Su kürenin derinlerine inerek bambaşka bir alemin canlılarını görüntüleyen Dr. Tolga Taymaz, ülkemiz sualtı fotoğrafçılığının başarılı temsilcilerinden. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra uzmanlığını Taksim Eğitim Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı’nda tamamlayan Dr. Tolga Taymaz, 1997’den beri yaptığı tüplü dalış sporunu 2001 yılında sualtı fotoğrafçılığı ile taçlandıran bir isim. Analog tabir edilen filmli Nikonos 5 ile çektiği ilk fotoğraflarının ardından dijital görüntüleme sistemlerini başarıyla uygulayan Taymaz, pek çok sualtı görüntüleme üstadının gönül verdiği SUFOD (Su Altı Fotoğrafçıları ve Filmcileri Derneği) yönetim kurulu üyesi. Acil tıp ve sualtı tıbbı gibi mesleki alanlarının dışında pek çok alanda kendini geliştiren Dr. Taymaz oğlu Ömer Ege’ye de miras bıraktığı sualtı fotoğrafçılığını yaşam tarzı olarak benimsiyor. Sualtında olmanın meditasyon gibi zihinsel bir arınma yaşattığını belirten Taymaz, “Kafamı suyun altında soktuğumda o büyülü dünyada huzur buluyorum. Özellikle canlılarla hemhal olmaya çalışmak beni bambaşka alemlere götürüyor” mesajıyla doğayı içindeki tüm güzelliklerle birlikte korumamız gerektiğini vurguluyor.
Kızıldeniz, Türkiye’ye yakın bir dalış cenneti… Suya başınızı soktuğunuz andan itibaren, olağanüstü ve rengarenk bir su altı dünyası sizi karşılıyor, bu fotoğrafı, Mısır’ın, 1960’lardan sonra Hippiler’in uğrak yeri olmuş olan Dahab şehrinde, ünlü Blue Hole’ün dış tarafında çektim, Kızıldeniz’de çok bulunan Anthias balıkları, mavi zeminde baş döndürücü bir güzellikte görünüyorlar.
Selimiye’de bir dalış noktası, sınırlı bir alanda avcılığa kapalı olan bu noktada, 2 metreden başlayarak yoğun bir balık popülasyonu sizi karşılıyor.
Akdeniz ve Ege Denizi’nde en çok bulunan balıklardan Karagöz, fotoğrafı İzmir Karaburun’da çektim.
Kaş’taki DC-3 Dakota uçak batığı, her seferinde fotoğraf çekmeye doyamadığınız bir görsellik sunuyor. 22 metredeki uçağın altında birçok canlıyla karşılaşmanız mümkün.
Yine Kaş’ta, her zaman göremediğimiz bir dikenli çütre, o günkü dalışta yanımda 100 mm makro objektif vardı ve balığın güzelliği kadraja böyle girdi.
Bozkırın ortasında, Eskişehir’in Çifteler ilçesinde, Sakarya Nehri’nin yeryüzüne çıktığı yer, inanılmaz bir dalış bölgesi. Maksimum derinliğin 4 metre olduğu, birbirine yakın 4 noktada aynı gün dalış yapmanız mümkün. Fotoğraf, saniyede 6 ton suyun dünyaya kavuştuğu yerin birkaç metre yan tarafından çekildi. Yaz-kış su sıcaklığı 20-22 derece.
Orfoz, biz dalıcılar için bir evcil hayvan gibidir. Üzerinde Remora’nın da olduğu bu güzel canlıyı, Kaş’ta çektim.
Anadolu’da tadına doyulmaz bir başka dalış noktası da, Sivas’a 130 km uzaklıktaki Gökpınar Gölü. Burada yazın su sıcaklığı 12 derece, ancak müthiş berrak suda büyülendiğiniz için soğuğu hissetmiyorsunuz. 9 metredeki zeminden kaynayan suyun yanında bolca alabalık size dalışta eşlik ediyor. Dalıştan sonra ise ünlü Şuğul Kanyonu’nu ve yakındaki minik şelaleleriyle Darende’yi de ziyaret edebilirsiniz.
