1. Haberler
  2. Genel
  3. DENİZLERİMİZDE YAŞANAN KIRMIZI PAZARTESİ

DENİZLERİMİZDE YAŞANAN KIRMIZI PAZARTESİ

“Kırmızı Pazartesi” Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in çok okunan ve çok ödüller kazanan ünlü romanıdır. Santiago Nasar’ın öldürüleceğini bütün kasaba bilmesine rağmen kimse sesini çıkarmaz ve Santiago göz göre göre öldürülür. Günlerden pazartesidir. 1980’li senelerin ortalarında çocukluk arkadaşım gemi İnşa Mühendisi Prof. Dr. Demir Sindel ile Kadıköy’de bir mekanda sohbet ediyoruz. Işıklar içinde uyusun denizin, denizciliğin her konusunda bir bilge kişiydi. Yelken yarışları baş hakemliğinden, Avustralya da mercan kayalıkları arasında yaşayan balıkların isimlerine kadar bilirdi.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sohbet gayet güzel giderken gözü birden boğazın girişindeki bir vasıtaya takıldı. Sıkıntılı bir şekilde

“Eyvah, kaptan akvaryum olan Marmara Denizini foseptik çukuruna çevirecekler. Yediğimiz lüfer, palamut 25 – 30 sene sonra eczanelerde satılacak, yazık edecekler güzel Marmara’ya .”

Bir şey anlamadım, o devam etti.

“Belediye Başkanı Haliç’i gözlerinin rengi gibi mavi yapacakmış. Nasıl olacak ? Kolektörle Haliç’in pisliğini toplayıp boğaz ağzındaki arıtma tesisine getireceklermiş. Burada arıtıp dip akıntıya pompalayacaklarmış ve pislik Karadeniz’e çıkacakmış. Sonra Haliç, Belediye Başkanının gözlerinin rengine dönüşecekmiş.”

Demir acı acı güldü. “ Bizlerin en büyük hatası; hiçbir hatanın farkına varmamızdır. Önce dip akıntı her daim aynı kuvvetle akmaz ve dibin 50 cm. Üstünde akar ve bütün boğaz girişini kaplamaz. Bu akıntı fayda yerine zarar verir, kolektörün akıttığı çamurlu suyu bütün satha yayar. Tarayarak boğaza götürmez. Hiç akıllarına Haliç’e akan Alibeyköy ve Kağıthane derelerinin ıslahı gelmiyor. Haliç’i kirleten ve çamur dolduran bu iki deredir. “

Demir bayağı doluydu. Bir konuya başladı mı bir daha durmazdı.

“Bak Aliciğim herkesin gözünden kaçıyor Marmara’ya zehir saçan Kurbağalıdere kimsenin umurunda değil. Çocukluğumuzda balık tuttuğumuz, kurbağaların cıvıldaştığı bu güzelim dere Yoğurtçu’dan Marmara’ya zehir taşıyor. Etrafındaki yapılaşmanın foseptiği bu dereye oradan Marmara’ya akıyor. Virüs, zararlı bakteriler olduğu gibi denize yayılıyor.”

Evet, hafif bir lodos havada pis kokudan dolayı Fenerbahçe Stadının önünden geri döndüğümü hatırlıyorum. Bugünlerde Kurbağalıdere ıslah edildi, oldukça temiz akıyor diyorlar. Bilemiyorum. Dört sene İstanbul Boğazında kılavuz kaptanlık yaptım. Atıklardan dolayı boğazın renginin değiştiğini hatırlarım. Hele kurban bayramlarında boğazın rengi kırmızıya dönüşürdü.

Deniz sümüğü yani müsilaj yani zararlı bakteri. Kökü deniz dibindeki atıkların, pisliklerin yukarıya bıraktığı salya, bir yerde sümük. Bütün Marmara’yı sardı. Tekirdağ, Erdek, Gemlik, Mudanya, İzmit Körfezi. Yetkililer denizin üstünü temizlemeye çalışıyorlar. Sebebi araştıran yok. Varsa yoksa sonuç. Temizledikleri buz dağının tepesi. Asıl sebep denizin dibi. Dibi temizleyen deniz patlıcanı. Dip kumunu ağır metallerden arındırır. Oksijen sağlayan deniz çayırlarını temizler. Bir yerde filtre görevi görür. Akdeniz ülkelerinde deniz patlıcanının avlanması yasakken bizde serbest. İş , maalesef sonuçta gelip çılgın rant hırsına dayanıyor. Marmara bitti, sıra Ege’ye geldi. Sonuçta akvaryum Marmara bir foseptik çukuruna dönüştü. Çirkin ve düzensiz yapılaşma, kontrolsüz yaşam, umursamazlık, insanların cahillikten kaynaklanan bilgisizliği denizlerimizi mahvediyor.

