İSTANBUL İŞGALİNİN 105’İNCİ YILINDA CUMHURİYET DESTANI… TAMER ŞAHİN’DEN BİRİNCİ BAP
İSTANBUL İŞGALİNİN 105’İNCİ YILINDA CUMHURİYET DESTANI… TAMER ŞAHİN’DEN BİRİNCİ BAP
İstanbul'un işgal edilmesinin 105. yıl dönümü nedeniyle “Cumhuriyet Destanı” adını verdiğim çalışmamın ilk bölümünü sizlerle paylaştım; bakalım beğenecek misiniz?
“Destanımız:
Alaturkanın alafrangaya,
Alafranganın alaturkaya özendiği.
Ve istendiğinde göz kırpmadan,
Al kanlarıyla uçsuz bucaksız toprakları sulayan insanlarımız,
Bizim insanlarımız
Ve onlara armağan edilen Cumhuriyet üzerinedir.
Dört torpido bot refakatinde ağır yolla kuzey doğuya doğru giderken,
Lodos Marmara’da bindirmiş dün geceden;
Boğaz kıyıları boyunca Orkoz suları,
Geçme daha öteye dercesine çıldırmış burgaç, burgaç akıyor.
İskele kırlangıçta İngiliz Filo Komutanı
Pek mağrur bakışlarıyla Sir Amiral Calthorpe,
Attığı imzanın mürekkebi bile kurumadan kısmet olmuş Boğazı seyrediyor.
Tek başına gelebilir miydi İstanbul’a?
Sıkı mı? Hadi canım sende!
Tedbirsiz ve desteksiz alafrangalık nerde görülmüş?
Mutlak okumuştur tarih kitaplarında
Alaturka sopa yemenin ne menem şey olduğunu.
İşte bu yüzden almış ardına İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan saymakla bitmez, altmış bir adet düşman zırhlısını.
Anlayacağınız yedi düvelden bin bir tedbir.
Her birinde gümbür gümbür alevler kusacak toplar.
Ve en önde Superb Drednotu,
Dolmabahçe ve Çırağan Saraylarını seyrederek
İlerliyor filo pek ağır yolla;
Az geride haç çıkarıp gemi düdükleriyle selamladılar uzaktan bordalarken Ayasofya’yı.
Ve o esnada, Superb Dretnotunun rahiplerinden birkaçı mırıldandı:
“Nasıl!
Nasıl olurda izin verirler şu cami denen binanın kutsal Ayasofya’yı geçip gölgede bırakmasına?
Üstelik kubbesiyle ettikleri yarış yetmemiş olacak ki; bir değil, iki değil, üç değil tam altı minare dikmişler etrafına. Bu ne hadsizlik!…”
İskele gözcüsü bir Rum kopili sırıttı,
“Sultan Ahmet camii derler o binaya. İlk kez mi duydunuz Sayın Rahip Efendi?”
Rahip Bronson kaşlarını çattı “Sus bre evlat, sus bizi çıldırtma!”.
Derin bir ah çektikten sonra haykırdı:
“Ey Justinianus! Yüce İsa aşkına, geldik işte Konstantinopolis’a; Ey Trallesli Antemius ve Miletli İsidoros! Rahat uyuyabilirsiniz artık inşa ettiğiniz kutsal mabet dört yüz elli yıl sonra tekrar kavuştu İsa’nın evlatlarına.”
İşte o anlarda…
Boğazın içinde, Çırağan önünde, kaması sökülmüş toplarıyla Yavuz zırhlısı demirlemiş bekliyordu, mezar yeri sessizliğinde.
Ve Yavuz’un köprüüstünde Başçavuş Muavini Silistreci Mehmet,
Çoktan razıydı bir deniz cenginde cennete giden en güzel yol, su meşhedinde sonsuza dek yatmaya.
Gelibolu’da az mı dövüştü o gavurların dölleriyle, koca koca mermiler yağarken tepelerine. Geldikleri gibi cehenneme göndermedik mi hepsini?
Dökülen onca kandan sonra,
Şimdi aklı havsalası almıyordu neden bıraktıklarını şu düşmanı,
Dardanel’den bayram yerine gider gibi geçtiler…
Yedi düvelden dretnotlar, hattı harp gemileri
Yakamoz ışığında süzülüp, geçilmez denilen Çanakkale’den ta Marmara’ya.
Ve şimdi hepsi birden mağrur manevralarla ilerliyor,
Sinema dünyasının ve edebiyat tarihinin en büyük kült yapıtlarından biri olan “Jaws”, bu kez beyaz perdedeki korku dolu sahneleriyle değil, okyanusların korunması için atılacak dev bir adımla gündemde. Peter Benchley’nin kaleme aldığı ve Steven Spielberg yönetmenliğinde sinema tarihini değiştiren başyapıta ait özel ve orijinal koleksiyon parçaları, deniz ekosistemini korumak amacıyla açık artırmaya çıkarılıyor. Elde edilecek gelir doğrudan okyanus ve köpekbalığı koruma fonlarına aktarılacak.
İMEAK Deniz Ticaret Odası’nın dört şubesinde 1 ve 2 Ekim’de gerçekleştirilen seçimlerde, resmî olmayan sonuçlara göre mavi listeler üyelerin tercihi oldu. İskenderun’da üç, Kocaeli’de iki listenin yarıştığı seçimleri Mavi Liste kazanırken, Karadeniz Ereğli’de ve Aliağa’da tek listeyle seçime katılan ekipler güven tazeledi.
İran ile Irak arasında 22 Eylül 1980’de başlayan ve sekiz yıl süren savaş, Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde eşine az rastlanan bir eşzamanlılıkla kesişir. Bu tarihten yalnızca on gün önce, 12 Eylül 1980’de Türk Silahlı Kuvvetleri “Bayrak” kod adlı harekatla yönetime el koymuş, Türkiye Büyük Millet Meclisi feshedilmiş, siyasi partiler kapatılmış ve ülke Milli Güvenlik Konseyi yönetimine girmişti. Türkiye, kendi demokratik rejimini askıya aldığı günlerde, iki komşusunun birbirine karşı topyekûn bir savaşa giriştiğini izlemek zorunda kaldı. Bu çakışma, savaşın Türkiye’ye etkilerini salt bir dış politika meselesi olmaktan çıkarıp, ülkenin iç rejimi, ekonomik yönelimi, basın düzeni ve güvenlik mimarisiyle iç içe geçmiş bir meseleler yumağına dönüştürmüştür. İran-Irak Harbi, Türkiye’nin girmediği, fakat sekiz yıl boyunca her gün içinde yaşadığı bir savaş olarak, hem dış politikanın manevra alanını belirlemiş hem de iç siyasetin ekonomik ve güvenlik gündemini doğrudan şekillendirmiştir.
Arşividen Osmanlı tarihine ışık tutan nadide bir görsel seçkiyi gün yüzüne çıktı. 1909 yılında yayınlanan Şehbal mecmuasının 6. sayısında yer alan ve 10 Mayıs 1909 tarihinde gerçekleşen Sultan V. Mehmed Reşad’ın “Kılıç Kuşanma” (Cülus) törenini belgeleyen 3 fotoğraf, dönemin siyasi atmosferini tüm ayrıntılarıyla yansıtıyor.