
CEMAL VE MİNE ÜLGEN…
43 yıl süren iş hayatının ardından özledikleri teknelerine kavuşan 67 yaşındaki Cemal ve 64 yaşındaki Mine Ülgen, koronavirüs yasaklarıyla teknede yaşamaya karar verenlerden. Salgın en çok 65 yaş üzeri insanları tehdit ettiği için İstanbul Bakırköy&deki evlerinden ayrılarak 13 metrelik yelkenlileri Ülgen’de yaşamaya başlayan 41 yıllık evli çift, Marmaris’ten yola çıktı. Rotalarını Ege ve Akdeniz’in en güzel koylarını çeviren 2 çocuk ve 3 torun sahibi Ülgen çifti getirilen 65 yaş üstüne getirilen yasaklardan da en az etkilenenler arasına girdi. Sınırsız özgürlüğün tadını çıkarttıklarını söyleyen Cemal Ülgen, “Sağlımızı ve torunlarımızı düşünerek getirilen yasaklara saygı gösterdik ama çok kısıtlanacağımızı anladık. Hemen teknemizle denizlere açıldık. Böylece koronavirüsün ölümcül tehdidinden uzaklaşırken yasakların da sıkıcı yönünü hiç yaşamadık. İnsanlardan uzak olduğumuz için kendimizi çok güvende hissediyoruz” dedi. İlkokul yıllarında küçük bir kayıkla başlayan mavi keşfi tutkusunu yelkenli teknede yaşamaya çevirdiğini söyleyen Cemal Ülgen, “Yıllarca çok yoğun bir hayatım oldu. Ticaret yaptığım için kendime vakit ayıramadım. Teknem ile özgürlüğe yelken açtım. Koronavirüs yaz aylarında bizleri çok etkilemedi, fakat kış aylarında sınırlamalar herkese olduğu gibi bizlerinde daha dikkatli ve duyarlı olmamızı sağladı. Ev hayatından daha rahat ve daha dingin bir yaşam sürüyoruz. Teknenizin işi hiç bitmediği için günlük meşguliyetimiz bize yetiyor hatta zaman yetmiyor” şeklinde konuştu.



İstanbul’daki evimize döner miyiz bilmiyoruz…
Mine Ülgen ise, “Küresel bir sağlık sorunu sırasında denizde yaşamak daha güvenli ve steril. Pandemiden önce denize sadece yaz aylarında çıkıyordum. Fakat bu süreçte denizde olmaya kendimizi mecbur gördük. Kendimizi korumamız gerekiyordu. Denizde yaşamaya başlayınca da çok benimsedik. Tekneden çıkmadığımız sürece izoledeyiz. Tekneden dışarı kurallara uyarak ve tedbir alarak çıkıyoruz. Teknede kalabalık buluşmalar yapmıyoruz. Denizde yaşamak, yeşil bir ormanın içinde yeşil doğayı yaşamak yerine, mavi bir deryanın kucağında huzuru yaşamak gibi. Akşam yatağınıza yatınca, doğa sizi kucağında bağrına basarcasına uyumanız için ninni söyleyerek sallar. Denizde yaşamak, bizlere doğal yaşam ortamı algısının deniz de olabileceğini öğretti. Pandemi sonrasında karadaki yaşantımıza döner miyiz bilmiyorum. O kadar alıştık ve kendimizi iyi hissediyoruz ki. Yeşil ile mavinin birleştiği o güzel koyları keşfetmek, temiz havayı solumak ve yıldızları izleyerek günü yaşamak çok güzel” dedi.




















