Yeni Haberler

Bizim Denizler

TÜRK KADINININ BAHRİYEYLE TANIŞMASI… 1 TEMMUZ DENİZCİLİK VE KABOTAJ BAYRAMI KUTLU OLSUN

Türkiye’de kadınların denizci kültürüyle tanışmaları ve bahriyeye katılmaları 1955 yılına dayanır. Deniz Harp Okulu sınav ilanında ‘’T.C vatandaşı olmak’’ koşulunu fark eden mavi tutkunu 2 genç kız (Gürışık GÜRPINAR ve İlgi YENER) ile Deniz Harp Okulunun dolayısıyla Türk Deniz Kuvvetlerinin kapısı kızlara açılır ve ilk mezununu 1957 yılında Asteğmen rütbesiyle verir. Sonrasında 1 kız öğrenci daha (Nihal GÖKÇAKIN) girer ve 1960 yılında o da başarıyla mezun olur. Sonrasında Yıldız Teknik Üniversitesinde kariyerine mühendis sınıfına geçerek devam eder. 1959 yılında ise 5 kız öğrenci (Seval ERDOK(ÜNSALDI), Günsel BATURALP, Serpil ERDEMLİ, Saime ÖZSARI ve Kudret GÜNDÜZ) Deniz Harp Okulu’na girer ve 1961 yılında Asteğmen rütbesiyle mezun olurlar. SAVARONA Okul Gemisi ile 1 ay süreli Akdeniz Limanlarını kapsayan eğitim seyri sonrası, Kıyı Birliklerine atanarak çeşitli birimlerde görevlerine devam ederler.

Bizim Denizler

İRAN İLE TARİHSEL DOSTLUĞUN SANATA YANSIMASI: ÖZSOY OPERASI

19 Haziran 1934, Türk ve İran tarihinin akışını değiştiren bir geceydi. O gece, Ankara Halkevi’nin sahnesinde, iki milletin ortak değerlerini ve dostluk bağlarını anlatan bir eser sahneleniyordu: İlk Türk operası Özsoy. Bu tarihi olaya tanıklık edenler sadece Atatürk ve Rıza Pehlevi değildi, aynı zamanda iki ülkenin de seçkin isimleri ve halkları vardı. Özsoy operası, sıradan bir eser olmanın ötesinde, özel bir misyon üstlenmişti. Cumhuriyet’in ilk operası olma unvanını taşıyan bu eser, İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Türkiye ziyareti onuruna hazırlanmıştı. Eserin librettosu Münir Hayri Egeli’ye aitken, bestesi ise o dönemde henüz 27 yaşında olan genç yetenek Ahmet Adnan Saygun’a emanet edilmişti.

Bizim Denizler

ÇOK YÖNLÜ BİR DEVLET ADAMI PORTRESİ: ALİ FETHİ OKYAR

29 Nisan 1880’de Makedonya-Pirlepe’de doğan Ali Fethi Okyar, çok yönlülüğüyle sürekli kendisini geliştiren bir devlet adamı olarak 7 Mayıs 1943 tarihinde İstanbul’da ölmüştü. Ali Fethi Okyar, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında iz bırakan bir asker, diplomat ve siyasetçidir. Harp Okulu’ndan mezun olduktan sonra Osmanlı ordusunda çeşitli görevlerde bulundu.

Bizim Denizler

KUMPANYA… KAPTAN ULUÇ HANHAN KURGULADI

Figen sabah saatlerinde çalan telefonunu zorlukla açabildi. Akşamdan kalmaydı, ağzında ekşimsi bir tat, dağınık saçları, çapaklı gözleri yumuk yumuktu. Başındaki hafif ağrıya rağmen kalkarak İzmir Körfezine bakan odanın camını açıverdi. Arayan Güney Kaptan’dı.
– Günaydın Figen
– Günaydın Süvari Bey. Kargalar kahvaltısını etti mi?
– İzmir Valisi bile kalktı kızım. Nerede söndürdün feneri sen yine?
– Sana ne? Söndürdük bir yerlerde işte.
– Neyse boş ver şimdi. Sana güzel bir haberim var.
– Yoksa kumpanya başlıyor mu?
– Tam isabet, üstüne bastın kaldır ayağını. Baksana öğleden sonra saat üçte Alsancak Sirena’da buluşuyoruz. Hee Sami de gelecek, ona göre, iş ciddi.
– Tamam Güney Kaptan görüşürüz o halde.

Bizim Denizler

TARİH SAHNESİNE BİR KOMUTAN ÇIKIYOR… YARBAY MUSTAFA KEMAL… DENİZ ALBAY MÜMİN KIR ANLATIYOR

O SABAH, İŞTE BU SABAHTI
25 NİSAN 1915 VE YARBAY MUSTAFA KEMAL

İLK DERS:
Neredeyse son üç yüzyıllarını, muhteşem donanmaları vasıtasıyla emperyal imparatorluklar kurmakla geçiren iki büyük devletin bayraklarını taşıyan-sözüm ona- “yenilmez armada” güneşin kızıllığı ile bezenmiş bir ufka doğru, ağır ağır yol alırken, Çanakkale Boğazı gün boyu süren kan, barut ve duman kokusundan yavaş yavaş kurtuluyor, Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevki Komutanı Mirliva Cevdet Çobanlı’nın o tarihi sözlerine tanıklık ediyordu. “Gittiler, Geçemediler, Geçemeyecekler”. Bu sözler, son derece kısıtlı imkanlara sahip bir donanma ve kıyı topçusunun, işgal donanmasını tarih ve dünya önünde mağlup ettiği, 18 Mart Deniz Savaşı’nın sonucunu da tüm dünyaya ilan ediyordu.

