Bizleri çok güzel karşıladılar. Formalarımızı giyip maça çıktık. Seyirciler; kızlar erkeklerden fazla. Takımlarını müthiş destekliyorlar. Ama biz daha iyi oynuyoruz. Yalnız gol attıkça hemen yiyoruz. Kalecimiz Fikret devamlı gol yiyor. Neyse ilk devre3- 3 bitti. Takım kaptanımız Merih Ağabey (Nalbantoğlu) Fikret’i çekti. ‘ oğlum ne yapıyorsun, komik goller yiyorsun, öne geçiyoruz keyfini çıkaramıyoruz. Bizi rezil etme.’ Fikret utandı, önüne baktı, ‘ Ağabey kızlar dikkatimi dağıtıyor. Konsantre olamıyorum. Neyse ikinci devre kendine geldi. Maçı 6-4 kazandık. Fırça Fikret’e yaradı, sadece 1 gol yedik, 5’inci gölü ben attım.

ROBERT KOLEJİ’NDEN BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ’NE KÖKLÜ GELENEK
Kokteyl çok güzel geçti. Ruhi Hoca’ya çok saygı gösterildi. Bizler kolejin talebeleriyle hemen kaynaştık. Okullarının kültürünü, sistemini anlattılar. Bizler de denizci olacak olmanın gururu ile eğitim yaptığımızı anlattık. Kendi aralarında sık sık unforgettable day diyorlardı. O tarihlerdeki Robert Kolej sonraları akademik mirasını Boğaziçi Üniversitesi adına devretti. Devir tarihini hatırlamıyorum. O günkü Robert Kolej bu günün Boğaziçi Üniversitesi köklü bir eğitim anlayışını senelerce sürdürdü. Dünya üniversiteleri arasında yer alması da buradan geliyor. Bu üniversitenin bir kültürü var. Bu bir sistemdir. O günü konuştuğumuz arkadaşlarımız rektör, dekan seçilme sisteminin yatay olduğunu yani kendi geleneklerinden gelen eğitimcilerin okulu yönettiklerini , bunun hep böyle gideceğini anlatmışlardı. Bu gün geldiğimiz nokta, bu kültürün ortadan kaldırılması yani başarının sonlandırılmasının istenmesidir. Talebelerin isyanı bunadır ve bu isyana bütün kalbimle katılıyorum. Yazıda ismi geçen Melih Nalbantoğlu (Mk) 1974 yılında Ambarlı’ya düşen THY uçağında , Fikret’i (Gv) geçen sene kaybettik. Hatıraları kalbimizde kaldı. Işıklar içinde uyusunlar.

Eğitimden konuşurken biraz da denizcilik eğitiminden, yaşadıklarımızdan konu açmak isterim. Herkes aynı tezi konuşuyor. Denizcilik okulu yatılı olmalı, beslenme iyi olmalı, disiplin en önde tutulmalı, okul gemisi olmalı, hepsine katılıyorum. Talebeliğimizde bu imkânların hepsine sahiptik. Sınıfımız 15 kişiydi , 3 de yabancı vardı, toplam mevcut 20 kişiyi geçmezdi. Kimsenin üstünde durmadığı bir konuyu açmak isterim. Kaptan aynı zamanda diplomattır. Veya diplomat gibi yetiştirilmelidir. Yüksek Denizcilik Okulu’nda meslek dersleri hocalarımız bizleri çok iyi yetiştirdiler. Mezuniyetten sonra gemilere dağıldık. O günlerde çok donanımlı zabitler, kaptanlar vardı. Mesela sabah, akşam rasatlarında 6 yıldızı bir noktaya çakmak övünülecek bir şey değildi. Normal mesleki bir hareketti. Yalnız bir araya geldiğimiz zamanlarda konular ya futbol ya da basit günlük sohbetlerdi. Son senelerde buna gidişattan dolayı rant da eklendi, hatta öne geçti.

Yazılarımda ismini sık sık andığım Novorossisk’i Shaskaris tanker terminali koruma müdürü Kaptan Igor’dan nasıl denizcilik eğitimi aldıklarını dinledim. Meslek derslerinin dışında genel kültüre büyük önem veriliyor. Dünya klasikleri , Rus klasikleri okutuluyor ve münazara şeklinde karşılaştırılıyor. Hafta sonları okul organizesi ile tiyatro, opera, konser, sinema gibi etkinliklere topluca gidiliyor. Dünya deniz coğrafyası çok önemli bir ders. Mesela kaptan Igor hiç geçmemesine rağmen Doğu Afrika sahillerindeki Agulhas akıntısını biliyor. Bu akıntının öncelikle boş büyük tonajlı gemilerde hogging- sagging (bel verme – çökme) durumuna düşüp kırıldıklarını çizerek anlattı. Bu aldığı eğitimin göstergesiydi. 1973 yılında Adıyaman tankerini Japonya’dan aldık. Suez Kanalı kapalıydı , Afrika’yı dolaştık. Yukardan Agulhas akıntısına girdik 11 mil yapan gemimiz 18 mille Cape Town ‘a indi. Ayrıca mesleki olarak Igor’la konuştuklarımız ve bilgi tazelediğimiz konularımız vardı. Bir tanker kaptanının sık karşılaştığı squat ( sığ suda gemi yol kesince draftının artması). Ölçülerini verdim gemimin squat eğrisini (diyagramını) çizdi. Ne de olsa hocalık tarafı vardı. Küba’da üç sene talebelerine anlattığı konuları konuşuyorduk. Sadece bunlar mı , çift cidar ( double skin) tankerlerinin inşasını da bir mühendis gibi anlatırdı. Konularımızın içine futbol, rant veya lüzumsuz konular hiç girmezdi.

