
Tarihe 93 harbi olarak geçen Rus- Osmanlı harbinin başlangıç tarihi 1877- 1878. Bu harp fasılalarla devam etti. O tarihlerde Anadolu sahipsizdi. İngiliz İstihbarat Servisi örümcek ağı gibi bütün Anadolu’yu kuşatmış, Ermeni ve Kürt ayrılıkçıları örgütlemeye başlamıştı. (Anadolu insanının o tarihlerdeki yaşantısını Şevket Süreyya Aydemir ‘Suyu Arayan Adam’ romanında çok güzel anlatır) Bu tarihlerin ilerisinde devam eden Osmanlı- Rus savaşı başka bir boyut kazandı. Harbin başında bu cephede elde bulunan kuvvetli , canlı bir ordu o zaman henüz 35 yaşını süren Harbiye Nazır’ı ve Başkomutan vekili Enver Paşa’nın adına ‘ Sarıkamış Harekatı’ denilen delice macerasıyla tamamen mahvolunca, Doğu Anadolu düşman istilasına açık kalmıştı . Tarih 1914.


Rus ordusu ilerlerken İngiliz istihbaratının organize ettiği Ermeni çeteleri de Anadolu içerisine doğru katliamlar yaparak sızıyorlar. Eğin’de eli silah tutan Türk erkekleri cephede kazada ise kadınlar, çocuklar ve yaşlılar kaldı. Bir gece papaza çetelerden haber gelir ‘sabahleyin katliama başlayacağız, hazırlığını yap’,
Papaz şiddetle karşı çıkar.
“Biz senelerce beraber yaşadık ve yaşayacağız, sakın ha böyle bir şey düşünmeyin”.
O gece papazın karısı dışardan aldığı yardımla papazı boğar.
Sabah erken saatlerde kazada kadın, ihtiyar, çocuk bütün Türkleri evlerinden toplayarak Fırat’ın üzerindeki köprüye götürür bir kısmını öldürerek bir kısmını da canlı canlı nehre atarlar.


Lise yıllarında okuduğum ‘Barboros Baykara’nın ‘ Nefret Köprüsü’ romanından aklımda kalanlar… Amerikan Başkanı’nın Ermenilere katliam yaptınız , bu soykırımdır sözleri bırakın Türk- Rus arşivlerini özenle sakladıkları İngiliz arşivlerinde de var. Ama ne hikmetse bir türlü ortaya çıkmıyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiliz istihbaratının yerini CIA aldı. Ben liseyi Erzincan’da okudum. Yakın akrabalarımdan bir ağabeyim yedek subaylığını Erzincan’da yapıyordu. O tarihlerde 1964 yılı Amerika’dan bir erkek bir kadın ismi ‘Barış Gönüllüsü’ olan iki öğretmen geldi. Erkek bizim lisede kadın Ticaret Lisesi’nde İngilizce öğretmeni olarak göreve başladı. Ayrıca da, nasıl oluyorsa, barış gönüllüsü. Yedek subay ağabey aynı evde kaldığı mühendis arkadaşı ticaret lisesinde matematik öğretmenliğini geçici olarak üstlenmişti. Arkadaşlarıyla hafta sonu bir sabah avlanmaya gidiyorlar. Öğleden sonra yakın olan bir Zaza köyüne girip su, bulurlarsa ayran içmek istiyorlar. Köyün meydanında kadınlar toplanmış sohbet ederlerken aralarında yerel köy kıyafetlerini giyinmiş hanım Amerikalı İngilizce öğretmeni şakır şakır Zazaca konuşuyor ve bütün kadınların onu dikkatle dinlediğini görüyorlar.

Öğretmen arkadaşı ‘Aaaa merhaba’ diyor…
Amerikalı hanım şaşkın koşarak meydandan uzaklaşıyor. Bir hafta içinde iki barış gönüllüsü!! Görevlerini tam olarak tamamlayamadan Erzincan’dan ayrıldılar. Yazdıklarım senelerce kaderine terk edilmiş Anadolu’nun makus talihi. 2007 senesi çalıştığım tankerle Novorosisky Limanı’na yüklemek için gittim. Port Control pozisyon verdi ve demirlememi istedi. Arkadan acentem aradı, demir yerine önce gümrük, polis kontrol yapacak sonra Port State Control ( PSC) gelecek bilgisini verdi. Aslında bu işlemler yanaştıktan sonra yapılır, bunlar ne hikmetse demirde yapıyorlar. Bir anlam veremedim. Tankerle Nova’ya ilk gidişimdi. Ertesi günü sabah gümrük, polis kontrolü geldi. Öğleden sonra PSC geliyor dediler. Bütün tedbirlerimizi aldık. Gelenleri benim salonuma getirin dedim. Lombozdan seyrediyorum, 5kişi gemiye çıktı, üçüncü kaptan hepsinin boynuna ziyaretçi kartını taktı. Zabitan salonuna girmişler , kaptan buraya gelsin demişler.
Aşağıya indim, hoş geldiniz dedim. Şefleri olduğu anlaşılan iri yarı esmer adam üçüncü kaptana dönerek sertçe ‘ bu ziyaretçi kartlarını taktın, işin bitti mi?’ çocuk şaşkın bana bakıyor. ‘ Kaptana bakma cevap ver ‘ diyor. Müdahale ettim, “ Pardon ben de bilmiyorum ne yapmalı “ . Şef gol atmış forvet edasıyla “ olur mu kaptan ya üstümüzde bomba, silah varsa “. Neyse, arkadan başmühendise bulaştı.” Tamir raporlarını getir” . “Tamir raporları şirkette gemi de değil” cevabını aldı. Şef yine celallendi , “ Bir arıza olursa diğer arızalarla ilişkili olup olmadığını nasıl anlayacaksın?”…. Ortalık iyice gerildi, müdahale etmek mecburiyetinde kaldım. Beyler buyurun yukarı çıkalım, size ikramda bulunayım, sonra işimize bakalım. Hep beraber kaptan salonuna çıktık, kamarot bekliyor ne içersiniz diye sordum. Şef hariç hepsi meşrubat istedi, şef özel olarak ‘Armenian brandy’ istedi ve kendi kalesine golü attı. Bu arada davranışlarının sebebi de ortaya çıktı.
(Ermeni ve Arnavut brendi( konyakları )Fransız brendiler kalitesindedir. Maalesef pazarlayamadıkları için pek bilinmiyor.)

