
S/S KARADENİZ’İN SEYRİ VE BOZKURT ZAFERİYLE TAÇLANAN YÜZ YILLIK BİRİKİM
Peki, 1926’dan tam 100 yıl sonra, 2026’nın bu günlerinde Türk Kabotaj Hakkı’nı hakkını vererek kutladık mı? Hep övündüğümüz 8333 km kıyı şeridimizle, yüzlerce adamızla, biri sadece ülkemize ait olanlarla toplam dört denizimizle, limanlarımız, gemilerimiz, donanmamız, spor ve kültür birimlerimizle bu yarımada ülkesinde durumu layıkıyla yaşayabildik mi? Üstelik bir insan ömründe sadece bir kez tanık olunabilecek bu kutlu gün, iki değerle daha taçlanmıştı. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün öngörüsüyle dünyanın ilk halkla ilişkiler vapuru olan S/S Karadeniz, 12 ülkede 16 liman ziyaret etmiş, yaklaşık 10 bin deniz milini dümen suyunda bırakarak genç Cumhuriyeti emperyalist ülkelere anlatmıştı. S/S Karadeniz okyanustaki seyrini sürdürürken, tarih ağlarını Bozcaada açıklarında başka bir olayla örmüştü: 2 Ağustos 1926 günü Türk gemisi Bozkurt ile Fransız vapuru Lotus çarpıştı ve sekiz Türk denizci hayatını kaybetti. Fransız kaptan Demons’u tutuklayan Türkiye Devleti, Lozan’dan aldığı güçle Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’ndan da zaferle çıkmıştı.

1935 yılından itibaren Kabotaj Bayramı ilan edilen, 2007 yılından itibaren ise “Denizcilik” kelimesinin eklenmesiyle anlam bütünlüğü tamamlanan 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nın yüzüncü yılı geride kaldı. Müstakil ve bireysel çabalarla, çoğu yerde halkın coşkun katılımıyla tamamlanan 1 Temmuz 2026 kutlamalarında, kitlesel bir coşku ve toplumun her kesimine yayılan o beklenen heyecan hissedilmedi. Çünkü hazırlıkları hatta duyuruları son üç güne sıkıştırılan, sadece hafta içine denk gelen 1 Temmuz’a endekslenen kutlamalar; bir yıl önceki, üç yıl önceki, yedi yıl önceki kutlamalardan farklı değildi. Oysa çok daha farklı bir anlamı vardı, hakkı verilmedi…

Oysa ulusal düzeyde yarışmalar düzenlenebilir, okyanusları kulaçlarıyla aşan yüzücüler denizlerimizde boy gösterebilir, dünyayı denizden dolaşan Türk seyyahlar konuşabilir, rekorlar kıran dalgıçlar su altında gösteriler yapabilir, milli kürekçiler küreklere asılabilir, yelkenliler Hopa’dan İskenderun’a kadar pupa yelken gidebilir, gökyüzü ve denizin mavisi harmanlanabilirdi.

Tüm bunlara rağmen ulusal düzeyde etkinlik için çağrı yapan tek kurum, Derinlere Saygı Dalış Topluluğu oldu. 15 yıldır denizlerimizdeki değerleri hatırlatan bu grubun yönettiği su altı çalışmasında, 100’e yakın noktada yüzlerce su altı tutkunu derinlere daldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi işletmesindeki Moda İskelesi’nin merkeze alındığı etkinlikte Kadıköy Belediyesi’nin desteği vardı. Moda’dan yükselen kabotaj coşkusu, 8333 km kıyı boyunca tüm anayurdu ve “deniz anayı” sardı, sarmaladı. Moda’da Derinlere Saygı Dalış Topluluğu yalnız değildi elbette. Türk Balıkadamlar Spor Kulübü (TBK), Marmara Sualtı Merkezi (MSM), Kadıköy Belediyesi Dalış Takımı, İstanbul Kültür Üniversitesi Sualtı Topluluğu (İKÜSAT), Fenerbahçe Üniversitesi Su Sporları Kulübü, Denizde Arama Kurtarma Gönülüleri (DAK/SAR), Klasik Tekneler Platformu (KTP), Moda Kürek Kulübü, Sarıyer Kürek Takımı ve Fenerbahçe Su Sporları Kulübü de varlıklarıyla değer kattılar bu güzel etkinliğe.

Daha güzelini, hakkını vererek 101. yıla, yani 2027’ye erteleme umuduyla temennide bulunurken, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün denizci yönünü gösteren pek çok fotoğrafının Moda’da çekildiğini hatırlatalım. Cumhurbaşkanı Atatürk, kabotajın ilanından tam bir yıl sonra İstanbul’a deniz yoluyla gelmişti. Savaş koşullarında, işgal altındaki İstanbul’dan ayrılışından sekiz yıl sonra gerçekleşen bu kalıcı dönüş için Ertuğrul yatını tercih etmişti. Moda koyunda toplanan Türk halkını beyaz mendiliyle selamlayan Cumhurbaşkanı Atatürk; kendisini ziyarete gelen yabancı devlet adamlarını Moda’da ağırlamış, tekne ve kürek yarışlarıyla Cumhuriyet’in güçlü temelini göstermişti.

Moda, Atatürk için İstanbul denizciliğinin merkeziydi. 1935 yılında İktisat Vekili Celal Bayar’ı Moda Deniz Kulübü’nü kurması için teşvik eden de bizzat Mustafa Kemal Atatürk’tü. Atatürk’ün “Denizci Millet” ileri görüşünün bir yansıması olarak teşkil edilen Moda Deniz Kulübü’nün, denizciliğimizin 100. yılında tüm ısrarlarımıza rağmen kutlamalarda yer almadığını belirterek; Atamızın İstanbul’a gelişinin 100. yılı olan 1 Temmuz 2027 tarihi için büyük bir heyecan duyduğumu belirtmek isterim.



























Yorumlar kapalı.