1954 yılında dünyanın ilk sualtı kuluplerinden biri olarak kurulduğundan beri Türk sualtı camiasının önemli aktörü olan Türk Balıkadamlar Kulübü, 29 Ocak'ta yapılacak Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu seçimlerindeki delege sisteminin değiştirilmesine tepki gösterdi. Türk Balıkadamlar Kulübü Başkanı Gündoğdu Saruhanoğlu, kayyum atanmasına değinirken TSSF başkanının atanmayla değil seçimle iş başına gelmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu’nun genel kuruluna sadece 1 delege yollayacaktık. Federasyonun kurucu kulübü, dünyanın ilk eğitim veren kulüplerinden birisi Dünya Sualtı Sporları Konfederasyonu(CMAS) tarihinden bile daha eski tarihe sahip, donanmaya, emniyete, jandarmaya, itfaiyeye, belediyelere ve Sivil Savunma’ya eğitim veren kulüp olmamız bir tarafa, delege seçim kriterlerinden olan en çok eğitim veren kulüplerden olmamız nedeniyle delegemiz çantada keklikti. Gel gelelim, TSSF’nin ‘delege tayininde usulsüzlük gerekçesiyle adayların itirazı üzerine 2 kere ertelenen seçimlerde delegeleri seçmek üzere 3 kişilik bir kayyum heyeti’ tayin edildi. Hakkımızın teslim edileceğinden emin olarak kayyum heyetine itirazımızı yaparak, federasyonun delege hakkımızı yok saydığı gerekçesiyle itirazda bulunduk.
Sualtı camiasına 51 yılımı verdim
İtirazıma gelen cevapta verilen brövelerde standart eğitimin gerekçelerine uyulmadığı için geçersiz sayılması gerektiği, dolayısıyla delege hakkımızın bulunmadığı bildirildi. Kararı utançla okudum. Cehaletle kaleme alındığı içindeki hesaplardan anlaşılan kararda, 51 senemi verdiğim ve amatörce hizmet ettiğim sualtı camiasına karşı kendimi suç işlemiş gibi hissettim. Tahkime itiraz süresi 2 günle sınırlanmıştı. Kayyum profesyonelce, birinci günün akşamı ret yazısını yolladığı için iki ayağımız bir pabuca girerek zorla gün içinde evrakları hazırlayarak Ankara’ya yolladık.
Değerli arkadaşlar, TSSF’de atamayla değil seçimle başkan seçilmesini istiyoruz. Seçimi ayak oyunlarıyla oldu bittiye getirmek isteyenler bu işi başaramayacaklar.
Yüzyüze bakacağımızı sakın unutmayın!
Gündoğdu Saruhanoğlu
Türk Balıkadamlar Spor Kulübü
Yönetim Kurulu Başkanı
2 Ağustos 1926 gecesi Ege Denizi’nin açık sularında Türk bandıralı Bozkurt gemisi ile Fransız bandıralı Lotus gemisi arasında yaşanan çarpışma, sekiz Türk denizcisinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanmış ve genç Türkiye Cumhuriyeti’ni uluslararası hukuk tarihinin en çarpıcı davalarından birinin merkezine taşımıştır. Fransa’nın, Türk mahkemelerinin bir Fransız vatandaşını yargılama yetkisini sorgulaması, meselenin Lahey’deki Uluslararası Daimî Adalet Divanı önüne taşınmasına yol açmıştır. Divan’ın 7 Eylül 1927 tarihli kararı, yalnızca Türkiye lehine bir hüküm değil, aynı zamanda uluslararası hukukta devlet egemenliğinin sınırlarına ilişkin temel bir ilkenin —Lotus İlkesinin— doğuşunu da simgelemektedir. Bu çalışma, söz konusu davayı tarihsel bağlamı, diplomatik boyutu, hukuki muhakemesi ve uluslararası hukuka kalıcı etkisi çerçevesinde bütüncül bir bakış açısıyla ele almaktadır.
Ukrayna’nın açıklamasına göre Rusya, önceki gün, Odessa limanından ayrılan bir tahıl gemisini hedef aldı. Hindistanlı, Ukraynalı ve Suriyeli 18 mürettebatın 10’u hayatını kaybetti. Geminin Türk bir şirkete ait Golden Leo gemisi olduğu ortaya çıktı. Cumhuriyet, Dışişleri kaynaklarına ve Rusya Büyükelçiliğine konuyu sordu ancak yanıt alamadı. Emekli tümamiral Yankı Bağcıoğlu ise yetkili makamlara çağrı yaptı, Deniz Kuvvetleri’ni andı.
Uluslararası ilişkiler hukuku ve hariciye tarihi, devletlerin bağımsızlık hamlelerini, ikili diplomatik münasebetlerini ve teşrifat uygulamalarını anlık öznel yorumlar üzerinden değil; kurumsallaşmış evrensel kurallar, uluslararası mütekabiliyet ilkesi ve birincil arşiv vesikaları üzerinden değerlendirir. Son dönemde kamuoyunda tartışmaya açılan, 1920 yılındaki Bursa’nın işgali sırasında yaşanan menfur hadiseler ile 1930 yılındaki Ankara ziyareti arasında nedensellik bağı kurmaya çalışan ve o dönem üzerinden geliştirilen bazı retorikler, uluslararası hukuk ve hariciye literatürü ile temelden çelişmektedir. Geçmişteki gayrimeşru bir askeri işgal eylemi ile egemen bir devletin başkentinde mütekabiliyet esasına göre icra edilen diplomatik kabulleri aynı düzlemde değerlendirmek, uluslararası ilişkiler disiplininin bilimsel metodolojisine aykırıdır. Özellikle resmi devlet protokolünü gündelik ve sığ tabirlerle yorumlayarak, Cumhuriyetimizin kurucu kadrolarına ve ilk hanımefendilerinden Mevhibe İnönü’nün aziz hatırasına yönelik üstü kapalı iddialarda bulunulması, hariciye tarihinin belgeleri karşısında nesnel bir okuma hatasından ibarettir.
Arşividen Osmanlı tarihine ışık tutan nadide bir görsel seçkiyi gün yüzüne çıktı. 1909 yılında yayınlanan Şehbal mecmuasının 6. sayısında yer alan ve 10 Mayıs 1909 tarihinde gerçekleşen Sultan V. Mehmed Reşad’ın “Kılıç Kuşanma” (Cülus) törenini belgeleyen 3 fotoğraf, dönemin siyasi atmosferini tüm ayrıntılarıyla yansıtıyor.
Yorumlar kapalı.