Okyanusta Ölüm Duvarları Dolaşıyor
Okyanuslarda yaşayan canlıların kitlesel ölümüne sebep olan akıntı ağları (diğer adıyla “ölüm duvarları”) milyonlarca deniz canlısını öldürmeye devam ediyor.
Greenpeace Akdeniz uyarıyor
Mod seçin, deneyiminizi kişiselleştirin.
Okyanuslarda yaşayan canlıların kitlesel ölümüne sebep olan akıntı ağları (diğer adıyla “ölüm duvarları”) milyonlarca deniz canlısını öldürmeye devam ediyor.
Greenpeace Akdeniz uyarıyor
KAHVE MOLASI seferlerine yine anılar diyarından ilginizi çekeceğini düşündüğüm bir konu ile devam etmek istiyorum. Bu seferimizde, “BİR YÜK GEMİSİNDE YOLCU OLARAK SEYAHAT ETMEK MÜMKÜN MÜ ? Mümkünse nasıl olur? İşte bunu tecrübe edeceğiz. Sizi kırk yıl kadar geriye götürerek hikayemize başlıyoruz…
Okyanusları korumak için çalışan çevre kuruluşu Oceana’nın yayımladığı rapor, okyanuslardaki kirliliği ve ülkelerin plastik kullanımını azaltmak için acilen harekete geçmesi gerektiğini ortaya koydu. Özellikle ABD kıyı şeridindeki plastik atıkların deniz canlılarına verdiği zararı gözler önüne seren raporda şöyle denildi: “Son 10 yılda plastiklerle temas ettikleri için zarar gören 40 türden 2 bine yakın deniz hayvanına dair kanıt elde ettik. Özellikle ABD’nin Florida, Virginia, Kaliforniya ve Güney Carolina eyaletlerinde plastik atıklara maruz kalmış deniz hayvanlarına rastlandı.”
Meksika’da yapılan araştırmalarda arkeologlar ilk kez, 1850’li yıllarda Mayaları taşıdığı düşünülen bir köle gemisine ait kalıntılara ulaştı. Bugüne kadar ABD ve çevresinde yapılan araştırmalarda enkaz halinde birkaç Afrika köle gemisi bulunmuştu, ancak hiçbir Maya köle gemisi tespit edilmemişti.
Arkeologlar Çin’de, iki adet mükemmel bir şekilde korunmuş 125 milyon yıllık dinozor türünden fosil keşfetti. Bilim insanlarının açıklamalarına göre mağaralarda yaşayan bu tür dinozorlar, Kuzeydoğu Çin’deki meşhur Yixian Formasyonu’nun en eski katmanları olan Lujiatun yataklarında keşfedildi. İlgili bilimciler, dinozorların barındıkları mağaralarda ani bir volkanik patlamaya yakalanıp lav püskürtüsü altında kaldıklarını düşünüyor.
Proje 22220 kapsamında görev yapan öncü ve evrensel nükleer buzkıran “Arktika” 17 Eylül’de deneme seferlerinin ikinci aşaması tamamlamasının ardından St Petersburg’a geri döndü. Nükleergüçle çalışan geminin mekanizma ve ekipman denetimi, 23 Haziran-16 Eylül tarihleri arasında Finlandiya Körfezi ve Baltık Denizi’nde yapıldı. Uzmanlar, gemi çalışır durumdayken elektrik güç sistemlerini ve geminin farklı derinliklerden su çekerken gerekli olan hareketlere ilişkin özelliklerini test etti.
Çin’in üçüncü uçak gemisinin yapım çalışmaları Shanghai’deki Jiangnan tersanelerinde sürüyor. Önümüzdeki aylarda denize indirilmesi planlanan yüksek teknoloji donanımlı yüzer platform, Çin Devlet medyasının paylaştığı bilgilere göre inşa sürecinin son aşamalarına geldi.
Sultan II. Abdülhamit’in Japon imparatoru Meiji’ye gönderdiği hediyeleri teslim ettikten sonra Japonya’nın güneyinde fırtınaya yakalanarak batan Ertuğrul fırkateyni ve 561 deniz şehidi facianın 130’uncu yıldönümünde anılıyor. Deniz harp tarihçisi Dr. Evren Mercan, II. Abdülhamid’in bu seyahat ile Rusya’nın askerî üstünlüğüne karşı dengeleyici olması için Japonya ile ittifak yapmayı ve Rusya’ya Uzak Doğu’dan göz dağı vermeyi amaçladığını belirtti. Dr. Mercan, “Olay farklı coğrafyadaki iki ülkenin diplomatik ilişkileri geliştirmiş, Japonca Harbiye’de yabancı dil olarak okutulmuştu” dedi.
