1. Haberler
  2. Genel
  3. Kandilli Rasathanesi Müdürü: Denizin altındaki cihazlar ile depremi gözlemliyoruz

Kandilli Rasathanesi Müdürü: Denizin altındaki cihazlar ile depremi gözlemliyoruz

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yazı: Merve Şişman

Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener’in  semineri için Sarıyer Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Sanat Merkezine gidildi. Özener, “Deprem: Bildiklerimiz ve Bilemediklerimiz” adlı söyleşiyi düzenledi. Deprem, Türkiye’de sürekli gündemde olan konuların başında geliyor. Peki depremin belirtileri var mı? Önceden deprem olacağını tahmin edebilmek mümkün mü? Merak edilen tüm soruları Prof. Dr. Haluk Özener cevapladı.

Depremin belirtileri var mıdır?

Depremin belirtilerine ilişkin olarak üç aşama gözlenmektedir. Birinci aşama depremin ne zaman olacağı, ikinci aşmada depremin nerede olacağı ve üçüncü aşama ise depremin kaç büyüklüğünde olacağıdır.

Depremin belirtileri nelerdir?

Depremin belirtileri söz konusu olduğunda ‘ne zaman?’, ‘nerede?’ ve ‘ne büyüklükte?’ şeklinde aşamalandırdığımız belirtileri öğrenmeye yönelik bir sistem var. Günümüz teknolojilerinden yararlanılarak Japon-Türk markalarının birleşimi sayesinde geliştirilen yeni sistemler ile depremin nerede ve ne büyüklükte gerçekleşeceğini öğrenebiliyoruz. 0.2 büyüklüğü gibi geçmişte belirlenemeyen ufak dalgalanmaları artık günümüz teknolojisi ile algılayabiliyoruz. Bu algılama çok küçük boyutta olduğu için cihazlarımızın da o denli hassas olması gerekiyor. Ancak depremin ne zaman olacağı konusunda sadece tahminler yürütebiliyoruz. Alanında uzman olmayan kişilerin bir-iki tahmin yaparak sonrasında deprem olduğunda da ‘bunu bildik’ gibi şeyler söylenmesi kesinlikle yanlıştır. Manipülasyonlarla sürdürülen bu durum insanları yanlışa sürükleyerek onların can kayıplarına neden olabilir. Bu sebeple karar verici kişilerin halkı bilinçlendirmeye yönelik çalışmalar sürdürmesi gerekiyor. Depremin ne zaman olacağını bilemesek de magnitüdünü ve nerede olacağını doğruya en yakın seviyede bilebiliriz.

Depremlere yönelik ölçümler nasıl yapılıyor?

Depremlerin magnitüdünü ölçmek için Ektensometre ve OBS cihazları kullanıyoruz. Bu cihazlar belli bölgelerin magnitüdünü ölçmek için denizlere bırakılıyor. OBS cihazlarının tanesi 150 bin dolar. Denizde bir yıllık kullanım süresi var ve biz bu cihazları altı ayda bir denizden çıkartarak bakımlarını yapıyoruz. Bakımlarını yaptığımız bu cihazları tekrar denizde belirlediğimiz bölgelere bırakıyoruz. OBS cihazları denizin altında bulunan istasyonlarımıza sinyal göndererek bize depremin magnitüdünü yani büyüklüğünü veriler şeklinde gönderiyor. İstasyonlarımıza gelen bu veriler ile depremin büyüklüğünü ölçüyoruz. Ektensometre ise hassas ölçümlerde derinlik ölçebilmektedir. Büyüklüğünü de bu şekilde algılıyoruz. Nerede olacağı konusunda geçmişten günümüze tarihsel olarak depremler sürekli olarak kendini göstermektedir. Bu verileri baz alarak sismik boşluk var ise o bölgedeki araştırmalarımızı göz önünde bulundurarak hesaplamalar yapıyoruz. Türkiye’ye baktığımızda doğudan batıya doğru kırılan faylar olduğunu görüyoruz. Bu fayların geliş yönüne göre kırılan bölgede yani depremin olduğu yerde ölçeklerle hesaplamalarımızı yaptıktan sonra, o bölgede enerji birikerek tekrar kırılma olacak ise bunun ne tarafa doğru olacağını bulabiliyoruz. Bir bölgede deprem olduktan sonra uzun yıllar o bölgede deprem meydana gelmez ise fayların kırılması ile o bölgede enerji depolanması olacak ve bir şekilde bir zamanda o enerji açığa çıkarak deprem meydana gelecektir. Bana göre karar vericilerin burada yapması gereken tek şey depremin zararlarını en aza indirmeyi hedefleyerek bu yönde düşünmeleridir.