 

Kılavuzluk mesleği can, mal ve çevre güvenliğini içine alarak icra edilen bir meslektir. Bu mesleğin elemanları mesleklerinde üst seviyede çalışmış kaptanlardan seçilir. Yetkililerin sıkı kontrolü altında icra edilen bir emek uğraşıdır. 1996 senesinde Türkiye Denizcilik ‘de çalışan  106 kılavuz kaptana Özelleştirme Bakanlığı yetki verdi.

“Teşkilatlanın ve önce İzmit Körfezinde bu işi alın duruma göre geleceğe bakarız.”

Tamamen deniz emniyetine çevre güvenliğine dayanan bu hizmet sektörü kurallar, kaideler ve hukuki sorumluluklar tespit edilmeden İzmit Körfezi’nde hayata geçti. ilk seneler tecrübeli kılavuz kaptanların becerileri ve fedakarlıkları sayesinde uzunca bir mesafe kat etti ve güzel gitti. Maalesef 2003 senesinin sonlarında ortaya bir rantiyeci çıktı. Kamusal ve son derece ciddiyete dayanan bir meslek mahalle bakkalı seviyesine indirildi. Rantiyeciye sen de bu işi yap, kurulu düzeni boz ve rekabet yarat denildi. Bilmiyorlardı ki dünyanın hiçbir yerinde kılavuzluk mesleğinde rekabet yoktur ve ayrıca ticari bir olay değildir. Son olarak söyleyeceğim kılavuzluk mesleğinin patronu yoktur. Ama bizde patron yaratıldı. Sonra ne mi oldu? Tecrübesiz ve sorumsuz bir kadro İzmit Körfezini alt üst etti. Gemiler karaya oturdu, iskeleler yıkıldı, gemiler çatıştı çatışan gemilerden biri battı, adam öldü. Kısaca can, mal ve çevre kimlere emanet!!!

Mesela utanaraktan kendimden bir misal vereyim. Yarımca Kılavuz İstasyonundayız, kesif bir sis var, görüş sıfır. Büyük bir Ro-Ro gemisi yanaşacak. Rekabet ettiğimiz firma bu siste hizmet veremeyiz diyor. Geminin acentesi bize döndü. Gözüm öyle kararmış ki ben giderim dedim. Şans yarı yarıya ya yanaşacağım veya iskeleye hasar verip gemiyi parçalayacağım. Kontrolden çıkmışız bir kere. Neyse ki geminin İtalyan kaptanı aklıselim davrandı bu siste ben manevra yapmam dedi. Otorite nerede? Liman başkanı nerede? Yok böyle bir şey. Dedim ya mahalle bakkalı.

İspanya’da kılavuzluk teşkilatı Kral Carlos’un himayesinde, bizde rantiyecinin himayesinde, bilemiyorum rantiyeci kimin himayesinde? Bu anlattıklarım kirliliğin ötesinde can ve mal emniyetinin de bu ülkede nerelere geldiğinin göstergesidir. Ne var ki, emek, dayanışma hareketleri, öncü güçlerin aktif girişimleri hatta bunların en önemlileri bile kendi başlarına emek sınıfının birleşmesini emek sınıfının içinden çıkardıkları satılıklar vasıtasıyla engellemişlerdir. Bu engel emek piyasasının parçalanmışlığıdır. Bu kapitalizmin bir basamağıdır. Her şey bir tarafa rant en önde. Canın, malın, çevrenin denizlerimizin kirlenmesinin ne önemi var. yazımı Nazım’ın şiiri ile bitireyim.

Bakmıyor

Kayığa

Sarılan

Sulara!

Bakmıyor

Çatlayıp

Yarılan sulara !

Çıkıyor kayık

İniyor kayık

Devrilen bir atın

Sırtından inip

Şahlanan bir ata

biniyor kayık!

Yaman esiyor be karayel yaman!

Sakın özünü Hazerin hilesinden aman!

Aman oyun oynamasın sana rüzgar

Aldırma anam ne çıkar?

Ne çıkar

Kudursun

Karayel suları

Çıkıyor kayık

İniyor kayık

Çıkıyor ka….

İniyor ka…..

Çık…..

İn……

çık…..

 

Denizlerimizde yaşanan kırmızı pazartesidir.

 

Kaptan Mehmet Ali SÖKMEN

 

DENİZLERİMİZDE YAŞANAN KIRMIZI PAZARTESİ
0







Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!