
Fransa’dan yargılama yetkiniz yok baskısı
İstanbul Kuruçeşme’den Mersin’e doğru yola çıkan Türk kömür nakliye gemisi Bozkurt ile Fransız ticaret gemisi Lotus 2 Ağustos 1926 gecesi Midilli Adası’nın 5 mil açığındaki çarpışmışlardı. Bozkurtikiye bölünerek batarken 8 Türk vatandaşı hayatını kaybetmişti. Lotus’un Fransız kaptanı 10 Türk denizciyi alarak İstanbul’a gelirken hakkında 5 Ağustos günü soruşturma başlatılmıştı. Fransız Kaptan Jean Demons ile Bozkurt’un kaptanı Hasan Kaptan tutuklanırken Fransa’nın büyük protestoları başlamıştı. Türkiye, Türk Ceza Yasası’nın 6. maddesi uyarınca davaya Türk mahkemelerinin bakacağını ileri sürerken, Fransa ve Kaptan Demons’un itirazları uluslararası krize yol açmıştı. Dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ederken Türkiye ile Fransa arasında önemli anlaşmazlıklar yaşanmıştı. Fransa hükümeti, Türkiye’yi yetkisiz görürken yargılamanın Fransa’da olmasında ısrar edince konu Lahey Adalet Divanı’na taşındı. Fransız basını açık denizde meydana gelen kazada Fransız vatandaşının tutuklanamayacağını ileri sürerken, “Üç beş Türk öldü diye bir Fransız’ın tutuklanmasını anlamsız” bulduğunu yazınca Fransa Türkiye’ye protesto notası göndermişti. Dava, Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un başkanlığındaki heyetin çabasıyla 1 yıl sonra Türkiye’nin kesin zaferiyle sonuçlanırken uluslararası arena da elde edilen ilk hukuk zaferi olarak tarihe geçmişti.

“Buyrun Lahey’e gidelim” özgüveni
Deniz hukuku avukatı Ahmet Bozkurt, olayın 96’ıncı yılında Lahey’den çıkan sonuçları değerlendirdi. Bozkurt, kararın tazminat ödemekten kurtulmanın ötesinde siyasi ve hukuki anlamda gerçek bir zafer olduğunu vurguladı. Bozkurt, “Yabancılara verilen imtiyazlar(kapitülasyonlar) kaldırılmıştı. Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti kendi adalet sistemini kurmuştu. Adli süreç devam ederken Fransa ile Türkiye arasında yoğun diplomatik trafik gerçekleşti. Fransa, Türk Dışişleri’ne verdiği sert nota ile Türk mahkemelerinin yargı yetkisinin olmadığını tutuklu Fransız vatandaşının derhal serbest bırakılmasını istedi. Türk yetkililer ise bağımsız yargı sürecine müdahale etmelerinin mümkün olmayacağını Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesi çerçevesinde reddettiler. Hatta büyük bir özgüvenle yargılamanın Türk mahkemelerinde yapılacağını istenirse Milletler Cemiyeti’nin bünyesindeki Lahey Uluslararası Daimi Adalet Divanı’na gidilebileceğini beyan ettiler. Olay iki ülke kamuoyunda büyük heyecan uyandırdı. Fransız basını Osmanlı İmparatorluğu zamanında sahip oldukları kapitülasyonlarla hareket ederek küstahça davrandı.” dedi.

Ülkesellik ilkesi ve yargı yetkisi
Dönemin Adalet bakanı Mahmut Esat Bey başkanlığındaki heyetin Lahey’deki başarılı savunmasına değinen Bozkurt, “Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarından sonra Lahey’deki Yüksek Divan 7 Eylül 1927 günü kararını açıkladı. Lozan Barış Antlaşması’nın ilgili hükümlere aykırılık olmadığı belirtilirken Türk tarafı haklı bulundu. Ceza kanunlarının ülkeselliğine vurgu yapıldı. Türkiye’nin konu hakkında yargı yetkisinin olduğu tescillendi. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, davada usulüne göre yargılamasını yaptı ve dikkatsizlik ve tedbirsizlikle ölüme sebebiyet verdikleri gerekçesiyle Fransız kaptana 2 ay 22 gün, Türk gemisi kaptanına 4 ay ağır hapis cezası verdi.