Depremin önceden belirlenebilmesi için yapılan çalışmalar nelerdir?

Depremi önceden belirleyebilmek için 7/24 çalışan Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü ekibi olarak bilimsel çalışmalar yapıyoruz. Araştırmalarımızı sismik dalga hızlarındaki değişim, yatay ve düşey kabuk deformasyonları, radon miktarındaki değişim, kayaçların elektrik iletimlerinde gözlenen değişim, manyetik alanda gözlenen değişimler, yer altı ve kuyu suyu seviyelerindeki gözlenen değişim, sismik boşluk, sismik suskunluk, makrosismik boşluk gibi konularda sürdürüyoruz.

Bu araştırmalar sonucunda elde edilen bir bulgu var mı?

Çeşitli konularda yaptığımız araştırmaların hepsini inceliyoruz ve elimizdeki verilere göre şu an Marmara Denizi’nde sismik bir boşluk mevcut. Bu sismik boşluğu dolduracak bir deprem bekliyoruz. Ancak bu boşluğun ne zaman dolacağını bilemediğimiz için deprem belki yarın belki de 50 yıl sonra gerçekleşecek. İnsanların sürekli bunu düşünmeden yaşamaları için sadece bunu kabul etmeleri ve yaşamlarını o şekilde sürdürmeleri gerekiyor.

Deprem nasıl meydana gelir?

Depremi meydana getiren durum tektonik plakalardır. Bu plakalar yanal, uzaklaşma ve yakınlaşma hareketleri ile yerinden oynarlar. Tektonik plakalar sürekli olarak ancak çok ağır şekilde hareket ederler. Bu hareket sonucu biriken enerji yeni bir kırılmaya neden olur ve bu durum deprem ile sonuçlanır.

Depremin oluş nedenleri nelerdir?

Depremin meydana getiren tektonik plakaların farklı isimleri bulunmaktadır. Bunlar levha tektoniği ve levha hareketleri olarak bilinmektedir. Tektonik plakaların hareketi, dünya mantosundaki ısı nedeniyle meydana gelen konveksiyonla tetiklenir. Tektonik plakaların geçmişten günümüze uzanan çizgilerine göre okyanus ve kıtasal kabuklardan oluştuğu görülmüştür. Okyanus ve kıtasal kabuklar birbirlerine temas haline geldiğinde farklı afetler oluşmakta ve bunlar volkanlar, dağ sıraları ve depremler olarak adlandırılmaktadır. Depremleri meydana getiren bu izlenim aslında bunun küçük bir hareket sonucu meydana gelmediğini ve zamanla biriken bir enerjinin açığa çıkmasıyla oluşan bir doğal afeti açıklamaktadır. Depremlerin oluş nedenlerinin arasında, plakalarının geçmişten günümüze hareketlenmesi üzerine fay hatları oluşmuştur. Bu fay hatları zaman zaman kırılmakta ve depremler meydana gelmektedir.

Deprem ne zaman oluşur?

Deprem herhangi bir yerde ve herhangi bir zamanda oluşabilir.

Deprem nerelerde oluşur?

