Bu ünlü şair İspanya iç savaşında faşistler tarafından 38 yaşında öldürüldü. Ünlü tespitlerinden biridir;
‘’Denizcilik yaşam tarzıdır. Tabii yaşamasını bilenlere’’

Günümüzde Marmara Denizi’nin üstünü kaplayan deniz salyası bu şiirin veya Lorca’nın deniz, denizci görüşünün, deniz sevgisinin neresinde kalır? Çok uzağında kalır. Bizler deniz sevgisine ve nimetlerine sırtımızı dönmüş gidiyoruz. Olay rant hırsının tavan yaptığı bu ülkede bize sunulan neo-liberalizme dayanıyor.
Fransız romancı François Mauriac’a sormuşlar
‘’Hep aynı temayı, benzerlerini işliyorsunuz yazılarınızda…’’
verdiği yanıt düşündürücü
‘’Aynı toprağı kazıyorum, ama her defasında daha derine inerek’’
Bana da sorabilirsiniz hep deniz, başka bir şey bilmez misin? Denize iki kazma vurduk her taraftan müsilaj fışkırıyor. Ama toplum gerçeklerden çok uzakta. Gerçekleri söyleyenlerden de o kadar nefret ediyorlar. Yani fazla kazmak fayda değil zarar veriyor.
Biraz geçmişten kazıyayım. 1980’li senelerin ortalarında geçici olarak bir tankerde çalışıyorum. İzmit Körfezi’nde yükleme yapmak için o günlerde devlet işletmesi olan bir tesise kıçtankara gemiyi yanaştırdım. Dışarıya balast basıyoruz. İkinci kaptan telaşla geldi ‘’Süvari bey, bastığımız ballast denize gidiyor’’. Yerimden fırladım, kıç tarafta ballast hortumuna bağladığımız devre dışarıda bir ‘’U’’ borusu yapıp sahil tankına değil doğrudan denize gidiyor.

Hemen tesisin işletme müdürüne koştum, bulamadım. İskele yetkilisi birisini yakaladım, cevabı çok enteresandı ‘’Süvari bey endişelenmeyin, önemli değil, beyaz mal denizi kirletmez’’. Ballastı, yükleme yaptığımız tanklara alıyoruz. Ayrıca özel balast tanklarımız yok (segregated ballast tank) yani balast (safra) için ayrılmış tanklarımız yok. İskele yetkilisine bastığımız safranın kurşun, karbon içerdiğini denizde canlılar için çok tehlikeli olduğunu anlattık. Tabii anlayana. Hemen protesto mektubunu yazdım, yetkili imzalamadı. Liman Başkanı, acentam, şirkete durumu ilettim. Ne mi oldu? Hiç…
İzmit Körfezinde 2003 yılı. Dil İskelesinde bir tesise kılavuz kaptan gemi yanaştırıyor. Tesisin diğer rıhtımında yanaşmış olan yabancı bayraklı geminin sintinesini denize bastığını görüyor ve hemen telefon ile ihbar ediyor. Sahil Koruma son sürat gelip olayı tespit ediyor, tesise ve gemiye okkalı bir ceza yazıyor. Bir hafta sonra aynı kılavuz kaptan ceza yazılan bu tesise gemi yanaştıracak. Tam manevraya başlayacağı sırada tesis müdürü sahil kreynini denize doğru uzatıp (geminin manevra sahasına) megafon ile bağırarak
‘’Kılavuz kaptan senin bizim rıhtımımıza gemi yanaştırmanı istemiyoruz. Git, yerine başka kılavuz kaptan gelsin’’
Gemi o sırada halatlarını mooring boat’a vermek üzere, kılavuz kaptan can havli ile ve çok tehlikeli bir şekilde tornistan yapıp açığa çıkıyor. Sonuç: başka bir kılavuz kaptan geliyor ve istenmeyen kılavuz kaptanı değiştiriyor. Böylece, ihbarcı kılavuz kaptan cezasını çekmiş oluyor.

