1. Haberler
  2. Genel
  3. NEREDEYSE MAVİ

NEREDEYSE MAVİ

Herkesin çocukken yaşadığı, unutmadığı, unutamadığı ve büyüdüğünde hatırladığı şeyler vardır. Ben de aylar yavaş yavaş yaza evrilirken çocukken yazlıkta geçirdiğimiz zamanları hatırlıyorum. Ah be... Ah ki ne ah. Çocukluğa dönüşler zordur. Çünkü çocukluğunuzu hatırladığınız zaman bugüne dönmek için zihinsel bir zaman makinesine ihtiyaç duyarsınız. Fakat bu zaman makinesi bizi güne getirmek de hızlı da olsa Ona binmek istemediğimiz için bekleyişlerden yorulur. En sonunda birinin imdadına koşar, biz de günümüze dönerken onu bulamayız. En nihayetinde, günümüze bir şekilde döndüğümüz zaman uyum sağlayamayanlar olarak damgalanırız. Bunu göze alarak, biniyorum zaman makinesine. Saat, gece yarısını çoktan geçmiş. Umurumda değil, gideceğim(100) o günlere...NUR GÖZDE GÜVEN

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
  • “Hadi kızım kalk artık!”
  • “Ama ben uyumak istiyorum!”
  • “Akşam yatmak bilmezsin, sabah da kalkmak. Ne yapacağım ben seninle?”
  • “Of ne var yani başkaları gibi öğlen gitsek denize?”

Annemle babam sabahları denizin en güzel hâlini bizlere gösterdiğinden eminlerdi. Bu yüzden çocukluğumda en geç 9 oldu mu yazlıkta “beton” denilen yere giderdik. Betonda iskele vardı ve annem kumdan hoşlanmadığı için burası Onun için biçilmez kaftandı. Babam da ayaklarını iskeleye uzatmaya bayılır, gazetesini elinden düşürmezdi. Ablam kulağına walkmanını takar, bambaşka bir dünyaya ışınlanırdı sanki. Bense… Her biri ayrı dünyalara giren ailemi denize girmeye ikna etmeye çalışırdım. Babam sevdiği köşe yazarlarını okumayı bitirdiğinde,(100) annem güneş de biraz ısındığında, ablam beş on tane şarkıyı dinlemeyi bitirdiğinde denize girme teklifimi kabul ederlerdi. Ah 90lar… Taze güneş, denizin yüzünü tatlı tatlı okşarken dibini görebilme şansına eriştiğimiz sulara dalardık sevinçle. “Ördek suya daldı, zil çaldı” oyununu oynardık komşunun küçük kızıyla, Tilbe’nin kahkahaları betonu mutluluğa boğardı. Herkes Ona bayılırdı. Çok tatlı bir çocuktu çünkü. Sonra ailecek kaydırak oynamak da, küçük yeşil topumuzla top oynamaya çalışmak da oldukça eğlenceliydi. Annem suya kafasını sokmazdı ben de Onun aksine kafamı sudan çıkarmazdım. İskeleden balıklama atlayan babama özenirdim de balıklama atlamayı beceremediğim için çivileme atlardım. O dalışın çivileme olduğunu bile bilmiyorum,(100) balıkçı komşularımız vardı onlar söylerdi açıkçası. Babama üstat diyenler ben onlardan birinin misafirini iskeleden itince birden cephe aldılar Ona. Sanki iskeleden iten Oymuş gibi. Ne saçmaydı.

Oysa ne güzel oynuyorduk beraber. Şakasına itmiştim ben de kızı, nereden bileyim kızın ayağını midyenin keseceğini. Daha doğrusu, biraz yarılmıştı Elif’in ayağı. Çok korkmuştum Ona bir şey olacak diye. Ama deniz o gün o kadar güzeldi ki, çarşaf gibiydi ve dibi görünüyordu. Etrafta neredeyse kimseler yoktu, bir an önce denize benim gibi girmeyi istiyordu Elif. Ben de hem şaka olsun diye hem de bir an önce yüzelim diye itiverdim Onu. Sudan ağlayarak çıktığında gerçekten(100) ne yapacağımı şaşırmıştım. Şu an bu cümleleri okuyorsan, bir kez daha çok özür dilerim Elif. Zaten sonra hiç kimseyi itmedim de bir Ağustos günü ablamın halen gıcık olduğum arkadaşının çantasını atıverdim çalkantılı sulara. Suya attığım yere de kimse kolay kolay girmezdi. Çünkü orada insanın ayağı suya değmezdi, “denizin dibinde kocaman kayalar varmış ve onları yosunlar bürümüş” diye anlattıklarından dolayı mı ne nasıl korkardık biz çocuklar oradan denize girmeye. Kızın adını veremiyorum, iyisi mi Çilli Bom demek bence -evlendim, barklandım halen gıcık mıyım Ona neyse- o gün de ablamla benden çok zaman geçirmeye kalktı. Çantasını tutmak için yalvarmıştım(100) da “iyi madem ama dikkat et suya düşmesin, nüfus cüzdanım var” diye uyarmıştı beni. Peki ben ne yaptım? Çantayı bileğime doladım, tamam tamam o kadarını yapmadım da ablamla benden çok güldüğünü gördüm ve ta ta!

  • “Gözde, hayır. Hayır, yapmayacaksın değil mi?”

Sonbahara yaklaşırken denizi bilirsiniz. Lodosun baş döndürücü havası belli ki denizin de başını döndürür. Bu yüzden dalgalar çıkar, denizin rengi de garip bir yeşile çalar. Kayalık yerlerde, korkum mora döner. Denizin yüzeyinde bol bol deniz anası bulunur, köpükler çabası… Tanrım, korku filmi gibi. Tövbe yarabbim! Ne anlatıyordum, (100) attım Çilli Bom’un çantasını denize.

  • “Ne yaptın sen? Gözdeeeeee!”
  • “ Elimden kaydı abla, valla bak. Yoksa atar mıyım hiç?”

Ağustos da denize girmeye korkmayan bir cengaver, yetişti yardımımıza. Çanta batmadan atladı suya, aldı çantayı. Çilli Bom’un daha fazla bağırmasına gerek kalmadı böylece. Çantasına kavuşmuş olmasına rağmen, bana da düşmanca bakışlar fırlatıyordu bir yandan. Allah’tan yağmur başladı da evlerimize koşmuştuk.

Babam sayesinde kaç kere boğulmaktan kurtulduğumu da başka sefere yazarım artık.

Maalesef  90lı yıllarda vidanjörlerin aralıklarla “içlerini boşalttığı” sulara çok nadir girer oldum artık. Tıpkı çocukluğum gibi maviyi içimde yaşatıyorum ben de.

 

NUR GÖZDE GÜVEN

Denizlere yapılan bu kötülüğü asla unutmayacağımı her zaman biliyorum

(Şarkı önerisi: Chet Baker-Almost Blue)

https://www.youtube.com/watch?v=z4PKzz81m5c

NEREDEYSE MAVİ
0







Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!