Son Gelişmeler
  1. Haberler
  2. ABİDİN DAVER
  3. DENİZCİLİĞİMİZİN TALİHSİZLİĞİ… 72 YIL ÖNCE GAZETECİ ABİDİN DAVER YAZMIŞ GÜNÜMÜZE KADAR NE DEĞİŞMİŞ

DENİZCİLİĞİMİZİN TALİHSİZLİĞİ… 72 YIL ÖNCE GAZETECİ ABİDİN DAVER YAZMIŞ GÜNÜMÜZE KADAR NE DEĞİŞMİŞ

Türk denizciliğine yeni bir inkişaf hamlesi sağlamak için kurulması kararlaştırılmış olan Denizcilik Bankasının, bu yılbaşında faaliyete geçeceği ümid edildiği sırada, sayın Yusuf Ziya Öniş'in birdenbire hastalanması ve iki ay mezuniyet alması, denizciliğimiz için bir talihsizlik oldu.Gazetelerin haber verdiklerine göre, Denizcilik Bankasının ana sözleşmesi hâlâ Bakanlar Kurulundan çıkmamıştır ve Bankanın faaliyete geçmesi, bir zaman için tekrar gecikecektir. Bu gecikme, Yusuf Ziya Önişin iki aylık mezuniyeti bitinceye kadar devam edebilir. Esasen Devlet Denizyolları ve Limanları Genel Müdürlüğü, Bankanın yılbaşında işe başlayacağını hesablayarak 1952 bütçesini hazırlamamıştır. İdarenin 1951 yılı bütçesi de, mart başında sona erecektir. Şu halde Denizcilik Bankası ancak iki ay sonra faaliyete geçebilecek demektir.Abidin DâverCumhuriyet, 8 Ocak 1952, No. 9855, sf. 2.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Denizcilik Bankası kanunu

Sayın Yusuf Ziya Öniş’in, bir memurun kendisine getirdiği maaşını almaması ve bordroyu imzalamaması da bazı tefsirlere yol açmış ve Genel Müdürün Denizcilik Bankasının teşekkülüne intizaren icab eden hazırlıkları yapmak üzere, bir yıldan fazla zamandan beri deruhde ettiği vazifeden ayrılmak istediği zannını uyandırmıştır. Temenni ederiz ki, çok değerli bir bankacı ve idare adamı olan, aynı zamanda Denizcilik Bankası kanunu ile ana sözleşmesini hazırlayan Yusuf Ziya Öniş istifa etmesin ve bir an evvel iyileşerek Denizcilik Bankasının idaresini eline alsın.

***

Denizcilik Bankası’nın faaliyete geçeceği sırada Yusuf Ziya Öniş’in hastalanması gibi bir talihsizlik, eski denizcilerimizden birinin senelerce evvel söylediği bir sözü hatırlattı. Bu denizcimiz, bir münasebetle Türk denizciliğinin makûs talihini kastederek şöyle demişti:

-“Denizciliğimiz bir bedduaya uğramış olacak kİ, kendini toparlayamıyor! ve layık olduğu inkişaf ve terakki yoluna giremiyor. Sanki donanmamız da, ticaret filomuz da, bu bedduanın tesiri altındadır.”

Kimden geldiği, ne zaman geldiği meçhul olmakla beraber, meçhul olan bu bedduaya inanmak doğru mudur, değil midir, bilemiyorum ama, denizciliğimizin yarım asırlık tarihine şöyle bir göz atmak, işte bir talihsizlik olduğunu gösteriyor.

Sultan Aziz zamanında dünyanın ikinci deniz kuvveti iken Sultan Hamid’in vehmine kurban giderek Halic’de ve Nâra koyunda çürüyen Türk donanması ile birkaç çürük gemiden ibaret ticaret filosu, Meşrutiyet yıllarında milletimizin dişinden, tırnağından kesip verdiği milyonlarla canlandırılmak istenmişti. 1908’den hemen sonra sipariş edilen yeni harb gemileri bir türlü tamamlanamadı. Bu yüzden İtalya, Trablusgarp’a harp ilan etti. Üstelik Onikiada’yı da zapt etti; arkasından Balkan Harbi çıktı; bir tek Averoff zırhlı kruvazörile başa çıkabilecek bir deniz kuvvet ve kudreti gösteremediğimiz için Yunanistan Balkanlılarla ittifak etmek cesaretini gösterdi. Bu yüzden Ege Denizi’ne hakim olamadığımız için Balkan Harbini ve Rumeli’yi, Ege Adalarını kaybettik.

Yavuz’la Midilli’nin iltihakı ve Amiral Souchon

Bu felâketten sonra, İttihad ve Terakki hükûmeti, donanmayı takviyeye kalkıştı. Reşadiye zırhlısının inşasını ikmal ettirdi. Hazır bir halde bulunan Sultan Osman zırhlısını satın aldı. Fatih zırhlısı ile bazı muhribler ısmarladı. Fakat Birinci Dünya Harbi çıktığı için İngiltere bu gemileri müsadere etti. Yavuz’la Midilli’nin iltihakı ve Amiral Souchon’un bu gemilerle Rus limanlarını bombardıman etmesi, harbe girmemize sebep oldu. Bu iki geminin iltihakına rağmen, Karadeniz hakimiyeti Rusların eline geçti. Bu yüzden Kafkas cephesindeki ordumuzun takviyesi, ikmal ve iaşesi uzun kara yollarından yarım yamalak yapıldı; doğu vilayetlerimiz düşman işgaline geçti. Marmara’ya giren düşman denizaltıları ile Karadeniz’deki Rus harb gemileri ile birçok ticaret gemimizi batırdılar. Mütareke yıllarında donanmamız çürüdü.