Genel olarak depremlerin kabuğu oluşturan levhaların sınırlarında oluştuğu belirlenmiştir. Dünyanın çeşitli yerlerinde benzer nitelikte depremlerin tekrarlandığı görülmektedir ve bu kesiler hep levha sınırlarıdır. Kısacası depremler levha sınırlarında oluşur diyebiliriz. Depremin yeryüzünde oluşabileceği üç kuşak bölge vardır. Bu kuşaklar Atlantik kuşağı, Alphine kuşağı ve Pasifik deprem kuşağıdır. Atlantik kuşağı, Atlantik Okyanusu ortasında yer alan levha sınırı boyunca uzanır. Pasifik deprem kuşağı, Şili’den kuzeye doğru Güney Amerika kıyıları, Orta Amerika, Meksika, Amerika Birleşik Devletleri’nin batı kıyıları ve Alaska’nın güneyinden Aleutian Adaları, Japonya, Filipinler, Yeni Gine, Güney Pasifik Adaları ve Yeni Zelanda’yı içine alan en büyük deprem kuşağıdır. Genellikle depremler oransal olarak en çok bu bölgede yaşanmaktadır. Son olarak Alphine kuşağı ise Endonezya’dan başlayarak Himalayalar ve Akdeniz üzerinden Atlantik Okyanusu’na ulaşan kuşaktır. Bu kuşaktaki depremlerin olma oranı yüzde on beşten biraz büyük olmaktadır.

Depremin büyüklüklerine göre türleri nelerdir?

Depremin büyüklüğünden ziyade ölçü birimleri vardır ve ikiye ayrılır. Bu ölçüler depremin büyüklüğü (magnitüd) ve depremin şiddetidir. Büyüklük ve şiddet birbirinden farklı şeylerdir. Magnitüd yani depremin büyüklüğü, deprem sırasında açığa çıkan enerjinin bir ölçüsüdür. Büyüklük, sismometre kayıtları kullanılarak matematiksel bir formül ile hesaplanır. Örneğin Richter Ölçeği’ne göre Gölcük Depremi’nin büyüklüğü (magnitüd) 7.4 olarak hesaplanmıştır. Depremin şiddeti ise depremin yeryüzündeki etkileri olarak tanımlanmaktadır. Şiddetin ölçüsü, insanların deprem sırasında uykudan uyanmaları, mobilyaların hareket etmesi, bacaların yıkılması ve toplam hasar gibi çeşitli kıstaslar göz önüne alınarak hesaplanmaktadır. Örneğin Gölcük Depremi’nin merkezindeki şiddet x(10) olarak açıklanmıştır.

Bir depremin süresi neye göre değişkenlik göstermektedir?

Depremin süresi, fay hatlarının kırılması ile enerji açığa çıkarak şiddetini gösterdiği anda bu kırılmanın büyüklüğü ölçeklerle ölçülebildiğinde anlaşılabilir. Önceden süre tespitini kesin kanıtlarla açıklamamız mümkün değildir. Fay hatlarının kırılma boyutuna göre süre kısalabilir veya uzayabilir. Depremin olduğu bölgedeki enerji birikimine göre süre değişiklik gösterebilir. Uzmanlar tarafından elde edilen tahminler doğrultusunda yaşanmış depremlerin büyüklüğü 4 dereceden küçük ise o bölgede enerji birikimi meydana geliyor. Uzun yıllar bu şekilde ilerleyenbu küçük derecelerdeki depremler, o bölgedeki fay hatlarının daha da fazla kırılması gibi olasılıkları ortaya çıkarıyor. Depremin süresi de bu fayları çok fazla etkilemektedir. Bu şekilde de yer yüzeyini sarsarak yeryüzündeki olan her türlü varlığa zarar vermektedir.

Bir deprem en fazla ne kadar sürebilir?