“Size Armenian brandy ikram etmeyi çok isterdim. Hatta ben de severim. Türk kahvesiyle ne güzel gider ama malumunuz tankerde içki bulunduramıyoruz, kurallara aykırı. Ayrıca siz bu kurallar uygulanıp uygulanmadığını kontrole geldiniz ama isterseniz işiniz bittikten sonra dışarı çıkalım sizin bildiğiniz bir yerde size brendi ısmarlayayım, hesaplar benden.”
Şef kendi personelinin yanında yerin dibine girdi.” Kaptan, arkadaşlar incelemelerini yapsınlar, yardımcı olur musunuz” dedi. İkinci kaptanı çağırttım beyleri ilgili bölümlere götürün dedim.
Biz şefle baş başa kaldık, önce ismini sordum, kapan Arnot Karakaşyan , Trabzon’dan göç etmiş bir Ermeni ailesinden geliyor. Kendisi Nova doğumlu, Rusların Aframax – Suezmax ( 245 metre – 285 metre) boyutlu tankerlerinde senelerce kaptanlık yapmış 52 yaşında.

Ben kendimi tanıttım. “12 sene denizde çalıştım, sonra 24 sene kılavuz kaptanlık yaptım. Emek ve emekçi haklarını savunduğum için kurucu ortağı olduğum kılavuzluk firmasından kovuldum. 8 ay oldu yeniden denize çıktım, şimdi buradayım.” Sonra devam ettim, “ Siz de denizcisiniz biz de , bir Yunanlıdan öğrendim, denizde Türk- Yunanlı-Rus – Ermeni olmaz, hepimiz kardeşiz, hepimiz birbirimizin yardımına koşacağız. Ayrıca Türkiye’de Ermeni, Rum, Yahudi ayrımı yoktur. Tarih de ne olmuşsa olmuş, olaylar tarihin içinde saklı, isteyen araştırır. Benim İstanbul’da en iyi arkadaşlarım arasında çok Ermeni var. Futbolla ilgili misiniz?. Bilmiyorum, benim takımım Beşiktaş’ın amigosu ‘Aleks Markaryan ‘ bir el hareketi ile 40 bin kişiyi ayağa kaldırıyor, siz bizi nasıl görürseniz görün ben sizi bir denizci olarak görüyor ve seviyorum.”
Karakaşyan soğuk su istedi , iki büyük bardak suyu üst üste içti . “ Kaptan ben de sizi çok sevdim, gerisi önemli değil” dedi. Sonra denetçi elemanlar işlerini bitirdiler ve sorun yaşamadan ayrıldılar. Gece yanaştık, ertesi günü saat 11.00 sularında acentem heyecanla aradı, “ Karakaşyan bir arkadaşıyla öğle yemeğine gelmek istiyor, müsait misiniz? “ Acenteme göre o güne kadar Karakaşyan’ın bir gemiye ziyarete, yemeye gittiği vaki değilmiş. Müsaittim ama günlerden Pazar. Ticarete gemilerinde Pazar günü öğle yemeği kuru fasulye, pilav, turşu , cacık , özel bir şey hazırlatayım mı, sor dedim. Ne varsa yeriz demişler.
Karakaşyan kendisinden daha yaşlıca kaptan arkadaşıyla geldi. İkişer tabak kuru, pilav yedi. Cacıkla , turşuya bayıldı. Arkadaşı daha kontrollü kuru ve cacık yedi. Arkadan Türk kahvesi ve denizci sohbeti ile devam ettik, geç saatte ayrıldılar. Yükleme limanım hep Nova oldu. 15 günde bir yüklemeye gittim, Karakaşyan hep takibimdeydi, hızla yükseldi önce liman başkan yardımcısı sonra Karadeniz R us Limanları sorumlusu , en sonunda da Moskova’ya aldılar , denizcilikle ilgili önemli bir görevi vardı.

Kendisiyle Nova’ya her gidişimde telefonlaştık, sohbet ettik. Firma değiştirdim başka bir kuru yük gemisine Nova’da katıldım. Son görüşmemiz o oldu. Çözülmesi çok zor bir problemimizi halletti, sağ olsun.
Ermeni soykırım meselesini biraz kendi açımdan anlatmaya çalıştım , yine Leonard Kohen ‘in “ Everybady Knows” şarkısı ile bitireceğim. Herkes her şeyi biliyor ama insanı sömürmekte sınır tanımayan vahşi kapitalizim olayı kaşıyor da kaşıyor.




