İstanbul’a çok yakın mesafedeki Sapanca Gölü’nün adı pek dalışla anılmasa da makro fotoğraf çekmek için oldukça güzel görüntüler sunar. Fotoğrafta, gölde bolca görebileceğiniz bir Kayabalığı var. Yazın su sıcaklığı 27 dereceye kadar çıkıyor.
Son fotoğraf ise, denizlerimizde bolca görebileceğiniz, temas halinde bir süre canınızı yakabilecek olan deniz çıyanına ait. Suyun altında hiçbir şeye dokunmamamız gerektiğini bir kez daha hatırlatarak güzel ve emniyetli dalışlar diliyorum.
Orta Doğu’da yaşanan jeopolitik gelişmeler, küresel kruvaziyer turizminde yeni bir rota değişimini beraberinde getirdi. Bölgedeki güvenlik riskleri nedeniyle 2026–2027 ve 2027–2028 sezonlarına yönelik sefer programları yeniden düzenlenirken, Akdeniz uluslararası kruvaziyer turizminin önemli alternatif merkezlerinden biri haline geliyor. Orta Doğu’da devam eden jeopolitik gerilimler ve bölgesel güvenlik endişeleri, dünya kruvaziyer sektörünün gelecek dönem planlamalarını doğrudan etkiliyor. Özellikle Basra Körfezi ve Kızıldeniz’de planlanan seferlerin iptal edilmesi veya farklı destinasyonlara yönlendirilmesi, uluslararası kruvaziyer turizminde yeni bir hareketlilik oluşturdu. Sektörde faaliyet gösteren birçok uluslararası operatör, 2026–2027 ve 2027–2028 sezonlarına ilişkin programlarını yeniden düzenlerken gemi kapasitelerinin bir bölümünü Akdeniz, Avrupa, Karayipler ve Güney Amerika gibi alternatif bölgelere kaydırdı. Sea Genesis Group Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Yazıcı, yaşanan gelişmelerin Akdeniz’deki rekabeti artırabileceğini belirterek Türkiye’nin bu süreçte önemli fırsatlarla karşı karşıya olduğunu değerlendirdi.
İMEAK Deniz Ticaret Odası’nın dört şubesinde 1 ve 2 Ekim’de gerçekleştirilen seçimlerde, resmî olmayan sonuçlara göre mavi listeler üyelerin tercihi oldu. İskenderun’da üç, Kocaeli’de iki listenin yarıştığı seçimleri Mavi Liste kazanırken, Karadeniz Ereğli’de ve Aliağa’da tek listeyle seçime katılan ekipler güven tazeledi.
İran ile Irak arasında 22 Eylül 1980’de başlayan ve sekiz yıl süren savaş, Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde eşine az rastlanan bir eşzamanlılıkla kesişir. Bu tarihten yalnızca on gün önce, 12 Eylül 1980’de Türk Silahlı Kuvvetleri “Bayrak” kod adlı harekatla yönetime el koymuş, Türkiye Büyük Millet Meclisi feshedilmiş, siyasi partiler kapatılmış ve ülke Milli Güvenlik Konseyi yönetimine girmişti. Türkiye, kendi demokratik rejimini askıya aldığı günlerde, iki komşusunun birbirine karşı topyekûn bir savaşa giriştiğini izlemek zorunda kaldı. Bu çakışma, savaşın Türkiye’ye etkilerini salt bir dış politika meselesi olmaktan çıkarıp, ülkenin iç rejimi, ekonomik yönelimi, basın düzeni ve güvenlik mimarisiyle iç içe geçmiş bir meseleler yumağına dönüştürmüştür. İran-Irak Harbi, Türkiye’nin girmediği, fakat sekiz yıl boyunca her gün içinde yaşadığı bir savaş olarak, hem dış politikanın manevra alanını belirlemiş hem de iç siyasetin ekonomik ve güvenlik gündemini doğrudan şekillendirmiştir.
Arşividen Osmanlı tarihine ışık tutan nadide bir görsel seçkiyi gün yüzüne çıktı. 1909 yılında yayınlanan Şehbal mecmuasının 6. sayısında yer alan ve 10 Mayıs 1909 tarihinde gerçekleşen Sultan V. Mehmed Reşad’ın “Kılıç Kuşanma” (Cülus) törenini belgeleyen 3 fotoğraf, dönemin siyasi atmosferini tüm ayrıntılarıyla yansıtıyor.