Virüsten Doğaya Sığınanlar

Onlar, birçok alışkanlığı ve toplumsal davranış modelini değiştiren salgın nedeniyle sınırsız konfor alanı sunan evlerinden teknelerine, karavanlarına ya da çadırlarına taşınan doğa ve deniz severler. Günlük hayatlarını ve sorumluluklarını hiç aksatmadan yeşilin ya da mavinin tam ortasında sürdürdükleri hayatlarını, zorunlu terfi ettikleri bir hediye gibi görüyorlar. Tüm insanlığı hazırlıksız yakalayan ve bilim dünyasına bilmediği yerlerden sorular soran koronavirüs pandemisi sonrasında da beton duvarlarla çevrili konforlu evlerine dönmeyecek gibi gözüküyorlar. Zamanı değerli kılanın, özgür, güvenli ve huzurlu olmaktan geçtiğini küresel salgın sırasında bir kez daha keşfedenlerin mesleklerini teknelerinde, karavanlarında ya da kamp çadırlarında nasıl sürdürdüklerini, günlük ihtiyaçlarını nasıl en aza indirip doğayla uyumlu bir süreç geçirdiklerine tanık olduk.
SERHAN-ÖNEM OĞUZ
“HER SABAH MAVİ BİR YORGANIN ÜZERİNDE UYANIYORUZ”

Her sabah mavi ve engin bir yorganın üzerinde uyanarak günlük yaşamlarını denizdeki teknelerinde sürdürenlerle yani teknede yaşayanlarla başlıyoruz. 4 denize kıyısı olan 4 bölgesinde toplam 8 bin 337 kilometrelik kıyı şeridine sahip Türkiye’de Deniz Ticaret Odası’na kayıtlı sadece 49 marina bulunuyor. 4 mevsim denizi kullanmaya imkan veren şanslı coğrafyamızın güzelliklerinden faydalanan tekne sahiplerinden bazıları küresel tehdide dönüşen koronavirüs sürecinde hem kendilerini güvenli hissederken hem de yeni bir yaşam alışkanlığı edindiler. Sınırsız konfor sunan metropol içindeki evlerindeki riskleri göz önüne alarak teknelerine taşınan ve artık deniz üzerinde yaşayan denizciler, gelir seviyesi ne olursa olsun minimal bir yaşamın mümkün olduğunu da kanıtlıyor.

“Teknede yaşayarak şehrin grisini maviye çevirdik”
Koronavirüs pandemisinin sosyal hayatlarını kısıtlamasıyla Tuzla’daki evlerinden, oğullarının ismini taşıyan tekneleri Can’a taşınan Serhan ve Önem Oğuz çifti, deniz üstü yaşama terfi etmenin keyfini çıkartıyor. Yaşam alanlarını ve konforlarını küçülterek kendilerine ve birbirlerine daha çok vakit ayırdıklarını söyleyen Oğuz çifti, 3 yıldır sahibi oldukları tekneleri Can’ı Marmaris’ten Tuzla Viaport Marina’ya getirerek koronavirüs sürecini geçirmeye karar verdiklerini belirtiyor. Teknede yaşamanın erken kalkmayı sağladığını söyleyen Serhan Oğuz yönettiği işyerinin günlük işlerini saban bitirdikten sonra tekneyle ilgilenmenin kendisini yenilediğini ekliyor. İşletmeci ve yatırım firması yöneticisi Serhan Oğuz, “Babam deniz subayı olduğu için denizde doğup büyüdüm.

Eşimle denizde olmayı çok seviyorduk ve 3 yıldır sahibi olduğumuz tekneyi pandemi süreciyle birlikte İstanbul’a getirdik. En önemlisi hayatımızdaki güzelliklere ara vermeden kendimizi güvende hissediyoruz. Deniz üstünde çok güzel uyur, sabah erkenden neşe içinde uyanırsınız. Teknemizi tuzla sudan arındırmak için her gün yıkamak bile keyif veriyor. Evinimizin balkonunda (teknede havuzluk) kahvaltı yapıyoruz. Günlük işlerimiz için bilgisayarlarımızı açıp, telefon konuşmalarımızı yapıyoruz. Eğer işlerimizi bitirirsek her gün seyre çıkıyoruz. Teknede gerçek anlamda eski komşuluk ilişkileri sürüyor. Diğer teknelerle yardımlaşma bizi mutlu ediyor” dedi.

“Teknemiz evimiz yani kaplumbağanın kabuğu”
Uluslararası bir kolejin müdürlüğünü yürüten ve teknede uyandıktan sonra işine giden Önem Oğuz ise, “Pandemi de eve kapanmadık. 26 yaşındaki Can evde tek yaşıyor. Günlük hayatımız evde öyle hızlıydı ki karı koca birbirimizi göremiyorduk. Koronavirüs döneminde yani son 1 yıldır teknemize taşındık. Kaplumbağanın kabuğu olarak görüyoruz ve tekne evimizi çok seviyoruz. Kahve bile içmeye bile fırsat bulamazken şimdilerde kendimize vakit ayırıyor, sohbet ediyoruz. Yaşam alanımızı küçülterek taşındığımız denizdeki evimiz pandemi de bize yeni bir yaşam sundu” dedi. Teknede günlük yaşantılarını sürdürürken eşyalarını azaltmak zorunda olduklarını ve minimal bir hayatı seçtiklerini belirten Önem Oğuz, “Sabah kalkıp hazırlanıyorum ve açık havada kahvaltının ardından okula gidiyorum.

Teknede her şeyin pratik ve elinizin altında olması gerekli. Zaten teknede çok fazla eşyaya ihtiyaç duymazsınız. Akşam eve geldiğimde denize açılırsak bana ödül olur. Çünkü denize açıldığımızda kendimi çok iyi hissediyorum. Teknede yaşamayı çok seviyorum. Karabatakların daldığını görmek, sakarmekenin seslerini işitmek, dalgaları hissetmek ya da bir sabahın habercisi martının misafir gelmesi doğanın ne kadar güzel olduğunu anlatıyor. Yani doğa ile duygusal bir bağ kuruyorsunuz. Günlük seyahatlerimiz sırasında İstanbul adalarına İspanyol ya da İtalyan isimleri vererek kendi eğlencemizi yaratıyor kendimizi Akdeniz’de hissediyoruz. Yolculuğu yaptığımız teknemiz zaten evimiz. Arkadaşlarımızı, misafirlerimizi teknemizde ağırlıyoruz yani artık deniz üstü yaşam bizim anlayışımız oldu” dedi.





















