Köprüüstü Müsaade-Mümin Kır
  • 19 Yazı
  • 0 Yorum

Köprüüstü Müsaade-Mümin Kır - Tüm Yazıları

Genel

ÇANAKKALE’YE HOŞGELDİN KARTAL İSTİMBOT… MÜMİN ALBAY İSTİMBOTA DOKUNDU VE YAZDI

Tarihlerin 30 Ekim 1918’i gösterdiği bir sonbahar gününde Limni Adasının Mondros limanında, Britanya Kraliyet Donanmasına ait Lord Nelson sınıfı zırhlı bir dretnot demirliydi. HMS Agememnon isimli bu zırhlı dretnot, o gün, yüzyıllarca belki de bin yıllarca unutulmayacak olan bir mütarekeye (bırakışma) ye tanıklık etmekteydi. İngiltere’nin Akdeniz Filosu Komutanı Amiral Sir Somerset Arthur Gough-CALTROPHE ile Osmanlı Devleti Bahriye Nazırı Albay Hüseyin Rauf ORBAY arasında imzalanan ve 25 maddeden oluşan bahse konu mütareke, aynı zamanda son altı yüzyılın haşmetli İmparatorluğu Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşından mağlup olarak ayrılmasını da belgeliyordu.
Ve ne hazindir ki, Osmanlı Devletinin başkenti İstanbul’u yani payitahtı işgal etmek için 1915 yılı başlarından itibaren Çanakkale Boğazını zorlayan müttefik işgal ve istila ordusu, hem 18 Mart 1915 te denizde, hem de 25 Nisan 1915 te başlayıp 09 Ocak 1916 da Çanakkale’yi terk ettikleri kara muharebelerindeki mağlubiyetlerine rağmen, Mondros Mütarekesinin 1’inci maddesine dayanarak, 06 Kasım 1918 tarihinden itibaren Çanakkale Boğazından geçmeye başlayarak, 13 Kasım 1918 tarihinden itibaren İstanbul sularına demirliyor ve askerlerini karaya çıkarmak suretiyle İstanbul işgal ediliyordu. İşgal donanmasının önce 63 daha sonra 11 ve bir Yunan zırhlısının da katılımıyla 73 parçalık gemisi artık İstanbul önlerindeydi. İşte o gün böylesine kara ama kapkara bir gündü.

Bizim Denizler

50. YILINDA ŞANLI ZAFER VE TCG İZMİR’İ HATIRLAMAK… MÜMİN KIR ANILARIYLA YAZDI

İlk çağlardan beri denizle ilişki kuran insanoğlu yıllarca, bu ilişkiyi büyütüp geliştirecek ve kendi lehine dönüştürecek bir vasıta arayışına girmiştir. İnsan daha antik çağlarda doğayı izleyerek birtakım şeylerden istifade etmeyi öğrenmişti ama yaz kış demeden uğraştığı ve baş edemediği bir sorun vardı: Islanmak. Islanmak güzeldi güzel olmasına ama her zaman değil. Üstelik sadece kendisi değil, ilkel de olsa araç gereçleri ile eşyaları da ıslanıp bozulabiliyordu. Bu nedenle insanın hem denizle ilişkisini geliştirmesini sağlayacak hem de bu süreçte kuru kalmasını olanaklı kılacak bir şeye ihtiyacı vardı. Ağaçları oyarak suda kendisinin ve eşyalarının kuru kalmasını sağlayan bu aracı vasıta sayesinde, insan artık çağlar boyunca sürecek bir gelişim ve değişimin de ilk adımlarını atıyordu. Aslında adımlarını değil kulaçlarını atıyordu. İnsanın günlerce kulaç atıp, uzun mesafeler kat etmesini ve okyanuslar aşmasını sağlayan bu aracı vasıtanın genel adı gemiydi.

Hemen hemen her insanın en az bir gemiyle uzun ya da kısa veya anlıkta olsa bir tanışma hikayesi vardır. Benimki de arada sırada gittiğim İstanbul’daki şehir hatları vapurlarıyla veya arabalı vapur denilen vapurlarla başlayan kısa kısa serüvenlerden ibaretti. Ancak, yıllar içinde birçok insan gibi benimki de sadece tanışmakla kalmadı ve bir geminin yolcusu değil, mürettebatı (personeli) yani geminin bir parçası olmakla devam edecek süreci başlattı. Bu amaçla 1979 yılında girmiş olduğum okulumu, 1983 yılında tamamlayarak seyir astsubayı olarak mezun olduğumda artık ben de bir geminin bir parçası olmuştum. Hem de bir harp yani savaş gemisinin. O zamanlar böyle şeyler çok gurur vericiydi. Tayinim D 341 borda numarası ile Harp Filosu Komutanlığı emrinde ve Birinci Muhrip Filotillası Komodorluğu teşkilat yapısında bulunan ve İ (İstif) sınıfı olarak tanımlanan bir gemiydi. TCG İZMİR.

