muhafazakar ve milliyetçi bir etki altındadır. Tarih bilimi, ilkokuldan başlayarak tarih öğretimi ve TV’lerdeki tarih konulu programların çoğu ve hatta popüler tarih dergisi yayıncılığı dahil olmak üzere birçok araç ve kanal çözülmemiş siyasal projelerin ve ideolojik angajmanların cephaneliği olarak kullanılmaktadır. Çocuklar ve gençler bu değerlere uygun seçilen bir tarih bilgisiyle donatılmaya çalışılıyor. Bu yaklaşımın denizcilik tarihindeki karşılığı denizcilik tarihimizi deniz savaşları, hatta zaferleri ile sınırlanan bir tarih yazını ve okumasına hapsediyor.

Sivil veya ticari denizcilik ise gemi nostaljisi diyebileceğimiz bir unsurun tehdidi altındadır. Ben de birer araç veya nesne olarak gemilere özel merak duyuyorum. Hatta gemileri canlı bir varlık gibi algılıyorum. Gemiler üzerinden de denizcilik tarihi hatta genel tarih yazılabilir. Bunun yabancı literatürde çok başarılı örnekleri olduğunu görüyoruz. Geçtiğimiz yıllarda Türkçesi “On Altı Batıkta Dünya Tarihi” adını taşıyan kitap buna çok iyi bir örnektir. Ancak bizim sivil veya ticari denizcilik tarihimizi gemi nostaljisine indirgemek doğru bir tutum değildir. Özellikle üniversitelerde daha çok sayıda ve yüksek nitelikte sivil veya ticari denizcilik tarihi konulu yüksek lisans ve doktora tezi yazılmalıdır. Çok başarılı örneklerini gördüğümüz bu tezler artıkça, yani denizcilik tarihine dair bilimsel bilgiler artıkça bu bilgileri rafine ederek daha çok insanın okuyabileceği popüler nitelikte yani doğru ve bilimsel bilgilerin basite indirgenerek anlatıldığı denizcilik tarihi metinleri de çoğalacaktır.

Tabii başka bir konuya da bu vesile ile değinmek isterim. İnsanlarımızın denizcilik tarihine ilgilerini artırmanın biricik yolu denizcilik tarihi kitapları okumaktan geçmiyor. Hele elli yılı aşkın bir süre önce hayatımıza giren TV ile başlayan ve bugün yaşanan dijitalleşme devrimi ile internet çağının yaşandığı bir dönemde insanların okumaya dair motivasyonlarının çok gerilediğine inanıyorum. Dolayısıyla insanları denizcilik tarihine, denizcilik kültürüne çekmenin daha cazip yolları da var. Daha geniş ve farklı yaş gruplarından insana ulaşabilecek deniz müzeleri, müze gemiler gibi araçları burada hemen anmak isterim.

Aslında denizcilik kültürümüzü güçlendirmek, denizden daha çok yararlanan bir toplum haline gelmek için müze ve bu tür oluşumları artırmamız gerekmektedir. Çocukların ve gençlerin denize olan ilgilerini artırmak için önce bütün ilkokullarda yüzmeyi zorunlu ders haline getirip bunu hayata da geçirmeliyiz. Yani yabancı dil öğretmeye çalıştığımız ve öğretemediğimiz gibi değil gerçekten çocuklarımız yüzmeyi öğretmeli, denizin korkulacak değil saygı duyulacak bir varlık olduğunu görmelerini sağlamalıyız. Denizcilik tarihine ve kültürüne ilgiyi artıracak bir diğer yol ise yine çocukların ve gençlerin koleksiyon meraklarını harekete geçirmekle mümkün olabilir. Birçok çocuğun ve gencin elinden cep telefonunun düşmediği bir ortamda çocukları koleksiyon meraklısı nasıl yapabiliriz bilmiyorum. Ancak dünyada tematik olarak hakkında en çok pul üretilen objelerin neredeyse başında gemiler geliyor. Gemi kartpostallarını da unutmamalıyız. Dolayısıyla gemilere dair pul ve kartpostalla başlayacak bir koleksiyon tutkusunun denizcilik tarihi ve kültürünün gelişmesine büyük katkı sağlayacağına inanıyorum. Ben denizcilik tarihi ile alakamı bir akademisyen olarak bu alanda araştırmalar yapmanın yanı sıra bir koleksiyoner olarak yüzlerce gemi pulundan, binlerce gemi kartpostalı, menü, gemi tanıtım broşürü, güverte planı, bilet gibi efemera malzemesi yani evrak ve 1/1250 ölçek gemi modeli koleksiyonu ile sıkı tutmaktayım. Tabii geçtiğimiz yıllarda Arkas Denizcilik’in ve İbrahim Kontaytekin’in sağladığı imkanla yaz aylarında konteyner gemileriyle seyahat etme şansı bulduğumu ve bir deniz ve gemi meraklısı için böyle seyahatlerin harikulade deneyimler olduğunu da söylemeden edemeyeceğim.

