1. Haberler
  2. Genel
  3. SONA DOĞRU… AYDAN AMİRALİN ARDINDAN

SONA DOĞRU… AYDAN AMİRALİN ARDINDAN

Tam 26 senedir Foça’da yaşıyorum. "Foça’nın kara taşına basan burada kalır" derler ya; benim hikayem biraz farklı oldu. Seneler evvel Aliağa’da gemiden ayrılıp havaalanına doğru giderken acentem, "Süvari Bey, uçağın kalkmasına daha çok var, gel sana şurada bir balık yedireyim," dedi. O "şurası" dedikleri yer Foça çıktı. O dönemlerde küçük bir kasaba olan Foça’da kara taşa basmadım ama deniz beni içine çekti. Mitolojide denizcilerin yurdu derlermiş; anlaşılan ben de o yurda kayıt oldum.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Foça, Çıkarma Gemileri Komutanlığı ve Deniz Piyade Birliği’ne ev sahipliği yapar. Deniz Piyadeleri burada tanıdım, en iyi dostlarım oldular; son derece yardımsever ve sıcakkanlı insanlardır. Ancak bir de yaşamın ve yaşanmışlıkların yorduğu, huzur için sakin bir köşe arayanlar vardır. Onlardan biri de Türkiye’nin uluslararası alanda yetiştirdiği en önemli ressamlardan Avni Arbaş’tı. Onunla geçirdiğim üç sene hayata bakış açımı değiştirdi. Hiç aklımdan çıkmayan o öğüdü şuydu: “Bir gün bazı insanlar için sadece bir anı olacaksınız. Elinizden gelenin en iyisini yapın ki iyi hatırlanasınız.” Nazım Hikmet’in de dostu olan Avni Ağabey’i 18 Ekim 2003’te kaybettik; şimdi Aşiyan’da huzur içinde uyuyor.

Koramiral Aydan Erol ile tanışmam ise tamamen bir tesadüf eseri oldu. Bir sabah eski dostum Nabi Albay’a uğradığımda, bahçeye mayolu ve sırtında havlusuyla orta yaşlı bir bey girdi. Ev sahibi Jale Hanım’a şakacı bir sitemle acılı çiğ köfteleri, kebapları, boğma rakıları unuttuğunu söylüyordu. Ben onu önce Güneydoğulu bir jandarma paşası sandım fakat sonradan öğrendim ki o ne rakı içer ne de acı yermiş; hepsi sabah şakalarından biriymiş. Meğer Feneryolu’ndan da komşumuz olan Aydan Paşa ile dostluğumuz böyle başlamış.

Aydan Paşa, denizci olmasına rağmen rütbeli dönemlerinden veya gemilerden pek bahsetmezdi. Onun gerçek tutkusu felsefe, mitoloji ve müzikti. İstanbul’daki konser sezonlarını kaçırmamak için Eylül’de Foça’dan döner; Süreyya Operası ve Caddebostan Kültür Merkezi gibi sanat duraklarının müdavimi olurdu. Shostakoviç’in Leningrad Senfonisi’ni yazarken siper kazıp itfaiyecilik yaptığını, Rodrigo’nun Gitar Konçertosu’nun “hüzün, isyan ve devrim”den oluştuğunu hep ondan öğrendim. Operayı ise “sırtından bıçaklananın kan kaybederken şarkı söylemesi” olarak tarif eder, buna karşılıklı çok gülerdik.

Mitolojiye de çok hakimdi; Poseidon’dan Amphitrite’ye kadar deniz tanrılarını ondan dinlerdim. Birlikte felsefe konuşur, anlaşamadığımız bir konu olduğunda “Bunu ancak Ban Ki-moon çözer, ben bir arayıp döneyim,” diyerek işi şakaya vururdu. 80 yaşındayken bile zihni berraktı; felsefe, mitoloji ve Foça üzerine tam yedi kitap yazmıştı. Son kitabının adı ise “Sona Doğru”ydu.

Maalesef o sona çok sarsıcı bir şekilde tanıklık ettim. 12 Şubat Perşembe günü onu ziyarete gittiğimizde çok heyecanlıydı. Elinde bir dosya kağıdı, “Bak kaptan, bu 28 Şubat hâlâ bitmedi,” dedi. Resmî Gazete’den bir kupür gösteriyordu. Heyecanla konuşurken bir ara elini göğsüne koydu, başı öne düştü ve o an her şey bitti. Eşim Nejla nabzını ölçtüğünde çoktan düşmeye başlamıştı. İki saat süren kalp masajı çabalarına rağmen onu kurtaramadık.

Cenaze süreci ise ayrı bir utanç vesilesiydi. Kardak krizinin kahramanı, Yunan bayrağını indirip Türk bayrağını diken komutana bir merasim bile çok görüldü. Tabutuna saracak Türk bayrağını oğlu dışarıdan bulup getirdi. Top arabası dahi verilmedi, cenaze arabasına şükreder hale geldik. Oysa o, 28 Şubat davası kapsamında önce Sincan sonra Silivri’ye kapatılmış; hiçbir imzası veya beyanatı olmamasına rağmen bu haksız sürecin kurbanı olmuştu.

Onu, tam yedi sene evvel Savarona’da çok mutlu olduğu bir 14 Şubat gününün yıl dönümünde toprağa verdik. Kazım Koyuncu’nun “İşte gidiyorum, şikayet etmeden…” şarkısındaki gibi sessizce aramızdan ayrıldı. Biz denizlerde çok defa ölümle burun buruna geldik ama hep diri kaldık; fakat ben, yanı başımdaki Aydan Paşamı diri tutamadım. Bu travmayı hala yaşıyorum.

Huzur içinde uyu sevgili Paşam. Işıklar üzerinden eksik olmasın.

Kaptan Mehmet Ali SÖKMEN

SONA DOĞRU… AYDAN AMİRALİN ARDINDAN
0







Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!