Bizim Denizler

TARİH SAHNESİNE BİR KOMUTAN ÇIKIYOR… YARBAY MUSTAFA KEMAL… DENİZ ALBAY MÜMİN KIR ANLATIYOR

O SABAH, İŞTE BU SABAHTI
25 NİSAN 1915 VE YARBAY MUSTAFA KEMAL

İLK DERS:
Neredeyse son üç yüzyıllarını, muhteşem donanmaları vasıtasıyla emperyal imparatorluklar kurmakla geçiren iki büyük devletin bayraklarını taşıyan-sözüm ona- “yenilmez armada” güneşin kızıllığı ile bezenmiş bir ufka doğru, ağır ağır yol alırken, Çanakkale Boğazı gün boyu süren kan, barut ve duman kokusundan yavaş yavaş kurtuluyor, Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevki Komutanı Mirliva Cevdet Çobanlı’nın o tarihi sözlerine tanıklık ediyordu. “Gittiler, Geçemediler, Geçemeyecekler”. Bu sözler, son derece kısıtlı imkanlara sahip bir donanma ve kıyı topçusunun, işgal donanmasını tarih ve dünya önünde mağlup ettiği, 18 Mart Deniz Savaşı’nın sonucunu da tüm dünyaya ilan ediyordu.

3 Kasım 1914’te Boğaz’a karşı taarruzlarına başlayan istila filosu,18 Mart 1915 tarihinde, İrresistible, Bouvet ve Ocean dan oluşan üç zırhlısı batmış, Gaulios, Agememnon, İnflexible ve Suffren isimli dört zırhlı da ağır biçimde hasar görerek savaş dışı kalmış olarak, bin yılların savaş alanı, kutlu suları terk etmişti.
Evet. O gün gitmişlerdi, gitmişlerdi gitmesine ama tekrar gelmek üzere. Zira ilk ders kendini yenilmez zanneden “yenilmezler” için pek yeterli olmamıştı.
Türk tarafı içinse bu zaferin anlamı, stratejik ve askerî öneminin çok daha ötesindeydi. Özellikle Osmanlı imparatorluk döneminin “gerileme devri” olarak tanımlanan tarihsel dönemin başlangıcı sayılan 1699 Karlofça antlaşmasından beri ilk defa Türk milleti bir zaferin mutluluğunu yaşıyordu. Eğilen başlar yeniden dikilmiş, halkın ve ordunun özgüveni yerine gelmiş, emperyalizme karşı uyanma ve dayanışma başlamıştı. Bu toplumsal diriliş o günler için her şeyden daha önemliydi.

Genel

GİTTİLER, GEÇEMEDİLER, GEÇEMEYECEKLER… BÜYÜK BİR KOMUTAN SÖYLEMİŞTİ BU SÖZLERİ

GİTTİLER, GEÇEMEDİLER, GEÇEMEYECEKLER… BU SÖZLERİN SAHİBİ

Evet. “Gittiler, geçemediler, geçemeyecekler”. Şeref saçan sırmalar, şehitlerimizin kanları, anaların ve yavukluların gözyaşlarıyla tarihe altın harflerle yazılmış bu kelimelerin sahibi, 1870 yılında İstanbul/Sultanahmet’te doğan Cevat Paşadır. Osmanlı Devleti’nin çöküş, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yılları arasında yer alan yaşamının şan ve şerefle dolu yılları onu tarihe ve bizlere Orgeneral Cevat ÇOBANOĞLU olarak emanet edecektir. Emanet demişken, bize bu vatanı emanet edenlerden biri olan Cevat Paşanın “Gittiler, geçemediler ve geçemeyecekler” sözünün ne anlama geldiğini, bugün birçok yetişkinin bir kısmı belki bilmektedir, ancak özellikle gençler ve çocuklarımızın -özel olarak tarihle ilgilenenler dışındaki- oldukça önemli sayılacak bir bölümü ne bahse konu sözü ne de bu sözü söyleyen kahramanı maalesef bilmemektedir. Hal böyleyken, yetişkinler için bir şey söylemek istemem ama çocuklarımızın ve gençlerimizin bu ve benzeri konulardaki bilgi yetersizlikleri biz büyüklerin, yani hepimizin vefasızlığı ve hatasından kaynaklanmaktadır. En azından benim düşüncem bu şekilde olup, bu konu ayrı bir tartışma konusudur.