3 Kasım 1914’te Boğaz’a karşı taarruzlarına başlayan istila filosu,18 Mart 1915 tarihinde, İrresistible, Bouvet ve Ocean dan oluşan üç zırhlısı batmış, Gaulios, Agememnon, İnflexible ve Suffren isimli dört zırhlı da ağır biçimde hasar görerek savaş dışı kalmış olarak, bin yılların savaş alanı, kutlu suları terk etmişti.
Evet. O gün gitmişlerdi, gitmişlerdi gitmesine ama tekrar gelmek üzere. Zira ilk ders kendini yenilmez zanneden “yenilmezler” için pek yeterli olmamıştı.
Türk tarafı içinse bu zaferin anlamı, stratejik ve askerî öneminin çok daha ötesindeydi. Özellikle Osmanlı imparatorluk döneminin “gerileme devri” olarak tanımlanan tarihsel dönemin başlangıcı sayılan 1699 Karlofça antlaşmasından beri ilk defa Türk milleti bir zaferin mutluluğunu yaşıyordu. Eğilen başlar yeniden dikilmiş, halkın ve ordunun özgüveni yerine gelmiş, emperyalizme karşı uyanma ve dayanışma başlamıştı. Bu toplumsal diriliş o günler için her şeyden daha önemliydi.

Bizim Denizler

AYNI ANDA İKİ MİLLİ COŞKU: EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI

TBMM’nin kurulması sadece milli egemenlik ilkesinin hayata geçirilmesi anlamına gelmiyordu. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik bir devlet olma yolunda da önemli bir adımdı. TBMM, milletin iradesini temsil eden ve ülkeyi yöneten tek organdı. Bu durum, Türkiye’nin demokrasiye olan inancını ve bağlılığını gösteriyordu. 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından sonra, 1946 yılında ilk çok partili seçimler yapıldı. Bu sayede, farklı siyasi görüşlerin temsil edildiği bir demokrasi ortamı oluştu. Çok partili sistemin getirilmesi, Türkiye’nin demokrasisini daha da güçlendirdi ve geliştirdi. Türkiye Cumhuriyeti’nde kanunlar herkes için eşit şekilde geçerlidir. Hiç kimse kanunların üstünde değildir.

Genel

1962 YILINDAKİ EOKA SALDIRILARI VE SİYASİ GERİLİM

1962 yılında Kıbrıs adasında yaşanan EOKA’nın iki camiye düzenlediği bombalı saldırılar, adanın tarihinde önemli bir dönemeçtir. EOKA, Kıbrıs’ın bağımsızlığı için mücadele eden bir örgüt olarak ortaya çıktı ve çeşitli şiddet eylemleri gerçekleştirdiği bilinmektedir (Özkan, 2002). Ancak, 1962’deki bu saldırılar özellikle Türk toplumunu hedef almış ve adadaki siyasi gerilimi artırmıştır (Bozkurt, 2005). EOKA’nın Kıbrıs’taki Türk toplumuna yönelik saldırıları, adada yaşayan Türkler arasında korku ve endişeye neden olmuştur (Korkut, 1998).

Genel

18 MART’IN 57. ALAY’LA NE İLGİSİ VAR? ÇANAKKALE ZAFERİNİ DOĞRU OKUMAK…

Bu savaş, batı ülkelerinin beklentilerinin tersine gelişmelerle sonuçlanmıştır. Çarlık Rusya’sının çöküşünü hızlandırmıştır. Bu savaşın sonucunda İngiltere’de yönetim değişikliği olmuştur. Türk tarihine büyük bir destan olarak yazılmış ve Anadolu toprakları ve Boğazların Türklerin hâkimiyetinde kalmasını sağlamıştır.

Mavi Vatan

ŞANLI ZAFERİN 109. YILDÖNÜMÜ

Türk milletinin tarih sahnesindeki en parlak zaferlerinden biri olan Çanakkale Zaferi’nin yıldönümünü kutlamanın gururunu yaşıyoruz. 18 Mart 1915 tarihinde başlayan ve 1916 yılına kadar süren bu destansı mücadele, Türk milletinin bağımsızlık ve özgürlük aşkının en çarpıcı örneklerinden biridir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’na girdiği dönemde yaşanan ilk çarpışmalardan olan Çanakkale Savaşları, İtilaf Devletleri’nin Türk boğazlarını ele geçirerek İstanbul’a ilerlemesi amacıyla başladı.

Genel

DEVASA KAŞALOT BALİNA FASTİTOCALON VE YEREL SEÇİMLER

Ne zaman seçim sürecine girilip oy isteyen adaylar ortaya çıksa, başımı dinlemek için kendimi edebiyat denizinin tuzlu sularına atarım. Orada yüzerken ilginç bulduğum metaforlar yani benzetmelerin başında edebiyat dünyasının düşsel varlıkları gelir. Bunlardan biri ‘Fastitocalon’ yani Canavar Balina, adını duydunuz mu bilmiyorum, Aziz Brendan söylencesinde, Binbir Gece Masalları’nda veya ‘Acaibü’l Mahlükat’ isimli eserde eski denizcilerin gözleriyle şahit olduğu, okyanusların derinliklerinden gelen ve her türlü kötülüğü acımasızca yapan devasa bir kaşalot olarak anlatılır. Eski Ahit ‘Süleyman’ın Meselleri’nde ise kahpeliğin simgesidir. Piri Reis bile o meşhur dünya haritasında fastitocalon canavarını göstermiştir.







Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!