Rantın ve kimin himayesinde olduğunu bilmediğim rantiyeciler kılavuzluk mesleğini mahalle bakkalı seviyesine indirdiler. Kılavuz kaptanlar ise, ne olduklarını söyleyemiyorum.
Başka bir pencere açayım. Klavuzluk mesleğine saygı kazandıralım, dünya standartları seviyesine yaklaştıralım dedik. Ama orta sahası olmayan, iki stoperi satılmış, kenar hücumcuları amatör, kalecisi uyuyan bir takımın santraforu ne yapabilir? Bir de takımda ruh yoksa… Bu takımın taraftarları nerede? Onlar da tavuk gibi. Kim fazla yem verirse onun kümesine koşuyorlar.
Yaşadıklarımız, denizlerimizin şuursuzca kirletilmesi ve birilerinin menfaati uğruna feda edilmesini içimize sindiremiyor ve dert anlatacak bir yetkili bulamıyorduk.
2005 senesi teşekkülümüzün yönetim kurulu üyesiydim. O tarihlerde Akdeniz’in bütün limanlarından kovulan 2002 senesinde İskenderun’a gelip demirleyen ve içinde tehlikeli atık bulunan yabancı bayraklı Ulla gemisi bütün ikazlara rağmen demirde 3 sene bekledi ve 2005 senesi Mart ayında bulunduğu yerde battı. Denizi temizlemeyi üslenen firma temizleme yaparken atığı iyice yaydı. Olaya müdahale eden ‘’Greenpeace’’ faciayı basın aracılığı ile kamuoyuna açıkladı. Bu gelişmeler bende bir fikir oluşturdu. Yönetim kurulundaki arkadaşlara danışarak ‘’Greenpeace’’ ile ortak çalışmalar yapmamızı önerdim. Klavuz kaptanlar – Greenpeace ortak fikir geliştirme ve olayları beraber yorumlayıp basına ve kamuoyuna açıklama gibi…
Geenpeace Doğu Akdeniz Sorumlusu Banu Dökmecibaşı ile temas kurup kendisini davet ettim. Toplandık, ortak konularımızı tartıştık. Banu Hanım çok olumlu buldu. Kendi kurumlarına durumu aktaracağını olumlu sonuçlar geliştirebileceğimizi söyledi. Sonra olay gelişmedi. Problem Greenpeace’den değildi. Neyse bugünleri yaşayınca o günkü çabalarımızın da boş olacağını anladım.

Ülkelerin konu yazarları çok önemlidir. Önemli mesajlar verir, toplumu aydınlatır, fikir dağarcığını zenginleştirirler. Mesela, Fransız devriminde (1789) hayatı pahasına rol oynayan Jan Jacques Rousso. Ayrıca maden işçisi Emil Zola ‘’Germinal’’i yaşamış ve madencileri örgütlemiş Fransa’da devrim yapmıştır. Rusya’nın genç yazarlarından Svetlana Alexsiyeviç olayı şöyle özetlemiş.
‘’Sovyet devriminde yazarlar ruh mühendisleri sayılırdı. Mühendislik o yıllarda en başta gelen uğraştı. Yeni bir toplum düzenini, anlayışını kurmak, yerleştirmek amaç… İnsanlara yön vermek ve bilgilendirmek.
Yazarlar, toplum mühendisleri olarak yeni insanı yaratacaklardı. Hesap böyleydi. Aradan yarım yüzyıl geçti. Bu iyi niyetli çabalar sonuç vermedi. Nasıl Leningrad’ın adı yeniden Petersburg olduysa. Nasıl Lenin’in resimlerinin yerini Çar Nikola aldıysa, o özlenen yeni insan bir türlü oluşturulamadı.’’

Burada bana göre Svetlana kıssadan hisse vermiş. İnsanı değiştirmek, toplumu değiştirmek!… Avrupalı olmayı uygarlık sanmak bence büyük yanılgı. Önemli olan insan olmak, gerçek bir insan. Küçük menfaatlere tenezzül etmeyen, toplumun gerçeklerini iyi analiz eden ve o gerçekleri kovalayanlarla beraber olan insan. Neticede günlük değil gelecek için yaşamak ve geleceğe güvenle bakmak. Size sorsam, var mı gelecekten umudunuz? Kendinizin ve içinde yaşadığınız toplumun ve bir parçası olduğunuz dünyanın? Neyse, bu ülkede her konuda önemli yazarlar var, ama toplumu ne kadar etkiliyorlar bilemiyorum. Ben ise eskiden santrafordum. Oynayamadım kovuldum. Çünkü paradan uzak durdum. Sonra öğrendim ki para her yolu açıyor. Para konuşulunca, doğruluk susuyor.

Kaptan Mehmet Ali Sökmen

























Yorumlar kapalı.