İzlenen politikalar
Balıkçılığımızda 1971 yılından beri izlenen devlet politikasında, merkezi otorite sorumluları köken olarak balıkçılık eğitiminden gelmedikleri için gerçeğin ne olduğunu bir türlü görmediler, göremediler ve ikincil bilgi eğitimine sahip yöneticilerle Türkiye balıkçılığının büyük bir çöküntüye uğramasının nedenini oluşturdular. Sonuçta balıkçılık sektörü de haliyle kalkınmadan yoksun kaldı. Merkezi otorite bünyesinde son on yıllık süreçte ise su ürünleri mühendislerinin kademeli olarak yer alması olumlu bir gelişme oldu. Hal böyle olmakla beraber merkezi otoritenin aldığı kararlarda onların da etkinlik güçlerinin siyasi baskılarla şimdilik sınırlı düzeyde kaldığıdır.

Su Ürünleri Kanunu’nun 14. maddesi “Tarım ve Orman Bakanlığı su ürünleri ile ilgili her türlü araştırmayı yapmak ve yaptırmakla görevlidir” hükmüne amirdir. Hal böyle olmakla beraber balıkçılıktan sorumlu merkezi otoritenin üretimdeki hedef tür balık stoklarında izlenen çöküntüler karşısında, geçmişten günümüze sorunun çözümü için radikal kararlar alıp, güdümlü balıkçılık araştırma projelerine yönelmesi gerekirken genellikle kısa dönemli araştırmalara yönelmesi bir noksanlığı oluşturmuştur. Sonuçta balıkçılıktan sorumlu kurum on yıllardır kanunda bahsi geçen hükmü akılcı ve verimli şekilde gereğini yerine getiremediği için 40-50 yılı bulan süreç yitirildi. Türkiye balıkçılığında ekonomik öneme sahip türlerinin stok tespiti ve bunun korunarak sürdürülebilirliğini ortaya koyacak güdümlü proje araştırmalarının gündemde bir türlü yerini alamaması, bununla ilgili fonların sağlanamaması ülke olarak bilimin ve araştırmaların evrensel önemini kavrayamamanın bir göstergesi oldu. Geçmişte deniz balıkları stoklarımızda sürekli çöküşler izlendiği halde balık avcılığı ve filo gücünü artırma uygulamaları merkezi yönetim tarafından balıkçıya şirin görünme düşüncesiyle desteklenmiş ve sonuçta Türkiye balıkçılığı çökmüştür.

Günümüzde ise AB’nin dayatması sonucu endüstriyel filoyu artırma teşvikinden geri dönüş yapılmıştır. Ne var ki asli av gücünü oluşturan endüstriyel balıkçı teknelerinde azalma hedeflenmişken, bu gerçekleştirilememiş tam tersine destek verilen geleneksel balıkçı teknelerinde azalma oluşmuştur. Haliyle av filosu fazlalığı olumsuzluğu ile ortadadır.
Göremediklerimiz ve algılayamadıklarımız
Tüm siyasi partilerimizin Türkiye balıkçılığı ile ilgili elle tutulur bir politikaları olmamıştır. Bunun en somut göstergesi, partilerin seçim beyannamelerinde balıkçılık sektörü ile ilgili öngörülerinin ya hiç bulunmaması ya da içi doldurulmamış bir iki cümle ile geçiştirilmiş olmasıdır. Ülkemizde 1982 yılından günümüze kadar sayıları yirminin üzerinde su ürünleri ile ilgili fakülte veya yüksekokulu açılması balıkçılıkla ilgili sorunların giderilmesine merhem olamadı. Söz konusu eğitim kurumlarından mezun olan en azından balıkçılık konusunda teorik eğitimle donanımlı olan bu kişiler balıkçılıkla ilgili resmi kurum ve kuruluşlarda uzun yıllar yeterli sayıda istihdam edilmediler. Tam tersine farklı eğitim dallarında tali düzeyde balıkçılık eğitimi olan bireylerin kadrolaşması (İlk aşamada Ziraat Mühendisleri, ikinci aşamada ise Veteriner Hekimler)1971-2010 yıllarını kapsayan süreçte egemen oldu. Bu oluşum çağdaş balıkçılık yönetiminde oluşan boşluğun nedenini oluşturdu.

