Tüm denizlerimizin derinliklerindeki zenginliklerinin yanında koyları ve kıyılarıyla birlikte korunması için çabalayan gerçek deniz adamı Mehmet Baş'ın anlatıldığı belgesel Exxen TV platformunda. UNESCO'nun kültür taşıyıcısı sembol isimlere verdiği Yaşayan İnsan Hazinesi listesine girmesi arzulanan Aksona Mehmet, usta sualtı belgeselcisi Savaş Karakaş'ın çektiği Son Süngerci adlı belgesel ile anlatılıyor.
Boston Türk Belgesel ve Kısa Film Yarışması Mansiyon Ödülü – 2012
1. Bodrum Deniz Filmleri Festivali, Gösterim Seçkisi – 2014
2. Bodrum Deniz Filmleri Festivali, Gösterim Seçkisi – 2015
2. Foça Uluslararası Arkeoloji ve Kültürel Miras Belgesel Film Günleri, Gösterim Seçkisi – 2019
Her sünger seferine doğumu bekler gibi büyük bir heyecan, endişe ve umutla hazırlanılırdı. Nisan’da dualarla, bilinmeze dümen tutardı tekneler. Sünger seferleri sırasında aynı tekneyi paylaşan denizciler aylar süren bir kader arkadaşlığı da yaşarlardı. Efsane kaptanlar dağarcıklarındaki sünger tarlalarını diğerlerinden saklamak için türlü numaralar çevirirdi. Suya giren her dalgıç ekmek parası peşindeydi. Hep daha derine, daha büyük, daha çok süngereydi yolculuk. Bodrum süngerciliğinin yaşayan efsanesi Aksona Mehmet, Bodrum’dan başlayıp Kos’a, ardından da süngerin ve süngerciliğin başkenti Kalimnos’a uzanan bir sefere çıkıyor.. Ege’de, son süngercinin ve son süngerlerin hikayesi şimdi Exxen’de.
Bilindiği gibi Ağustos 1914’te, o günlerde “Büyük Savaş” olarak anılan I. Dünya Savaşı başladığında Osmanlı Devleti, Türk-İtalyan ve Balkan savaşlarının ağır sonuçlarını henüz atlatamamıştı. Üsküp, Selanik ve Manastır gibi Balkanların önemli merkezleri kaybedilmişti. İngiltere ve Fransa’nın Rusya ile yakınlaşması, Osmanlı’nın ise II. Abdülhamit döneminden beri gelişen Almanya ilişkilerine daha fazla önem vermesine yol açtı. Bu yakınlaşmanın sonucu olarak 2 Ağustos 1914’te, İstanbul’daki Alman elçisi ile Rusya’ya karşı gizli bir savunma ittifakı imzalandı ve aynı gün seferberlik ilan edildi. 29 Ekim 1914’te Osmanlı donanmasına katılan Yavuz Sultan Selim ve Midilli’nin Karadeniz’de Sivastopol ve Odessa limanlarını bombalamasının ardından, Rusya 2 Kasım 1914’te Osmanlı’ya savaş ilan etti ve böylece Osmanlı Devleti fiilen savaşa girdi. Bu süreçte İngiliz donanması da Çanakkale Boğazı önlerinde bulunuyor ve 3 Kasım 1914’te boğaz girişindeki tabyaları bombardımana tutuyordu.
Merhaba Dostlar;
Çocukluk yaşlarımdan buyana çizgi roman okumayı oldum olası hep sevmişimdir. Her ne kadar o dönemlerde bu yayınlar yanlış bir tespitle zararlı yayın diye adlandırılsa da, okuma alışkanlığı edinmemde çizgi romanların önemli katkısı olduğunu yadsıyamam. Zaman içerisinde teknolojinin ilerlemesi ile çocukluğumda severek okuduğum, çizgi roman kahramanlarını sinema sahnesinde muhteşem efektlerle izleme imkanına ulaştığım kırklı yaşlarımda hala bu kahramanlara sempati beslemekten kendimi alamam.
Ne zaman seçim sürecine girilip oy isteyen adaylar ortaya çıksa, başımı dinlemek için kendimi edebiyat denizinin tuzlu sularına atarım. Orada yüzerken ilginç bulduğum metaforlar yani benzetmelerin başında edebiyat dünyasının düşsel varlıkları gelir. Bunlardan biri ‘Fastitocalon’ yani Canavar Balina, adını duydunuz mu bilmiyorum, Aziz Brendan söylencesinde, Binbir Gece Masalları’nda veya ‘Acaibü’l Mahlükat’ isimli eserde eski denizcilerin gözleriyle şahit olduğu, okyanusların derinliklerinden gelen ve her türlü kötülüğü acımasızca yapan devasa bir kaşalot olarak anlatılır. Eski Ahit ‘Süleyman’ın Meselleri’nde ise kahpeliğin simgesidir. Piri Reis bile o meşhur dünya haritasında fastitocalon canavarını göstermiştir.