Denizleri seven ve ufkunu geliştirmek için Deniz Kartalı haber portalına değer veren değerli okuyucularına, dünya tarafından görülmek istenmeyen, hep kötü haberleri ile karşımıza çıkarılan Rusya ve onun kalbi olan Moskova’dan selamlar olsun. 2017 yılından bu yana, büyük Türk milletinin merak edeceği pek çok konuyu kameramla Rusya’dan sizlere aktarmaya çalışıyorum.Rusça bildiğim için Rus kaynaklarından edindiğim tüm bilgilerle araştırmasını yaptığım yüzlerce görselle bu bilgileri birleştiriyorum. Ulusumuzun yanı başımızda olan dünyanın en büyük toprak ve kaynaklarına sahip Rusya’yı tabiri caizse önünüze getiriyorum. Burada bulunmama sebep olan Deniz Kartalı kurucusu Sevgili Gökhan Karakaş’a huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Sizlere bu hafta, Türkiye’nin astrofizik bilim dalında nereden nereye gelebildiğini, Rusya’nın bu alanda ülkemize nasıl yardım ettiğini, aynı zamanda bilim uğruna verilmiş hayatların, gözyaşları içerisinde nasıl bir emek ile yoğrulduğuna dikkat çekmek istiyorum.
Bundan sonra yeni videolar ile beraber olmak dileği ile, hepinize iyi seyirler dilerim.
Bilindiği gibi Ağustos 1914’te, o günlerde “Büyük Savaş” olarak anılan I. Dünya Savaşı başladığında Osmanlı Devleti, Türk-İtalyan ve Balkan savaşlarının ağır sonuçlarını henüz atlatamamıştı. Üsküp, Selanik ve Manastır gibi Balkanların önemli merkezleri kaybedilmişti. İngiltere ve Fransa’nın Rusya ile yakınlaşması, Osmanlı’nın ise II. Abdülhamit döneminden beri gelişen Almanya ilişkilerine daha fazla önem vermesine yol açtı. Bu yakınlaşmanın sonucu olarak 2 Ağustos 1914’te, İstanbul’daki Alman elçisi ile Rusya’ya karşı gizli bir savunma ittifakı imzalandı ve aynı gün seferberlik ilan edildi. 29 Ekim 1914’te Osmanlı donanmasına katılan Yavuz Sultan Selim ve Midilli’nin Karadeniz’de Sivastopol ve Odessa limanlarını bombalamasının ardından, Rusya 2 Kasım 1914’te Osmanlı’ya savaş ilan etti ve böylece Osmanlı Devleti fiilen savaşa girdi. Bu süreçte İngiliz donanması da Çanakkale Boğazı önlerinde bulunuyor ve 3 Kasım 1914’te boğaz girişindeki tabyaları bombardımana tutuyordu.
Merhaba Dostlar;
Çocukluk yaşlarımdan buyana çizgi roman okumayı oldum olası hep sevmişimdir. Her ne kadar o dönemlerde bu yayınlar yanlış bir tespitle zararlı yayın diye adlandırılsa da, okuma alışkanlığı edinmemde çizgi romanların önemli katkısı olduğunu yadsıyamam. Zaman içerisinde teknolojinin ilerlemesi ile çocukluğumda severek okuduğum, çizgi roman kahramanlarını sinema sahnesinde muhteşem efektlerle izleme imkanına ulaştığım kırklı yaşlarımda hala bu kahramanlara sempati beslemekten kendimi alamam.
Ne zaman seçim sürecine girilip oy isteyen adaylar ortaya çıksa, başımı dinlemek için kendimi edebiyat denizinin tuzlu sularına atarım. Orada yüzerken ilginç bulduğum metaforlar yani benzetmelerin başında edebiyat dünyasının düşsel varlıkları gelir. Bunlardan biri ‘Fastitocalon’ yani Canavar Balina, adını duydunuz mu bilmiyorum, Aziz Brendan söylencesinde, Binbir Gece Masalları’nda veya ‘Acaibü’l Mahlükat’ isimli eserde eski denizcilerin gözleriyle şahit olduğu, okyanusların derinliklerinden gelen ve her türlü kötülüğü acımasızca yapan devasa bir kaşalot olarak anlatılır. Eski Ahit ‘Süleyman’ın Meselleri’nde ise kahpeliğin simgesidir. Piri Reis bile o meşhur dünya haritasında fastitocalon canavarını göstermiştir.