Deniz ve kadın çok benzer özellikler taşıyor aslında…
Zaman zaman sakin ve dingin, zaman zaman fırtınalı. Tanıma, derinlerine inme cesaretini gösteren ve onu keşfetmek isteyenlere sunduğu huzurlu, renkli, heyecan verici, alışkanlık yaratan bambaşka bir dünya…. Kadının aklında kalan konu ve sorunları zamanı gelince konuşarak çözmesi… Denizin kendine ait olmayanı kıyıya atarak temizlemesi… Her denizin derinliğinin farklı olması gibi her kadının iç dünyasındaki, yaşanmışlıklardan kaynaklı elbet, derinliğin değişken olması… Deniz ve kadın bu anlamda hem güçlü, coşkusu yüksek, hem çok zarif izlemeye doyamadığınız güzellikler sunan, birleştirici etkiye sahip, yaratıcı, üretken, etkili, koruyucu kollayıcı bazen de yıkıcı etkilere sahip olabilen iki aynı dünya…

Hayat herkese başka lumbuzdan baktırıyor
Deniz tarihinde kadınlara gelirsek; ilk zamanlar kimliklerini ve cinsiyetlerini gizlemek durumunda kalmışlar, o dönemlerde pek çok mesleği bu şekilde icra ediyorlardı belki de yaşam şartları bunu gerektiriyordu… Reşad Ekrem Koçu’nun değindiği Topçu Emin, İbrahim Voyvoda gibi pek çok yaşam var ‘’Erkek kızlar’’ kitabından yakın geçmişe bakarsak…Devam edecek gibi de görünüyor bu durum her ne kadar azalsa da, fikren ve fiziken erkek gibi olursanız dahil olabiliyorsunuz o topluluğa çoğu zaman. Günümüzde ise fikren gizlenerek yaşanıyor aynı durum… Erkek egemen dünyada fikri, yaşam seçimleri onaylanmaz diye “mış gibi yapan”…. Onaylanmak için duymayan, görmeyen, anlamamış gibi yapan, gizlenen çok hayat var. Yaşamak, tutunmak zorunda hissediyor belli ki gizlenerek… O da haklı, ancak net olmak her zaman daha iyidir, huzurludur uzun vadede…. Hayat herkese başka lumbuzdan 😊 baktırıyor. Bu arada her şeye rağmen, bize umut aşılayan kadınlar ve çok şükür Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüz var.

EŞ adı üzerinde senin aynın
Elbet bu yaramız iyileşecek zamanla, iyileşiyor da… Kadın olarak kendinizi kanıtlarsanız var olabiliyorsunuz tabi. Çalışırken göz ardı etmeye çalıştığımız, yok saydığımız bir konu bu, ama gerçek… Çok yazıldı bu konular, yazılacak da farklı şekillerde… Geçim derdiniz ve becerileriniz, yeteneğiniz var bir işe/alana, ama kadın olduğunuz için çalışamayıp birinin eline muhtaç kalıyorsunuz, gerçekten bu çok yaralayıcı… Bu durumda bırakın dünyaya, kendinize bile inanamazsınız. Sadece nefes almak mı yaşamak? Seçme hakkınız, seçilme hakkınız yok. O zaman neden varsınız/varız? Buna karar veren güç ne? Ya da kim? O başkaları veya elalem kim? Kadın bunları yaşarken konuşup geçiyor, ama kadının hayatı başkalaşıyor.

Ve bunu kadın nasıl kabul ediyor? Neden kabul ediyor? Buna nasıl normal bakabiliyor? Ya erkek!.. Hayatı paylaştığı eşine (EŞ adı üzerinde senin aynın) nasıl bunu reva görebiliyor? Şanslı hissediyor o zaman insan bu hayatlara tanık olunca, bu sorgulama gücüne ve yeteneğine sahip olmak bir ayrıcalık gibi geliyor. Kendi gücü ve yaşam şartları müsaitken yetenek ve becerilerini göz ardı edip, eş nedeniyle yaşam konforu kazanan da var pek tabi… Hepsi her şey olabilir, hayatlar ve seçimler….
Gerçekten yaşamak için mantıklı seçimler yapabilmeli
Kimse kimseyi yargılama gücüne sahip değil, bunu başta konfor adledip seçen, seçmek zorunda bırakılan, sonra o uğurda özgürlüğünü yitiren kadın da var… Önemli olan üretmek, bu konuda genelleme yapmak yersiz. Herkes kendine özgü ve yaşam dinamikleri farklı. İnsan nihayetinde, 3000 yıldır konular aynı sadece fiziksel şartlar farklılaşıyor, kolaylaşıyor gittikçe, ya duygusal beklentiler ve ihtiyaçlar…

Gerçekten yaşamak için mantıklı seçimler yapabilmeli ve onları yönetebilmeliyiz. Hayatımızı nasıl en iyi yaşayabiliriz? diye sormalıyız zaman zaman kendimize ve sevdiklerimize. Soruların yanıtlarıyla hayatımıza yapıcı çözümler bulup, huzurlu bir zihne kavuşmalıyız. Bunu en iyi spor yaparak deneyimledim. Ancak bazısı meditasyonla, bazısı denizle, bazısı gönüllü çalışarak, bazısı sevdiği alanda çalışarak, bazısı yeni şeyler öğrenerek, bazısı öğreterek, bazısı ailesine sevdiklerine destek olarak, bazısı renklerle, bazısı kelimelerle oynayarak, bazısı çevre ve toplum konularına kendini adayarak, koruyarak, bazısı patili dostarımıza bakarak…..
Binlerce yıl önce Marcus Aurelius’un, ‘Kendime Düşüncelerinde’ dediği gibi ” İnsan nerede yaşıyorsa, orada iyi yaşayabilir’’ su üstünde, sualtında, karada, havada, nefes alabildiği her yerde….
Sevgilerimle⚓









KÜRESEL SUMUD FİLOSU’NA MÜDAHALE
TÜRK LOYDU’NDA PROF. DR. ORAL ERDOĞAN GÜVEN TAZELEDİ
İSRAİL YUNAN KARASULARINDA SUMUD FİLOSU’NA SALDIRDI
NASA BAŞKANI: ‘PLÜTON’U YENİDEN GEZEGEN YAPALIM’