Bir depremin süresini önceden bilemeyiz. 22 Mayıs 1960 tarihinde meydana gelen ve yaşanan en büyük deprem olma özelliğine sahip Şili depreminin magnitüdü (büyüklük) 9.5 ölçeğinde oldu. En uzun süren deprem ise 26 Aralık 2004 senesinde Endonezya’da meydana geldi. Bu deprem 9.1 büyüklüğünde oldu ve yaklaşık 10 dakika sürdü. Jeolojik olarak dünyanın bir santimetre kadar titreyerek büyük hasarlara neden olduğu biliniyor. Geçmiş senelerde de bu tür doğal afetler dünya tarihinde yer aldı. Bizlerde ancak elimizdeki bu verilere göre konuşabiliriz. Süre konusunda tahminler, geçmişte yaşanan depremlere bakılarak baz alınabilir. Depremin ne kadar süreceği konusunda kesin belgeli kanıtlarımız şu an itibari ile elimizde mevcut değil.

Depremin süresi yaşanan hasarı etkilemekte midir?

Evet, depremin süresi yaşanan hasarı etkilemektedir. Depremin büyüklüğü ne kadar yüksek ise şiddeti de o oranda güçlenerek etki göstermektedir. Depremin süresi arttıkça da yer yüzeyini sarsarak can ve mal kayıplarına neden olacaktır. Yaşanan hasarı en aza indirebilmek için karar verici kişilerin depreme dayanıklı bina tasarımı ve benzeri ilgili çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyorum. Depremlerde meydana gelen hasarlar öncelikle bina betonlarının midye kabuktan yapılmış olması ile dayanıksızlığını ortaya koyuyor. Binayı yapım aşamasında ticari ve maddi amaç güdülmeden insan sağlığı için ne gerekiyor ise o şekilde tasarım yapılmalıdır.

Yaşanan hasarın en büyük nedeni nedir?

Yaşanan hasarların çoğu bina yapımında kullanılan maddelerin kalitesizliğinden veya daha az maliyetli olması için az madde kullanılmasından kaynaklanıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın “Riskli Yapı Tespiti Lisans Belgesi” verdiği 218 lisanslı kuruluş incelendiğinde, riskli binaların çoğunun betonunda midye kabukları çıktı. Raporlara göre ‘riskli’ olarak belirlenen birçok binanın deniz ve dere kumuyla yapıldığı belirlendi. Raporlarda, binaların betonlarında yıkanmamış deniz kumu kullanıldığı, deniz kumu içerisindeki tuz nedeniyle donatıların büyük çoğunluğun korozyona uğradığı, beton içerisindeki iri agrega miktarının yetersiz olduğu ve bu nedenle de beton dayanımının standartların çok altında kaldığı ifade edildi. Kolonlarda kullanılan etriyeler ile ilgili de sorunlar olduğu tespit edildi. Etriye, betonarme yapılarda kolon ve kirişlerde yatay donatı olarak kullanılan, kesme kuvvetlerine karşı dayanım sağlayan elemanlardır. Etriyeler kolonu veya kirişi etkin biçimde sarmaktadır. Ancak röntgen cihazıyla yapılan incelemede kolonların bazılarında boyuna donatı-etriye çaplarının, projedeki esas donatı çaplarının yarısına kadar düşürüldüğü ve bazı kolonlarda etriyeler arasındaki mesafelerin yetersiz olduğu açığa çıkarıldı. Bu araştırma sonucunda öncelikle midye kabuklu bina betonlarından kurtularak karar verici kişilerin gözetimi altında doğru maddeler ile sağlam binalar yapılması gerektiği ortaya çıkmıştır. Depremle sürekli karşı karşıya kalan bir ülke olarak güvenli bir yaşam için maliyetten kaçmadan doğru adımlar atılmalıdır.

 

Hazırlayan: Merve Şişman @Mervsisman

Twitter: https://twitter.com/DenizinKartalI @DenizinKartalı

Kandilli Rasathanesi Müdürü: Denizin altındaki cihazlar ile depremi gözlemliyoruz
0







Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!