Üzerinde çalıştığınız veya yazmak istediğiniz konulardan söz eder misiniz?

Son kitabımda anlattığım İnebolu, Adana ve Millet vapurlarının batışı aslında üzerinde çalışmaya başladığım ancak destek bulduğum takdirde tamamlanabilecek bir projenin parçasıdır. Projeyle son yüzyılda Türkiye deniz ve kıyılarında batmış gemilerin daha doğrusu gemi kazalarının envanterini oluşturmayı amaçlamaktayım. Son yüzyıldaki gemi kazalarının tarihleri, lokasyonları ve nedenlerini analiz etmek istiyorum. Aslında buradan denizcilik sektörünün bugün de kullanabileceği sonuçlara ulaşabileceğime inanıyorum. Ancak projenin tamamlanabilmesi için desteğe ihtiyaç var. Çünkü arşivlerin ve basının taranması zaman alan bir iş bunu bir ekiple hayata geçirmek gerekmekte. Bu projeyi tamamlamak, kitabını yazmak ve bir kaza envanteri haritası çizmek öncelikli hedefim. Tabii denizcilik tarihi ve kültürüyle ilişkimi sıcak tutmak adına sözünü ettiğim gemi seyahatlerini tekrarlamayı çok istiyorum. Umarım bütün hayatımızı olumsuz etkileyen bu pandemi sonrasında bu isteğim gerçek olur. Denizden daha çok yararlanan, denize sırtını değil yüzünü dönmüş bir Türkiye, bir denizcilik tarihçisi olarak en büyük özlemim.

muratkoralturk@gmail.com – mkoralturk@marmara.edu.tr

 

MURAT KORALTÜRK

1967 yılında İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi’nin ardından 1990 yılında İÜ Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi’nde iktisat doktorası yaptı. Halen aynı üniversitenin İktisat Fakültesi İktisat Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. 19. ve 20 yüzyıllar Türkiye iktisadi ve sosyal tarihi, ticari denizcilik ve deniz işletmeciliği tarihi ile ilgilenmektedir. Kurum ve girişimcilik tarihi konuları da ilgi alanına girmektedir. Çok sayıda kitap ve makalesi bulunmaktadır. Kitapları arasında Türkiye’de Ticaret ve Sanayi Odaları (1880-1952), Denizler Kitabevi, İstanbul 2002. Türkiye’de Kılavuz Kaptanlığın Tarihi/History of Turkish Pilotage, Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği yay., İstanbul 2004. Haliçte Ulaşım ve Haliç Vapurları Şirketi, İstanbul 2005. Şirket-i Hayriye (1851-1945), İDO yay., İstanbul 2007. 101 Gemi, İDO yay., İstanbul 2008. Buharlı Vapurlardan Deniz Otobüslerine İstanbul’da Deniz Ulaşımı, Varlık yay., İstanbul 2010. Erken Cumhuriyet Döneminde Ekonominin Türkleştirilmesi, İletişim yay., İstanbul 2011. Türk Loydu Seyir Defteri, Türk Loydu Vakfı yay., İstanbul 2011. Aslan Çimento: İlk Çimento Fabrikamızın Öyküsü 1910-2012, Emre Dölen ile birlikte, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı yay., İstanbul 2013. Şekerbank’ın 60 Yılı: Bizim Hikayemiz Türkiye’nin Hikayesi, İstanbul 2014 ve Kurum ve Sektör Tarihi, İş İnsanı ve Yönetici Hatırat, Biyografi ve Otobiyografi Kitapları Bibliyografyası (1932-2018), Rıfat N. Bali ve Akansel Yalçınkaya ile birlikte, Libra Kitapçılık ve Yayıncılık, İstanbul 2019 sayılabilir.

MURAT KORALTÜRK İLE TÜRK DENİZ TARİHİNE YOLCULUK
0







Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!