
Kavaklar’dan Adalar’a gelen balıkçılar
Manyattan farkı daha çok deniz dibinden biraz üstte dolaşan balıkları avlamak için kullanılmasıydı. Büyükada’da bulunan ığrıp ağı 1940’lı yıllardan kalmaydı. Karadeniz’den Boğaza balık girdikten sonra bir bölümü Çanakkale Boğazı’ndan çıkar balığın diğer bölümü Adalar etrafındaki balık yataklarında ve volilerde kalırdı. O dönem Kavakların, Sarıyer’in, Beykoz’un balıkçıları, Adalar’da bu balık yataklarından avlanırlardı. Tayfalarına adada evler tutulur, ipek ağları(naylon değil) sahilde bir daha ki ava kadar kurutulmaya bırakılıyordu yoksa çürüyordu. Bu balıkçılar tutukları balığın bir bölümünü tüm adalılara, esnafa bila bedel dağıtırlardı. Akillas Millas Büyükada kitabında, esnafın hemen mangalda teneke kutu içerinde ateş yakarak bu gelen balıkları pişirdiğini anlatır. Çarşı ve adanın birçok yerinin pişmiş balık koktuğundan bahseder. Büyükadalı balıkçı Ziya Öztürk, bizim ava çıktığımız ipek iplikli Iğrıp ağının sahibinin o dönemlerde Boğazdan Büyükada’ya av için gelen balıkçılardan Sadık Reis’in olduğunu söylüyor. Ağ kumcu Sadri ve Bedri kardeşlerin evini kiralayıp balığa çıktığı o dönemlerden kalmaydı ve yıllardır evlerinde duruyordu. Biraz harap olmuştu, tamir edildikten sonra nostaljik ava hazırlandı.
Hristo Nanos’un kahvesi
Çarşıda yüzü pek gülmeyen Hristo Nanos’un kahvesi balıkçıların her zaman bir araya geldiği yerdi. Horoz Reis’te bu kahvede balığa çıkmadan önce kendi tayfasını toplar kahvaltısını yapardı. Bu kahve akşam eve gitmeden oturduğu kahvesini yudumladığı mekanıydı. Bizde Horoz Reis’in ölümünden iki yıl sonra genç balıkçı adayları olarak bu kahvede toplandık. Yanlış hatırlamıyorsam ığrıp eski usul balıkçılık önerisi adamızın renkli simalarından Büyükada’da o dönem gazete bayiliği yapan ve Borsa Pazarı adlı marketi işleten Recep Gümüşkaynak abimiz ile onun kardeşi Azım abi ve Tepeköy’de bakkallık yapan rahmetli Erdal Akgül öncülük ediyordu. Av için Erdal Akgül’ün teknesi ile Gümüşkaynak ailesinin kendi marketlerine ve adaya çeşitli gıda malzemesi taşıyan mavnasını kullanacaktık. Iğrıp ağının o zamanki sahipleri de Kumcu Sadri ve Bedri kardeşlerdi. Adalı balıkçılar Iğrıp yerine Irııp Irııp ! diyorlardı.

Eski usul balık yakalamaya Iğrıba gidiyoruz
Ertesi sabah saat 05.00’de Nanos’un kahvesinde toplandık. Bir hayli kalabalıktık. Kimler yoktu ki, Hasan Emzikli,(Yamyam), Yosun Restoranın sahibi Armen Türkmen (Karagöz) Tuli ve dedesi Sipiro amca, Mehmet Çevik, Kumcu Bedri ve Sadri kardeşler, Yorgancı Yücel, Atilla Güner, Veysel Bingöl, çarşıdan esnaflar, eski tip balığa merakı olanlar sabah kahvenin önünde işi gücü olamayan veya bizim gibi geleceğini bekleyen birçok adalı toplanmıştık. Hepimiz teknelere bindik. Etraf kapkaranlıktı, havanın aydınlanmasına daha çok zaman vardı. 1980 yılının karanlık bir Kasım ayında Neandros’a doğru yol alamaya başladı teknemiz Veysel’le mavnanın önünde denize doğru bakarak sabahın mahmurluğunu atmaya çalışıyorduk. Dil Burnu’nun biraz geçtikten sonra denizden bir ışık patlamasını gördüm gözlerimi sevinçle ışığa doğru çevirdim. Denizin dibinden yukarıya doğru çevrilmiş bir projektör ışığıydı sanki. Şu an bile o ışığın gücü hafızamda tüm parlaklığıyla durur. Bu teknenin altından geçen çok büyük bir balık damarının ay ışığındaki parlamasıydı. Yakamoz da kuyruk hareketinden hangi balık olduğu anlaşılıyordu. Sardalyeler, kolyozlar teknenin altında tüm parlaklığıyla geçiyordu.

