Çok uluslu enerji şirketlerinin boy gösterdiği ve zengin hidrokarbon yataklarıyla dikkat çeken Doğu Akdeniz’de sismik araştırmalar yapan MTA Oruç Reis'e donanmanın 5 gemilik bir filo ile eşlik ettiği açıklandı. 1 fırkateyn ile 4 korvetin sürekli takip ettiği MTA Oruç Reis'e F 16 savaş uçakları da havadan tam koruma sağlıyor. Ayrıca deniz karakol uçakları ve helikopterleri de bölgede devriyelerini sıklaştırdı.
Yeni Navtex ilanıyla birlikte Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarında sismik araştırma faaliyetine başlayan MTA Oruç Reis araştırma gemisine Türk Deniz Kuvvetleri tarafından refakat ve koruma sağlanıyor. Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Aksaz Deniz Üssü’nden kalkan Barbaros sınıfı bir fırkateyn ile 4 korvet MTA Oruç Reis’in çevresinde tam koruma sağlarken insansız hava araçları ve uçaklarla da destek sağlanıyor. Türk hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı F 16 savaş uçakları da Oruç Reis’i koruyan filoya havadan desteğini kesintisiz sürdürüyor.
Bilindiği gibi Ağustos 1914’te, o günlerde “Büyük Savaş” olarak anılan I. Dünya Savaşı başladığında Osmanlı Devleti, Türk-İtalyan ve Balkan savaşlarının ağır sonuçlarını henüz atlatamamıştı. Üsküp, Selanik ve Manastır gibi Balkanların önemli merkezleri kaybedilmişti. İngiltere ve Fransa’nın Rusya ile yakınlaşması, Osmanlı’nın ise II. Abdülhamit döneminden beri gelişen Almanya ilişkilerine daha fazla önem vermesine yol açtı. Bu yakınlaşmanın sonucu olarak 2 Ağustos 1914’te, İstanbul’daki Alman elçisi ile Rusya’ya karşı gizli bir savunma ittifakı imzalandı ve aynı gün seferberlik ilan edildi. 29 Ekim 1914’te Osmanlı donanmasına katılan Yavuz Sultan Selim ve Midilli’nin Karadeniz’de Sivastopol ve Odessa limanlarını bombalamasının ardından, Rusya 2 Kasım 1914’te Osmanlı’ya savaş ilan etti ve böylece Osmanlı Devleti fiilen savaşa girdi. Bu süreçte İngiliz donanması da Çanakkale Boğazı önlerinde bulunuyor ve 3 Kasım 1914’te boğaz girişindeki tabyaları bombardımana tutuyordu.
Merhaba Dostlar;
Çocukluk yaşlarımdan buyana çizgi roman okumayı oldum olası hep sevmişimdir. Her ne kadar o dönemlerde bu yayınlar yanlış bir tespitle zararlı yayın diye adlandırılsa da, okuma alışkanlığı edinmemde çizgi romanların önemli katkısı olduğunu yadsıyamam. Zaman içerisinde teknolojinin ilerlemesi ile çocukluğumda severek okuduğum, çizgi roman kahramanlarını sinema sahnesinde muhteşem efektlerle izleme imkanına ulaştığım kırklı yaşlarımda hala bu kahramanlara sempati beslemekten kendimi alamam.
Ne zaman seçim sürecine girilip oy isteyen adaylar ortaya çıksa, başımı dinlemek için kendimi edebiyat denizinin tuzlu sularına atarım. Orada yüzerken ilginç bulduğum metaforlar yani benzetmelerin başında edebiyat dünyasının düşsel varlıkları gelir. Bunlardan biri ‘Fastitocalon’ yani Canavar Balina, adını duydunuz mu bilmiyorum, Aziz Brendan söylencesinde, Binbir Gece Masalları’nda veya ‘Acaibü’l Mahlükat’ isimli eserde eski denizcilerin gözleriyle şahit olduğu, okyanusların derinliklerinden gelen ve her türlü kötülüğü acımasızca yapan devasa bir kaşalot olarak anlatılır. Eski Ahit ‘Süleyman’ın Meselleri’nde ise kahpeliğin simgesidir. Piri Reis bile o meşhur dünya haritasında fastitocalon canavarını göstermiştir.