Bozkurt-Lotus davasına dair Lahey Adalet Divanı’nda çıkan karar Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk büyük hukuk zaferidir. Kendi ülkesinde işlenen suçlarda dahi sınırlı yargı yetkisinden, Türkiye toprakları dışında kendi vatandaşlarına işlenen suçlarda dahi tam yargı yetkisine kavuşulmuştur. Bu karar ile başta Atatürk olmak üzere cumhuriyetimizin kurucularının büyük bir öngörü ile gerçekleştirdikleri hukuk reformlarının amacına ulaştığını kanıtlar” dedi.

Kararda Lozan vurgusu yapıldı
Emekli Deniz Albay Mümin Kır ise, “Dava sürecinde Avrupa’nın tüm ilgisi Türkiye üzerindeydi. 29 Ağustos’ta İstanbul’da başlayan dava Fransız kaptan Jan Demons, tercümanı aracılığıyla verdiği ifadelerde hep kazanın açık denizde meydana geldiğini bu yüzden uluslararası hukuk kurallarına dayanarak yargının ancak Fransa devletinin mahkemesi tarafından görülebileceğini iddia etti. Lahey’e taşınan dava 1 yıl sonra Lahey Sulh Sarayı’nda 2 Ağustos 1927 günü başladı. Mahkeme başkanı Mösyö Huber’di. Adliye Vekili Mahmut Esat Bey’in başarılı Fransızca savunmasıyla yargılama 7 Eylül 1927 günü çoğunluk kararıyla Türkiye lehine sonuçlandı.

Hollanda’daki Lahey Uluslararası Adalet Divanı, Türkiye’nin uluslararası hukuka, Lozan Barış Konferansı’nın 28 ve İkamet ve Adli Yetki Sözleşmesi’nin 15. maddelerine aykırı hareket etmediğini belirtti. Genç Cumhuriyet’in ilk yıllarında Fransa’ya karşı davanın kazanılması tüm yurtta heyecan ve sevinç uyandırdı. Atatürk, Mahmut Esat Bey’e ‘Ateş Eden Adam’ soyadını vermek istedi ama Mahmut Esat Atatürk’ten af dileyerek Türk gemisi Bozkurt’u soyadı olarak seçti. Sonuçta, Türkiye’nin özgürlük, egemenlik ve bağımsızlığı açılarından büyük önem verdiği ve ilk uluslararası hukuk başarısı olan Bozkurt-Lotus davası, Türkiye’nin yanı sıra uluslararası hukuk ile sorunları olan bütün devletleri de yakından ilgilendirir” dedi.

Uluslararası bir hukuk zaferi
Deniz Emniyet Derneği Başkanı Kaptan Cahit İstikbal ise, “Adalet Divanı’nda görülen dava, Bozkurt-Lotus davası değildir. Bu kazada hangi tarafın kusurlu olduğu davası değildir. Çünkü bu dava Türk mahkemesinde görülmüştür. Lahey Adalet Divanında görülen dava, ‘Jurisdiction’ davasıdır yani uluslararası sularda meydana gelen bu kazada Türk mahkemelerinin yargı yetkisinin bulunup bulunmadığı incelenmiş ve Türk mahkemelerinin yetkili olduğu karara bağlanmıştır. Deniz emniyeti bakımından kararın esasında ise her iki geminin kaptanı da kusurlu bulunarak hapse mahkum edilmişlerdir. Kaza usul açısından Uluslararası Hukuk Literatürüne denizlerin serbestliği ilkesinin (mare nostrum) bir istisnası olarak geçmiştir. Uluslararası bir hukuk zaferidir” diye konuştu.










KÜRESEL SUMUD FİLOSU’NA MÜDAHALE
TÜRK LOYDU’NDA PROF. DR. ORAL ERDOĞAN GÜVEN TAZELEDİ
İSRAİL YUNAN KARASULARINDA SUMUD FİLOSU’NA SALDIRDI
NASA BAŞKANI: ‘PLÜTON’U YENİDEN GEZEGEN YAPALIM’