II. Abdülhamit’in Japon prensi Meiji’ye gönderdiği nişanı ve hediyeleri bıraktıktan sonra 16 Eylül 1890 tarihinde Japonya’nın en güney ucundaki Kushimoto’da batan Ertuğrul fırkateyni 130 yıl sonra anılıyor. Facianın 125’inci yıldönümü için Haziran 2015 tarihinde gerçekleşen anı dalışıyla 561 şehidimiz ve Ertuğrul fırkateyni Büyük Okyanus’ta anıtlaştı. Funagaro yani Şeytan Kayalıkları olarak bilinen kayalık bölgeye donanmamızın Birinci Sınıf Dalgıçları ve SAS personeli ile yaptığımız dalış, iki ülke dostluğunun kanıtı olarak zaman tünelindeki yerini aldı.
Orta kuşağın güneyindeki subtropikal kuşakta (sıcak orta kuşak) bulunan Türkiye, coğrafi konumunu 4 denizle taçlandırarak sualtının büyüleyici dünyasıyla tanışmak isteyenlerin ilk durağı konumunda. Yılın 8 ayı sportif dalış yapılabilen çevresindeki 4 denizin yanı sıra barındırdığı göl, akarsu ve barajlarla fantastik irtifa dalışlarını mümkün kılan ülkemizde yaklaşık 300 dalış merkezi bulunuyor. Sualtındaki gizemleri keşfetmek için 1970’lerden itibaren sualtı kaşifi Kaptan Couestau ile hızlanan SCUBA (Self Contained Underwater Breathing Apparatus) yöntemi ülkemizde her yıl binlerce meraklı dalgıcı derinlere indiriyor. Doğal güzellikleri kadar binlerce yıllık tarihiyle onlarca medeniyete ev sahipliği yapan Anadolu kıyılarında yatan batıkları basınçlı ortamda görmek isteyen dalgıçlar özellikle Mayıs-Kasım ayları arasında adeta turizm hareketliliğine neden oluyor. Sayısız güzelliğe sahip dalış noktaları binlerce su altı canlısına ev sahipliği yaparken bakir koyların ardındaki yeşil cennetler ise deniz ve doğa âşıkları çok çekici. Türkiye’de eşsiz güzellikler sunan sualtı noktalarından 30 tanesini sizler için derledik. Uluslararası yarışmalarda ülkemizi başarıyla temsil eden Türkiye’de aletli dalışın tek otoritesi Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu’nun internet sitesinde(www.tssf.gov.tr) tüm dalış merkezlerinin listesi bulunmakta.
Koster Armatörleri ve İşletmecileri Derneği (KOSDER) tarafından bu yıl 3’üncüsü düzenlenen Shipping Route İstanbul (SHIPROUTE ’26), 40 ülkeden 700’e yakın denizcilik liderini Divan Kuruçeşme’de bir araya getirdi. Almanya’nın misafir ülke olduğu dev buluşmada küresel navlun piyasalarından yeşil dönüşüme, jeopolitik risklerden deniz finansmanına kadar sektörün geleceği masaya yatırıldı.
İMEAK Deniz Ticaret Odası’nın dört şubesinde 1 ve 2 Ekim’de gerçekleştirilen seçimlerde, resmî olmayan sonuçlara göre mavi listeler üyelerin tercihi oldu. İskenderun’da üç, Kocaeli’de iki listenin yarıştığı seçimleri Mavi Liste kazanırken, Karadeniz Ereğli’de ve Aliağa’da tek listeyle seçime katılan ekipler güven tazeledi.
İran ile Irak arasında 22 Eylül 1980’de başlayan ve sekiz yıl süren savaş, Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde eşine az rastlanan bir eşzamanlılıkla kesişir. Bu tarihten yalnızca on gün önce, 12 Eylül 1980’de Türk Silahlı Kuvvetleri “Bayrak” kod adlı harekatla yönetime el koymuş, Türkiye Büyük Millet Meclisi feshedilmiş, siyasi partiler kapatılmış ve ülke Milli Güvenlik Konseyi yönetimine girmişti. Türkiye, kendi demokratik rejimini askıya aldığı günlerde, iki komşusunun birbirine karşı topyekûn bir savaşa giriştiğini izlemek zorunda kaldı. Bu çakışma, savaşın Türkiye’ye etkilerini salt bir dış politika meselesi olmaktan çıkarıp, ülkenin iç rejimi, ekonomik yönelimi, basın düzeni ve güvenlik mimarisiyle iç içe geçmiş bir meseleler yumağına dönüştürmüştür. İran-Irak Harbi, Türkiye’nin girmediği, fakat sekiz yıl boyunca her gün içinde yaşadığı bir savaş olarak, hem dış politikanın manevra alanını belirlemiş hem de iç siyasetin ekonomik ve güvenlik gündemini doğrudan şekillendirmiştir.
Arşividen Osmanlı tarihine ışık tutan nadide bir görsel seçkiyi gün yüzüne çıktı. 1909 yılında yayınlanan Şehbal mecmuasının 6. sayısında yer alan ve 10 Mayıs 1909 tarihinde gerçekleşen Sultan V. Mehmed Reşad’ın “Kılıç Kuşanma” (Cülus) törenini belgeleyen 3 fotoğraf, dönemin siyasi atmosferini tüm ayrıntılarıyla yansıtıyor.
Bu web sitesinde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezler kullanılmaktadır.
Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!
