Çinli bilim insanı Chen Bo ve Çin Tıp Bilimleri Akademisi Tıbbi Deneylerde Hayvan Araştırmaları Enstitüsü’nden Profesör Qin Chuan’dan oluşan araştırma ekibi, 10 aydan fazla süren çalışmanın ardından yeni koronavirüs (KOVID-19) salgınına yakalanan hastaları tedavi etmek için yeni yöntemler buldu. Araştırma sonucu, dünyaca ünlü “Hücresel ve Moleküler İmmünoloji” akademik dergisinde yayınlandı.
Araştırmacılar, oksitlenmiş kolesterol ve anjiyotensin dönüştürücü enzim 2’yi (ACE2) içeren hücresel mikropartikülleri yeniden düzenlediler. Mikropartiküllerin yüzeyindeki ACE2, KOVID-19 ila birleştiğinde alveolar makrofajların daha fazla virüsü yutmasını sağlayabiliyor. KOVID-19’a yakalanan farelere yönelik yapılan deneylerde, farelerdeki viral yükün azaldığı ve ilgili inflamatuar faktörlerin de önemli ölçüde inhibe edildiği belirtildi. Huang Bo, yeni bir biyolojik taşıyıcı tür olan mikropartiküllerin klinikte uygulandığını ve yüksek güvenliğe sahip olduğunu ifade etti. Huang, yeni koronavirüsle birleştiğinde mikropartiküllerin makrofajlara ilerletilip, parçalandığını ve aynı zamanda makrofajların inflamatuar yanıtını engellediğini kaydetti. Huang Bo, bunun KOVID-19 hastalarını tedavi etmek için yeni bir strateji olmasının beklendiğine dikkat çekti.
Bilindiği gibi Ağustos 1914’te, o günlerde “Büyük Savaş” olarak anılan I. Dünya Savaşı başladığında Osmanlı Devleti, Türk-İtalyan ve Balkan savaşlarının ağır sonuçlarını henüz atlatamamıştı. Üsküp, Selanik ve Manastır gibi Balkanların önemli merkezleri kaybedilmişti. İngiltere ve Fransa’nın Rusya ile yakınlaşması, Osmanlı’nın ise II. Abdülhamit döneminden beri gelişen Almanya ilişkilerine daha fazla önem vermesine yol açtı. Bu yakınlaşmanın sonucu olarak 2 Ağustos 1914’te, İstanbul’daki Alman elçisi ile Rusya’ya karşı gizli bir savunma ittifakı imzalandı ve aynı gün seferberlik ilan edildi. 29 Ekim 1914’te Osmanlı donanmasına katılan Yavuz Sultan Selim ve Midilli’nin Karadeniz’de Sivastopol ve Odessa limanlarını bombalamasının ardından, Rusya 2 Kasım 1914’te Osmanlı’ya savaş ilan etti ve böylece Osmanlı Devleti fiilen savaşa girdi. Bu süreçte İngiliz donanması da Çanakkale Boğazı önlerinde bulunuyor ve 3 Kasım 1914’te boğaz girişindeki tabyaları bombardımana tutuyordu.
Merhaba Dostlar;
Çocukluk yaşlarımdan buyana çizgi roman okumayı oldum olası hep sevmişimdir. Her ne kadar o dönemlerde bu yayınlar yanlış bir tespitle zararlı yayın diye adlandırılsa da, okuma alışkanlığı edinmemde çizgi romanların önemli katkısı olduğunu yadsıyamam. Zaman içerisinde teknolojinin ilerlemesi ile çocukluğumda severek okuduğum, çizgi roman kahramanlarını sinema sahnesinde muhteşem efektlerle izleme imkanına ulaştığım kırklı yaşlarımda hala bu kahramanlara sempati beslemekten kendimi alamam.
Ne zaman seçim sürecine girilip oy isteyen adaylar ortaya çıksa, başımı dinlemek için kendimi edebiyat denizinin tuzlu sularına atarım. Orada yüzerken ilginç bulduğum metaforlar yani benzetmelerin başında edebiyat dünyasının düşsel varlıkları gelir. Bunlardan biri ‘Fastitocalon’ yani Canavar Balina, adını duydunuz mu bilmiyorum, Aziz Brendan söylencesinde, Binbir Gece Masalları’nda veya ‘Acaibü’l Mahlükat’ isimli eserde eski denizcilerin gözleriyle şahit olduğu, okyanusların derinliklerinden gelen ve her türlü kötülüğü acımasızca yapan devasa bir kaşalot olarak anlatılır. Eski Ahit ‘Süleyman’ın Meselleri’nde ise kahpeliğin simgesidir. Piri Reis bile o meşhur dünya haritasında fastitocalon canavarını göstermiştir.