Sualtı taarruzu ve denizaltı savaşında ülkemize seviye atlatan milli torpidomuz Akya ilk kez bir denizaltıdan gerçek bir hedefe yönlendirildi. Doğu Akdeniz’de TCG Preveze’nin torpido kovanından gönderilen Akya 45 knots(75 km) hızla yol alarak hedef gemiyi başarıyla vurdu. Akya’nın başarısı ABD ve Alman yapımı torpidoların kullanım zorunluluğunu sona erdirirken donanmamızdaki Gür, Preveze ve Reis sınıfı denizaltılarda kullanılabilecek.
Harp Torpidosu ile Hedef Platforma Yönelik Patlatma Testi
Türk savunma sanayisinin dışa bağımlılığını azaltmak için 2009 yılından beri TÜBİTAK ve Roketsan tarafından geliştirilen Akya torpidosu tarihi bir dönemeci geçmemizi sağladı. Yeni nesil, ağır sınıf ve uzun menzilli Akya, Antalya Körfezi açıklarında TCG Preveze denizaltısı bir gemiye gönderildi. Şimdiye kadar 60’dan fazla denenen ama ilk kez harp torpidosu olarak uygulanan Akya’nın başarısı göz kamaştırdı.
TCG Preveze ve Akya torpidosu böylece Harp Torpidosu ile Hedef Platforma Yönelik Patlatma Testi’ni başarıyla geçti. Akya’nın Ay sınıfı denizaltılar haricindeki tüm sınıflarda kullanılabileceği satıhtan bağımsız hahrik sistemiyle yeni nesil denizaltılar olan reis sınıflarıyla ise tam uyumlu olarak kullanılacağı öğrenildi. Böylece Türk denizaltıların kullandığı ana silah olan yabancı torpidolara (ABD Mk-48 ve Alman DM2A4) ihtiyaç azalacak. Akya saatte 45 knots hızla gidebilirken 50 km’den fazla menzile sahip. Akya, denizaltılar ve tüm suüstü hedefler için kullanılabiliyor.
Bilindiği gibi Ağustos 1914’te, o günlerde “Büyük Savaş” olarak anılan I. Dünya Savaşı başladığında Osmanlı Devleti, Türk-İtalyan ve Balkan savaşlarının ağır sonuçlarını henüz atlatamamıştı. Üsküp, Selanik ve Manastır gibi Balkanların önemli merkezleri kaybedilmişti. İngiltere ve Fransa’nın Rusya ile yakınlaşması, Osmanlı’nın ise II. Abdülhamit döneminden beri gelişen Almanya ilişkilerine daha fazla önem vermesine yol açtı. Bu yakınlaşmanın sonucu olarak 2 Ağustos 1914’te, İstanbul’daki Alman elçisi ile Rusya’ya karşı gizli bir savunma ittifakı imzalandı ve aynı gün seferberlik ilan edildi. 29 Ekim 1914’te Osmanlı donanmasına katılan Yavuz Sultan Selim ve Midilli’nin Karadeniz’de Sivastopol ve Odessa limanlarını bombalamasının ardından, Rusya 2 Kasım 1914’te Osmanlı’ya savaş ilan etti ve böylece Osmanlı Devleti fiilen savaşa girdi. Bu süreçte İngiliz donanması da Çanakkale Boğazı önlerinde bulunuyor ve 3 Kasım 1914’te boğaz girişindeki tabyaları bombardımana tutuyordu.
Merhaba Dostlar;
Çocukluk yaşlarımdan buyana çizgi roman okumayı oldum olası hep sevmişimdir. Her ne kadar o dönemlerde bu yayınlar yanlış bir tespitle zararlı yayın diye adlandırılsa da, okuma alışkanlığı edinmemde çizgi romanların önemli katkısı olduğunu yadsıyamam. Zaman içerisinde teknolojinin ilerlemesi ile çocukluğumda severek okuduğum, çizgi roman kahramanlarını sinema sahnesinde muhteşem efektlerle izleme imkanına ulaştığım kırklı yaşlarımda hala bu kahramanlara sempati beslemekten kendimi alamam.
Ne zaman seçim sürecine girilip oy isteyen adaylar ortaya çıksa, başımı dinlemek için kendimi edebiyat denizinin tuzlu sularına atarım. Orada yüzerken ilginç bulduğum metaforlar yani benzetmelerin başında edebiyat dünyasının düşsel varlıkları gelir. Bunlardan biri ‘Fastitocalon’ yani Canavar Balina, adını duydunuz mu bilmiyorum, Aziz Brendan söylencesinde, Binbir Gece Masalları’nda veya ‘Acaibü’l Mahlükat’ isimli eserde eski denizcilerin gözleriyle şahit olduğu, okyanusların derinliklerinden gelen ve her türlü kötülüğü acımasızca yapan devasa bir kaşalot olarak anlatılır. Eski Ahit ‘Süleyman’ın Meselleri’nde ise kahpeliğin simgesidir. Piri Reis bile o meşhur dünya haritasında fastitocalon canavarını göstermiştir.