
4 denizde 8 bin 337 kilometre kıyısı olan ülkemizin derinliklerindeki güzellikleri en iyi gözlemleyen dalgıçlardan Barış Güntekin, yarım asırlık sualtı yaşamını “Dalışlı Mavi Yolculukta 24 Yıl” isimli kitapta topladı. Sualtı dünyasıyla henüz 15 yaşındayken tanışan ve 1972 yılında Beykoz Çubuklu’daki dalgıç okulundaki askerliğiyle profesyonel balık adam olan Barış Güntekin, 1990 yılında başladığı mavi yolculuklarla ülkemizin turizm potansiyeline katkı sağlamıştı. Sualtı camiasında ‘Dalgıç Eskisi’ ismiyle anılan deneyimli deniz insanı Barış Güntekin, “Türkiye’nin sualtı zenginliği Avrupa ülkelerinde çok önlüdür. Düsseldorf fuarında 18 metrekare ile başlayan Türkiye standı 92 metrekareye kadar çıktı. Yani adeta fuarı Türk dalgıçlar ve Anadolu’nun sualtı güzellikleri ele geçirmişti. Ama şimdilerde denizcilik fuarlarına katılmamamız beni çok üzüyor. Ülke tanıtımını en iyi yapabileceğiniz alan doğal güzellikleridir” dedi.


Pasaportsuz Yunan Adası’na giden dalgıçlar
1990’lı yıllarda Avrupalıların gözde rotası olan Türkiye’de dalışlı mavi turun günümüzde çok yaygın olmadığını belirten Güntekin, bunda Türk denizlerindeki kirlenme ve kıyı alan kaybının en büyük etken olduğunu söyledi. Kitabının dalış okullarında dalgıçlara dağıtılacağını Güntekin ilginç anılarını da paylaştı. Güntekin, “Camiamızın büyüğü Tacettin Sağlar abimiz fotoğraf çekmek için adeta nefes almadan dalış yapar. Bir orfoz için 70 metre derinliğe indiği dalışları biliyorum. Bozburun açıklarında ayağı burkulan Alman dalgıcı sahil köyündeki diplomasız bir şifacıya tedavi ettirdik. Ama Alman arkadaşa bu gerçeği söylemedik. Yunan adalarına çok yakın bir yerde dalış yapıyorduk. Eşim Asuman ile 3 dalgıç Simi Adası’na pasaportsuz vizesiz yüzerek gitti, alışveriş yaptı ve geri döndü. Gökova’da Sadun Boro abimizin Ata Demirer’e seslendiğine tanık olduk” dedi. Güntekin ortağı ve dalış arkadaşı Alman Andrey’in tekne yangınında ölümüyle hayata bakışının değiştiğini belirtirken, “İnsan, suyun altında misafir olduğunu unutmamalı. Suyun altındaki canlıları ne kadar korursak o kadar insan oluruz. 1990’lı yıllardaki güzellikleri ve zenginlikleri koruyabilseydik yani dalışlı mavi turu geliştirebilseydik Türkiye’nin turizm gücü daha fazla olurdu” diye konuştu.




