Geçmiş yazılarımda hep yazdım, Kaptan Igor Nazım Hikmet hayranıydı. Ben de boş durmayayım dedim. “ Sizde de Anton Çehov çok önemli şair Kaptan” dedim. Demez olaydım, yüzüme gülerek baktı, Çehov şair değil oyun yazarı ve tiyatro eleştirmenidir dedi. Böylece kültür birikimi ortaya koymuş oldum. Merak ettim, sizi hep böyle mi yetiştirdiler veya senin bir ayrıcalığın var mı. Yine hüzünlü bir bakış,” Perestroyka ve icat eden Gorbaçov gelinceye kadar böyle yetiştirilirdik. Şimdi nasıl eğitim alıyorlar , bilmiyorum. Biz sadece kaptan değildik, diğer ünvanlımız ‘ticari casus’ idi. ( Merchant spy). Daha çok yazacaklarım vardı ama kısaca açıklıyayım Kaptan Igor’un anlattıkları eğitim, yönetim kültürüdür. Ayrıca bir Rusya hatıramı yazmadan geçemeyeceğim. Tuapse Limanı’nda acentan genç bir kızdı ( 30-35 yaşlarında) Moskova’dan İngilizce eğitim almış , mesleğini seven ve çok ciddi çalışan bir elemandı. İşlemler bittikten sonra karşılıklı oturur çok sevdiği Türk kahvesini içerken sohbettik ederdik. Yeni rejimi çok beğeniyordu. Kaptan eskiden beş yaşındayken annem bana bir şişe süt almak için kuyrukta iki saat beklerdi. Şimdi parayı verip kızıma hem süt hem çikolata alıyorum, hiç beklemiyordum. İşte medeniye. Peki, eskiden paran yoksa o sütü alıyordun, şimdi paran yoksa alabilecek misin? Kızımızda yorum yok. Kocası Belçika’da elektrik mühendisi. 3 bin Euro alıyor bununla övünüyor. Belçikalı mühendis 5 bin Euro alıyor, kocasının sömürüldüğünü kabul etmiyordu.

Sohbetimizin bir yerinde Kaptan Igor’dan dinlediğim sonra da okuyup daha çok öğrendiğim Leningrad Savunması senfonik direnişçisi Dimitri Şostakoviç ‘ten konu açtım. Kız şaşırdı. Kaptan sen bunları nereden biliyorsun? Niye bilmeyeyim iki kıyı bir deniziz. Olga şaşkın, bu akşam kocama telefon edeceğim bir Türk kaptanla Şostakoviç ‘i konuştuk ve sonra ekledi , çok Türk kaptan tanıdım ama bu kültürü hiçbirinde görmedim. Bacak kadar Rus kızının bu iltifatlarından gurur duyacak değildim. Sadece sıkıldım, utandım ve çok üzüldüm. Bu arada Rus ticaret filosunda nehir gemileri önemli tonaja sahiptir. Sovyetler Birliği döneminde skipper dediğimiz küçük gemi kaptan ve zabitleri daha çok Ukrayna denizcilerinden yetiştiriliyormuş. Odessa , Kerson , Nikolayev gibi liman şehirlerinde kanunla tespit edilmiş özel statüye tabi denizcilik okulları varmış. Bunlar sınırlı ehliyet alır, sadece nehir gemilerinde çalışırlarmış. Son durumu Kaptan Igor takip etmemiş. 60 küsur denizcilik okulu açtık diyorlardı. Acaba bir statü veya kural çerçevesinde mi açıldı bu okullar. Ben tehlikeyi görüyorum, umarım yanılırım, bazı bayrak devletlerinin onayladığı ENDORSMENT denilen ( Malta, Liberya, Panama) devletlerinin verdiği ehliyetler Türk zabitlerine verilmeyebilir.
Hereke’den Amiralliğe Giden Yol
Boğaziçi Üniversitesi ile başladık, başka bir kulvarda yaşanmış ilime, gelişmeye , emeğe verilen bir görüşle bitirelim. Yakında okuduğum teknik içerikli bir kitaptan alıntı yapmak istiyorum HEREKE’DEN AMİRALLİĞE GİDEN YOL Yazarı: Tümamiral Osman Nadir Kınay.Sayfa 151

Özden Paşa böyle bir kişiydi işte. Hep aklında kendi gemilerimizin dizaynını da kendimiz yapmamız yani milli dizayn ofisimizi kurmak vardı. Bu konuya her zaman kafa yorardı. Verdiği mücadeleden galip çıkarak. MİLGEM sınıf gemilerin dizaynını yapacak ve Heybeli Ada sınıfı korvetlerimizi inşaatlarını gerçekleştirecek dizayn ofisinin kurulmasını Deniz Kuvvetleri Komutanlığı döneminde sağlamış oldu.
Sayın Amiralim yaşadığınız ülkenin şartlarını ve takdir hakkını silah arkadaşlarınızla beraber yaşadınız. Işıklar içinde uyuyun.

Kaptan Ali SÖKMEN



