Merkezi otoriteye bağlı araştırma enstitülerinin zaman içerisinde olumlu gelişmeler olmasına karşın bir türlü güdümlü araştırmalara yönelemedikleri ve yeterli finansal desteği alamadıkları belirgindir. Böylesine bir ortamda, kısıtlı bütçeye sahip üniversitelerin güdümlü balıkçılık araştırmalarına yönelme şansının ise hiç olmadığıdır. Bu nedenle devletin üniversitelerdeki enstitülere destek vermeleri kaçınılmaz olmaktadır. Ne var ki TÜBİTAK destekli olarak üniversitelere sağlanan mali olanaklar yetersizdir ve devamlılığı da söz konusu değildir. Hükümetlerce araştırmalara ayrılan fonların gelişmiş ülkelerce ayrılanların çok gerisinde kalması, araştırmaların ve balıkçılığın kalkınmasının önünü kesen bir gelişme olmaktadır.
Sürekli izlenmesi ve askıda bırakılmaması gereken konu
Balıkçılığın çağdaş yönetimi ve sucul canlı kaynakların korunarak sürdürülebilirliğini sağlamak için balıkçılık biyolojisine dayalı araştırmaların kesintisiz sürdürülmesi ve bunun ilke edinilmesi esastır. Yapılması gerekenler en yalın şekliyle şu şekildedir. Balık stokunu saptamada kullanılan yöntemlerden biri ihtiyoplanktonolojik (balık yumurta ve larvaları) araştırmalar aracılığı ile yumurtadan hesaplama yöntemidir. Diğeri ise av sezonunda demersal balıklar için alan tarama yöntemi ile pelajik balıklar için ise stok ölçümlerinin akustik aletler (echo-sounder, sonar) yardımıyla hesaplanmasıdır. Stok araştırmalarının yanı sıra balığın davranışına etki eden faktörleri belirlemek için denizel ortamın hidrografik özelliklerini belirleyen araştırma çalışmalarının da yapılması esastır. Aksine bir durumda sucul canlı kaynakların ve ortamının bilimsel anlamda izlenilmediği ve gereklerinin yerine getirilmediği sonucu ortaya çıkacaktır.
Yapılması gerekenler
Türkiye’nin Akdeniz çanağındaki balıkçılığında, balık üretim boyutunun üstünlüğü çok belirgindir. Bugün için Karadeniz’in de dâhil olduğu Akdeniz çanağında yaklaşık 25 ülke, yılda toplamda bir milyon yüz bin ton ila bir milyon iki yüz bin ton üretim yapmaktadır(1). Türkiye ise söz konusu kaynaktan TUİK kayıtlarına göre, yılda ortalama yedi yüz ila sekiz yüz bin ton balık (kültür balığı dâhil) üretmektedir. Bu bağlamda balıkçılığımızın korunarak sürdürülebilirliğinde, güdümlü balıkçılık araştırmalarının ticari balıkçılıkla paralel şekilde devrede olması bir gerekliliktir. Bu gereklilikte en önemli dayanak “ölçülmeyen ve sayısal olarak ifade edilemeyen sucul canlı kaynaklar sağlıklı değerlendirilemez” ilkesidir.

Bu görüşten hareketle, Türkiye balıkçılığının yönetiminde, bugünkü yönetim ve yönetişim modelinin dışında iki uygulama modelinden söz edilebilir. Birincisi; balıkçı kooperatif ve birliklerde var olan potansiyeli akılcı biçimde değerlendirerek bünyesinde her türlü akreditasyona(*) açık bir araştırma biriminin hayata geçirilmesidir. Böyle bir girişim, kooperatifleri ulusal düzeyde bünyesinde toplayan fakat yoğun eleştirilere de muhatap olan SÜRKOOP (Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği) yürütücülüğünde gerçekleştirmek olasıdır.
Balıkçılık camiası bünyesinde yasal çerçevesi belirlenerek oluşturulacak bir araştırma birimiyle tüm denizlerimizde aynı zaman diliminde yapılacak stok çalışmaları ile denizlerimizdeki canlı kaynakların konumu çok yönlü olarak belirlenebilir. Bu belirlemeye balıkçılıktan sorumlu merkezi otorite yetkilileri ile akademik kuruluşlar da paydaş olarak dâhil edilebilirler. Sürekliliğin öngörüldüğü bu çalışmalarla balıkçılık sektörü işlettiği kaynağın gerçek yönünü kendi birimiyle/kuruluşuyla bizzat ortaya koyar ve kaynağın nasıl verimli olarak işletilmesi gerektiğini de bünyesinde görevlendireceği deniz bilimi ve balıkçılık biyolojisi konularında uzman araştırıcı ekibiyle saptayarak konuyu merkezi otorite ile son karar devlete ait olmak üzere paylaşır. Böylelikle sektörün önünü görmesine olanak yaratılacağı gibi merkezi otoritenin de yükünün hafifletilmesine katkı sağlanmış olacakır.

İkincisi ise merkezi otoritenin bünyesinde ek yeni bir düzenlemenin yapılmasıdır. Şöyle ki; 08.06.2011 tarihinde Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü kurulmuş ise de bu teşkilatta can damarı olması gereken araştırmaların Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü bünyesinde yer alması işlemlerin ve kararların akıcılığının önünü kestiği kuşkusuzdur. Bu nedenle balıkçılığın ilgi alanına giren tüm araştırmaların Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü bünyesinde olması hizmet akışını verimli kılacak ve kısır döngünün de önüne geçmiş olacaktır.
Son söz
Evrensel açıdan gelişmiş ülkelerde balıkçılık konusu mesleki eğitim bakımından nasıl yönetiliyorsa eşdeğer konum çok geç de olsa ülkemiz için de eşdeğer hale getirilmelidir. Balıkçılık yönetimi ikincil bilgi sahibi kişi/mesleklerin deneme tahtası olmaktan arındırılmalıdır. Zaman ülke olarak akılcı olma ve sucul kaynakları çağdaş yönetim zamanıdır.

Ömer Faruk KARA
Deniz ve Balıkçılık bilimcisi
(*) : Belli iş yapan bir kuruluşun yeterliliğine resmi tanınırlık verilmesi işlemi
Kaynakça.
- (2018). The State of Mediterranean and Black Sea Fisheries. General Fisheries Commission for the Mediterranean. Rome.172 pp.



