Iğrıp akıntıya göre atılır…
Bu ışık balığın o yıllarda ne kadar bol oluğunu da bize hatırlatır. Teknemiz Neandros’a yanaştığında Atilla ve Veysel ile diğer birçok adalı gibi hemen kıyıya çıktık. O sırada usta balıkçılar, Iğrıp ağının volinin hangi tarafından atılmasıyla ilgileniyorlardı. Dipte İstanbul suyu mu yoksa İzmit suyu mu akıyordu. Bunun için bir sandal çıkardılar ve uzun ipe bağlı iskandili denizin içine saldılar. İskandil sayesinde suyun İzmit yönüne mi, yoksa İstanbul yönüne mi aktığını öğrenilecekti ve koca ığrıp ağını ona göre ağın taşlara takılmaması için volinin hangi tarafından denize döküleceğine karar verilecekti.

Reis, suların İzmit yönüne doğru olduğunu öğrenip volinin sağ tarafını seçti. Reis az önce dip suyunu öğrenmek için kullandığı sandalın içine Iğrıbın bağlı bulunduğu ipi aldı. Iğrıp ağını volinin etrafına dökmeye başladı. Biz ise Iğrıp ağının diğer ipini tutmuş volinin kıyısında kara tarafında bekliyorduk. Iğrıp ağı denize döküldükten ve 20 dakika sonra Reisin “Çekin” talimatıyla belimize bağladığımız bir başka halatla heyamola diyerek Iğrıbın uzun ipine kolon atmaya başladık. O kadar ağır bir şey çekmeye başlamıştık ki onlarca kişi birden eğilerek ayaklarımız kıyıda kayarak toprağa sabitlemeye çalışıyorduk. Karada onlarca kişi belindeki kolonları bir halata bağlayarak denizdeki bir ağı kıyıya çekiyordu görülmeye değer bir manzaraydı. Aslında bu durum iyi bir haberi de müjdeliyordu ağımızın torbası balık doluydu. Herkes daha uyurken, Büyükada’nın arkasında komşu ülke Yunanistan’dan gelen Androsluların kendi adalarına benzettikleri için yeni anlamına gelen ‘Neandros adasında biz ter içinde kalmış aynı zamanda rızkımızı da çekiyorduk. Karadan bir ağı çekerek yapılan eski usul balıkçılık işe yaramıştı. Iğrıp ağının içerisi; kolyozlar, sardalye ve gümüşlerle kaynıyordu.

Bugün hayatta olamayan adalılara rahmet olsun
Ağı ve balığı karaya oradan da tekneye aldık. Neandros’dan saat 10.00 doğru ayrıldık. Sahildeki Yosun lokantasının sahibi Armen Türkmen o sırada teknenin kıç tarafında oturuyordu birden gözden kayboldu. Bir sesle herkes ayaklandı Armen Türkmen denize düşmüştü uyarılar bağırtılarla tekne durdu ve geri döndü Türkmen denizden çıkarıldı. Alaydan kurtulmak için teknenin içerisine gelmedi. Sırılsıklam olmuş elbiseleriyle teknenin ardından soğukta titreye titreye adaya kadar gitti.
Iğrıpta yakalanan balıklar tahta kasalara taşacak şekilde dolduruldu doğruca Azapkapı’daki İstanbul Balık Hali’ne doğru yola çıktı. Satıştan sonra gelen para ise Hal vergisi çıkarıldıktan sonra yarısı mal sahibine diğer yarısı ise Reis ve tayfalara paylaşıldı. Balık bol olduğu için gelen para ile epey rahat günler geçirdik. 12 Eylül darbesinin o karanlık günlerini üzerimizde yarattığı olumsuz etkiyi, nostaljik eski usul balıkçılık Iğrıp sayesinde bir nebze atlattık. Bir aya yakın bu eski tip balıkçılığı keyifle, eğlenerek ayrıca para kazanarak sürdürürdük. O gün çıktığımız nostalji avında bulunanları büyük çoğunluğu şimdilerde hayatta değil. Bu güzel günleri yaşamımıza olanak sağlayan hayatta olamayan adalılara rahmet olsun.

Iğrıp: Dalyanlardan sonra Doğu’da balık avında kullanılan en eski ve en büyük araçlardan biridir. Bizans döneminden beri şeklini ve büyüklüğünü korumuştur. Deniz dibinden bir parça üstte dolaşan balıkları avlamakta kullanılırken, manyat dipte bulunan balıkları avlamakta yararlanılır.
Iğrıpların boyutları ve donanımı, yakalanacak balıkların büyüklüğü, balık avlanacak yerlerin akıntıları ve diğer özelliklere göre değişir.
Iğrıplar a) Boğaz Iğrıbı; B) Marmara Iğrıbı ve Ada Iğrıbı; C)Palamut Iğrıbı; d) Açık Iğrıp (Göl Iğrıbı) şeklindedir.

ADİL BALİ
Kaynak: Türkiye’de Balık ve Balıkçılık Karekin Deveciyan İstanbul Balıkhanesi Müdürü




















