

Erdem:
“Tüm koruma sözleşmelerine rağmen Seyfe’yi kaybettik”
Doğa Araştırmaları Derneği Genel Müdürü Osman Erdem Seyfe Gölü’nün kurtarılması için 25 yıldır çabalayanlardan. Erdem, Seyfe Gölü’nün geçmişte besin maddelerince zengin sularıyla, tuzludan tatlıya doğru değişen nitelikteki bataklıklarıyla, sulak çayırlıklarıyla, kuşların düşmanlarından uzakta kuluçkaya yatmasına imkân veren adalarıyla değişik türden binlerce kuşa ev sahipliği yaptığını belirtti. Osman Erdem, “Göln 1989 yılında 1. Derece Doğal Sit Alanı, 1990 yılında Tabiatı Koruma Alanı ilan edilerek koruma altına alındı. 1994 yılında ise taraf olduğumuz Uluslararası Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi (RAMSAR) Listesine dahil edildi. Ancak bütün koruma statülerine rağmen Seyfe Gölü’nün korunamadığını bir zamanlar çevresine hayat veren gölün yerinde göz alabildiğince uzanan hiçbir canlının yaşamadığı tuz çölü oluştu” dedi.

En büyük etki insan eliyle yapıldı
Erdem, Seyfe Gölü’nü kurutan etkenin iklim değişikliği değil insan eliyle yapılan müdahaleler olduğunu belirtti. Erdem, “Göl’ü besleyen üç önemli su kaynağı olduğunu, bunlardan en önemlisi olan Seyfe kaynağının 2000’li yılların başında Mucur İlçesinin içme ve kullanma suyu olarak alındığını; Göl’ü besleyen Horla ve Yenidoğanlı kaynaklarının ise son 15-20 yılda ovada yasal ve yasadışı yüzlerce kuyunun açılması ve yeraltı su seviyesinin hızla düşmesiyle kuruduğunu; Yüzeysel akışla kuzeyden gelen suların da 1990’lı yılların sonunda DSİ tarafından açılan tahliye kanalıyla göle ulaşması engellenince göl tamamen kurudu.” dedi.

“Sadece Seyfe Gölü’nü kaybetmedik”
Seyfe ile kaybettiklerimizin tahmin edilenden fazla olduğunu belirten Osman Erdem, “Ulusal ve uluslararası mevzuatta koruma altına alınmış ülkemizin değil bulunduğumuz coğrafyanın en önemli sulak alanlarından birini yitirdik. Bilim insanlarının ve sivil toplum kuruluşlarının uyarılarına rağmen vazgeçilmeyen Seyfe-Mucur drenaj projesiyle milyonlarca TL kaybettik. Havzadaki yeraltı ve yüzey sularının yanlış kullanımıyla bozulan su rejimi ve iklim nedeniyle canlı çeşitliliği yok oldu. Meyve bahçeleri kurudu, binlerce yıldır göl tabanında biriken tuz tabakası rüzgarlarla tarım alanlarına taşınarak yöresel tarımın tehdit altına aldı” dedi.

Seyfe için umut var!
Seyfe Gölü’nün geri kazanılması için hala umut beslediğini belirten Erdem, “Öncelikle ovadaki tüm kaçak kuyular kapatılmalı, Malya Devlet Üretme Çiftliği dahil sulu tarımdan vazgeçilmeli ve yöreye uygun tarım ürünlerinin yetiştirilmesi teşvik edilmeli, Mucur Belediyesi içme su kaynağı olarak kullandığı Seyfe kaynaklarından vazgeçmeli ve Seyfe kaynakları geçmişte olduğu üzere Seyfe Gölü’ne verilmeli” dedi.

“Cenneti cehennemi çevirdik gölü kuruttuk”
Gölün bulunduğu Seyfe köyünde yaşayan Mustafa Yavuz ise çocukluğunun geçtiği göl çevresine inmeye dayanamadığı için Ankara’ya taşındığını belirtti. Seyfe Gölünü Koruma Derneği Başkanı Mustafa Yavuz, gölün kurumasının ilk nedenlerinin kaynaklarının içme suyu olarak kullanılması ve yeraltı sularının tarımsal amaçlı çekilmesi olduğunu belirtti. Seyfe köylüsü emekli öğretmen Mustafa Yavuz, “Bu dert sadece köyümüzün değil tüm Türkiye’nin sorunu olmalıdır. Neden halen harekete geçilmiyor? Neden göl çöle döndü? Eskiden buralarda kayıklarla insanlar dolaşırdı. Paha biçilemez değerde bir doğal güzellikti Seyfe Gölü. Kuş seslerinden insanlar mutlu olurdu. Cenneti cehenneme çevirmeyi başardık. Yeraltı suları çekildi göl aynası (yüzey) kalmadı. Kuş cenneti Seyfe gölünü iklim krizi kurutmadı, insanoğlu kuruttu. Göl özelliğini 15 yıl önce yitirdi” dedi.

“Kapadokya’ya yakınız turistler karavanla gelirdi”
Suyun yok oluşuyla birlikte hayatında yok olduğunu belirten maden mühendisi Hasan Yavuz ise, “Alman turistler karavanlarıyla gelir, dürbünleriyle gölü gözlemlerlerdi. Kapadokya’ya çok yakın olduğumuz için turizm için uğrak noktasıydı gölümüz. 1980’lere kadar turistlerin ekonomimize katkısı çok büyüktü. Çünkü turistler köyümüzde konaklar, alışveriş yapardı. Su çekilince insan da çekildi.” diye konuştu.

Siyah örtüsüyle yükseklerdeki güzellik Karagöl
Yazı dizimiz için incelediğimiz son göl çevresel tehditlerden en uzak sulak alanlardan Ankara’nın Beypazarı ilçesindeki Karagöl. Uzun dönem Bolu’nun Kıbrısçık ilçesi sınırlarında kabul edildikten sonra Beypazarı’na devredilen bin 600 metre yükseklikteki Karagöl ismini dip yapısındaki bitkilerin sunduğu siyah renkten alıyor. 2011 yılından beri Tabiat Parkı özelliğine erişen Karagöl, insan etkilerinden uzakta. Sahip olduğu orman ve göl bitkileriyle doğa yürüyüşü, bisiklete binme, olta balıkçılığı, piknik, spor gibi aktiviteler için uygun olan Karagöl, iklim değişikliğinden en az etkilenen tabiat alanlarımızdan. Köroğlu Dağları’na bakan yüzü ile su deposu özelliğini koruyan Karagöl halen kadife ve sazan gibi balıkların yuvası. Beypazarı Belediyesi Karagöl sorumlusu Cem Koçyiğit, 2017 yılından beri Ankara Kalkınma Ajansı tarafından desteklenerek doğaseverler için uygun alan haline getirilen Karagöl’ü gelecek kuşaklara aldıkları gibi aktarmayı amaçladıklarını belirtti. Tarımsal sulama amaçlı yeraltı sularının çekilme tehdidi yaşamayan Karagöl, benzer uygulamalarla eski günlerine dönebilecek göller için örnek olabilir.




