İstiklal Harbi zaferinden sonra, Cumhuriyet devrinde, bir hayli tereddütten sonra bir Bahriye Vekâleti kurulup da Yavuz tamir edilirken, Yavuz-Havuz suistimali ve davası ortaya çıktı, ve Bahriye Vekâleti tarihe karıştı. İstanbul Tersanesi, İzmit Körfezi’ne nakledilirken tahribata uğradı.

Lozan Muahedesi ile elde ettiğimiz Kabotaj Hakkı sayesinde bir armatörler filosu vücuda gelirken bir türlü zarardan kurtulamayan devlet ticaret filosunu korumak için, armatörlerin eli ayağı bağlandı.

Nihayet Denizbank kuruldu; fakat bir sene sonra, Banka iç siyaset cilvelerine kurban gitti; yapılması kararlaştırılan siparişler geri bırakıldı. Arkasından İkinci Dünya harbi çıktı; Almanya’ya ısmarlanmış olan 4 ticaret gemisi ile bir denizaltı getirilemedi; Pendikte yeni bir tersane inşası teşebbüsü suya düştü. Harb içinde gemisizlikten büyük sıkıntılar çektik. Harbe girmemiş olmamıza ragmen donanmamız da hatalar yüzünden iki acı kayba uğradı. İngiltere’ye ısmarlanan 4 denizaltımızın yetişmiş ve güzide mürettebatını Port Said’e götüren çürük Refah şilebi battı ve 160 Türk genci boğuldu. Bir müddet sonra da Atılay denizaltısı Çanakkale boğazı ağzına dökülmüş mayınlara çarparak bütün mürettebat ile battı.

 

Harbden sonra Ansaldo’ya gemi siparişleri yarıya indirildi; yapılan gemilerin teslimi de iki sene gecikti. Amerika’dan her millet bol mahdud gelirken bizim aldığımız hür ve mahud uydurma komisyon alma dedikodusu ortaya çıktı; aldığımız gemilerin tamiri gecikti. Tamir bedelleri bir misli arttı. En az 0n milyon lira zarara uğradık. Modern bir makine ve motör atölyesi ile 12000 ton gemi kaldıracak kabiliyette bir yüzer havuz alınmak üzere iken bunlar da geri bırakıldı. Bu yüzden Kocaeli tanker gibi büyük gemilerimiz, hâlâ ecnebi limanlarında havuzlanmaktadır.

1947’den itibaren Amerikan Askeri Yardımı ile donanmamızın takviyesine başlandı; fakat Amerikan dostlarımız da bize gemi vermekte hasislik gösterdiler. Donanmamızın Amiral gemisi Yavuz ihtiyarladı; Hamidiye ve Mecidiye kruvazörleri ile, İtalyan yapısı muhriblerimizle denizaltı gemilerimiz çürüğe çıkarıldı. Türk donanması kruvazörsüz kaldı; muhriblerimizin sayısı 8’den denizaltılarımız 11’den yukarı çıkamadı. Askeri ve sivil tersanelerimiz bir miktar takviye edilmekle ve gemi yapabilecek bir hale konulmakla ve birkaç gemi yapmakla beraber, hala tamircilikten ileri geçemediler.

O kadar ki 1950 de muhtaç olduğumuz motorbotları ve romorkörlerimizi bile yabancı tezgâhlara ısmarladık.

Denizcilik Bankası faaliyete geçemedi

Nihayet, Demokrat Parti iktidar mevkiine geldi ve Denizbank’ı, bu defa Denizcilik Bankası adile yeniden kuran kanun yapıldı; fakat çıkması bir hayli uzun sürmüş olan bu kanun, yazın neşredilmiş olmasına ragmen, aylardan beri Denizcilik Bankası faaliyete geçemedi. Şimdi de bu işin başına getirilen ve kendisinden büyük işler beklenen Yusuf Ziya Öniş hastalandı; onun istirahate muhtaç olarak iki ay izin alması üzerine işin gene iki ay gecikeceği anlaşılıyor. Bu arada Avrupa firmalarına ısmarlanması düşünülen Karadeniz tipi gemilerle diğer teknelerin siparişi de hala verilemedi.

Türk denizciliğine beddua edilip edilmediğini bilmiyorum; ama denizciliğimize bir talihsizliğin musallat olduğunu kabul etmek lâzım geliyor. Artık bu talihsizliğin sonu gelmesini, Denizcilik Bankasının zararla çalışan Devlet Denizyolları idaresi yerine bir an evvel kaim olmasını ve aradaki faydasız, hatta zararlı istihale devrinin kapanmasını temenni ediyoruz.

ABİDİN DAVER/ Cumhuriyet

8 Ocak 1952, No. 9855, sf. 2.

GAZETECİ, DENİZCİ VE SİYASETÇİ ABİDİN DAVER’İN MAKALELERİ, BARTIN ÜNİVERSİTESİ ORTAK DERSLER BÖLÜMÜ ÖĞR. GÖR. DOÇ. DR. MURAT YÜMLÜ TARAFINDAN GÜNÜMÜZE KAZANDIRILMAKTADIR.

DENİZCİLİĞİMİZİN TALİHSİZLİĞİ… 72 YIL ÖNCE GAZETECİ ABİDİN DAVER YAZMIŞ GÜNÜMÜZE KADAR NE DEĞİŞMİŞ

Yorumlar kapalı.







Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!