
Tüm zorluklara rağmen ve ihtimallerin çoğunluğunun ölümle sonuçlanacağını bile bile, şahsi çıkar gütmeden yapılan ve tarihin gidişatını değiştiren olağanüstü başarılı işlere kahramanlık diyoruz. Şu an ancak kitaplarda ya da filmlerde görebileceğimiz türden insanlarla bu salonu paylaşıyoruz. Bir anlamda ne kadar şanslıyız ki Kardak bizim dönemimizde cereyan etti ve biz de bu yiğitleri bizzat tanıma şansı yakaladık. Onlar; Battal Gazi’nin, Kemal Reis’in, Nusret Mayın Gemisi’nin kaptanı İsmail Hakkı Yüzbaşı’nın, “Ben Bir Türk Zabitiyim” diye muhteşem bir kitabı olan Ertuğrul Yüzbaşı’nın, Selahattin Adil Paşa’nın, Mustafa Kemal Atatürk’ün ve nice büyük kahramanımızın ruhlarını taşıyorlar. Bu insanların hiçbiri şöhret için bu işleri yapmadılar ve işte böyle oldukları için de ölümsüzleştiler.


Bu panel planlandığı sırada hafızamı tazelemek için az evvel izlediğimiz Gökhan Karakaş’ın hazırladığı programları izledim. Kahramanlarımızın paylaştığı ortak tevazu dili, bana Selahattin Adil Paşa’nın 18 Mart Deniz Zaferi sonrası hatıralarında yazdıklarını hatırlattı. Onu sizinle paylaşmak istiyorum:
“Hepimiz bu büyük günün zaferinden dolayı kumandanlarımızı usule göre tebrik ediyorduk. Gerçek düşünülecek olursa bu ve bunun gibi başarılar, kişilerin rolleri ne olursa olsun, katılanların müşterek eseridir. Bunda en büyük pay şüphesiz en ağır ve en tehlikeli durumlar karşısında kutsal vatan için hayata veda edinceye kadar büyük bir sükûn ve tevazu içinde görevlerini yapmaya çalışmış şehitlere aittir. Biz idareciler zaten bütün eğitim ve öğretimimizi, yetiştirilmemizi, rütbe ve mevkilere yükselmemizi; sırasında bir makine gibi kullandığımız bu fedakâr millete borçlu değil miyiz?

Hayatımızda bu borcu ödemek fırsatını bulmak ve bundan dolayı duyacağımız vicdan hazzı bizler için yeteri kadar mükafat sayılmaz mı? Unutmayalım ki bu aziz şehitlerde ne nam ve şan ne de hükmetme ve büyüklük gibi dünya ihtirasları mevcut değildir. Bu gibi milletçe kazanılmış zaferler milletin malıdır, milletin bütününe aittir. Her kişinin bulunduğu mevkiye göre borçlu olduğu bir vatan görevinin yapılması ne bir zahmet ne de bir lütuf olmadığı gibi millete de gönül borcu yüklemez, yüklememelidir. Şahıslar gelip geçici, millet daimdir.”

İşte bu ruh, tarih boyu unutulmayacak kahramanlar emanet etmiş bize. Bu fedakâr ve mütevazı ruh, çöken bir imparatorluğun küllerinden bir ulusun yeniden doğmasını sağlamıştır. Ve bu ruh Preveze’de, Çanakkale’de, Kıbrıs’ta ve Kardak’ta tarihin gidişatını değiştirmiştir.
Ama bu kadar tevazu ve “bizi bilen bilir” mağrur duruşumuz yeter… Zaman değişti; bu gibi olağanüstü başarıların nesilden nesile taşınması, gençlerin hayatın kaç bucak olduğu konusunda çok daha iyi yönlendirilmesi gerekiyor. Kendini gösterebildiğin kadar var olunan bir dünyada anlamsız bilgi ve uydurma kahramanlardan uzaklaşıp gerçekten içimize dönmeli ve gerçek potansiyelimize ulaşmak için var gücümüzle çalışmalıyız. Ve tabii ki kahramanlarımıza bir gönül borcu hissetmeliyiz. Ne mutlu ki burada buluşan bizler bu hisleri paylaşmaktayız.
Elimizdeki değerlere tam anlamıyla sahip çıkabilsek yapamayacağımız şey yok. Ne yapıyorsak elimizden gelenin en iyisini yaparak yaşamak; vatanına, Mavi Vatan’a sahip çıkarak yaşamak bir nebze olsun bu kahramanların aziz ruhlarına su serpecektir. Bu ülkenin kaderi denizden geçer. İmkan verildiğinde de çok iyi denizcilerin yetiştiği bu ülkede denizcileşmeyi bir milli politika haline getirmemiz ve denizlerimizi hem başka milletlerden ama en başta kendimizden korumayı bilmemiz şart.

Mavi Vatan’ın en önemli limanlarından biri olan Bodrum’da bu organizasyona katılımın çok daha fazla olmasını beklerdim. Bundan dolayı biraz üzgünüm. Geçen sene Nusret Mayın Gemisi’nin replikası liman gezileri sırasında buraya geldiğinde de “Selamsız Bandosu” gibi tek başına mahzun bir şekilde iskelede misafirlerini bekliyordu. Gemi komutanıyla konuştuğumda en az katılımın Bodrum’da olduğunu söylediğinde yaşadığım hayal kırıklığını tahmin edebilirsiniz. Erdal kardeşim sağ olsun hemen belediyedekilere anonslar yaptırttı, okullara mesaj gönderdik ama maalesef arzu ettiğimiz geri dönüş olmadı. Halbuki Nusret Mayın Gemisi adeta bugün buralarda olmamızın yegane anahtarıdır. 18 Mart Deniz Zaferi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderini belirlemiştir. Bu konularda Bodrumlu gençlerin daha fazla yönlendirilmeye ihtiyacı var.
Şu an içinde bulunduğumuz organizasyonun yapılmasında emeği geçen herkese, özellikle de Denizciler Derneği’ne ve Başkanı Tuna Hanım’a sonsuz teşekkürler. Hamit Naci Mavi Vatan Vakfı olarak Bodrum’da Mavi Vatan bilincinin ve deniz kültürünün yaygınlaştırılması için daha nice projede sizlerle bir araya gelmeyi diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.









KÜRESEL SUMUD FİLOSU’NA MÜDAHALE
TÜRK LOYDU’NDA PROF. DR. ORAL ERDOĞAN GÜVEN TAZELEDİ
İSRAİL YUNAN KARASULARINDA SUMUD FİLOSU’NA SALDIRDI
NASA BAŞKANI: ‘PLÜTON’U YENİDEN GEZEGEN YAPALIM’