Genel

18 MART’IN 57. ALAY’LA NE İLGİSİ VAR? ÇANAKKALE ZAFERİNİ DOĞRU OKUMAK…

Bu savaş, batı ülkelerinin beklentilerinin tersine gelişmelerle sonuçlanmıştır. Çarlık Rusya’sının çöküşünü hızlandırmıştır. Bu savaşın sonucunda İngiltere’de yönetim değişikliği olmuştur. Türk tarihine büyük bir destan olarak yazılmış ve Anadolu toprakları ve Boğazların Türklerin hâkimiyetinde kalmasını sağlamıştır.

Genel

İLK AMİRAL İLK İHANET… (E) DENİZ ALBAY MÜMİN KIR SORUYOR

Boynu vurularak idam edildiğinde 80 (veya 85) yaşındaydı. Ömrünün neredeyse tamamı denizlerde geçmişti. Karaman’dan İstanbul’a getirilen ailesi bir süre sonra Gelibolu’ya göçmüş ve oraya yerleşmiştir. Adeta bütün şartların gemici yetiştirmeye uygun olduğu bir zaman diliminde doğar. 1465 veya 1470 yılları arasında doğduğunda, babası ona Muhittin Piri adını verir. Tahsilinin ayrıntıları bilinmemekle birlikte, doğduğu şehirde aldığı ilk eğitim yanında, özellikle küçük yaşlarından itibaren amcasının yanında bulunarak denizcilikle ilgili bilgileri yaşayarak öğrenmiştir. Amcası ünlü Kemal Reis’tir. Denizcilik mesleğine yakın bir çevrede büyümesi, hayatını şekillendiren ve özellikle de Kemal Reis gibi gerçekten Akdeniz’de nam salmış ünlü bir denizcinin yeğeni olması, tarihin onu Piri Reis olarak hatırlayacak olmasının en önemli faktörüdür. Pir Muhiddin, on bir yıl, zamanın ilim ve irfan üssü olarak kabul edilen ve Balkanların anlam ve bilgi kökü olarak görülen, Gelibolu’da zamanın âlim ve hocalarından iyi bir eğitim alır. Hangi tür dersler aldığı tam olarak bilinmese de devrin bilinç kodları göz önünde bulundurulduğunda dil, mantık, vb. ile Kuran, Hadis ve hayat ilimlerine kadar geniş yelpazede bir eğitim görür.

Çocukluk çağları ve ilk eğitiminin ardından başlayan denizcilik günleri amcası Kemal Reis’in onu yanına alması ile başlamıştır. Söz konusu yıllar, tıpkı Kemal Reis gibi birçok Türk denizcinin Akdeniz’de dolaştığı bir döneme rastlar. Bu süreçte tıpkı başka diğer Türk denizcileri gibi, Akdeniz’de dolaşarak korsanlık ya da akıncı leventlik diye tabir edilen, yarı bağımsız bir sistem içinde denizcilik faaliyetleri yürütmüşlerdir. Bu faaliyetler sırasında kışın elverişli limanlarda konaklayarak, yazın da karşılaştıkları kimi gemilere el koyarak, kimi kıyı ve adaları ele geçirerek savaşmışlardır. Akdeniz’deki mücadeleler devam ederken kazanılan başarılar önceleri gazi levent olarak mücadele eden Kemal Reis ve diğer denizcilerin Devlet-i Âliyye’nin çatısı altına çağrılması ile sonuçlanır. Navarin Kalesi’nin alınması Piri Reis’in hediyelerle birlikte İstanbul’a Yıldırım Beyazıt’ın huzuruna çıkabilmesini sağlamıştır. O sıralarda Akdeniz başta Venedik, Ceneviz ve diğer kuzeybatı Akdeniz devletleri tarafından kontrol altında tutulmaktadır ve bu şartlar altında Osmanlı özel bir gemicilik sistemi ile Akdeniz’deki faaliyetlerini yürütmüştür. Denizcilik cesaret, kahramanlık, taktik ve stratejik bilgi isteyen bir iştir.
“Zeki insan sorunu çözebilen insandır, Bilge insan ise sorunu önleyen”
Albert EINSTEIN
O halde, her ikisini de beceremeyene ne denir?

Mümin KIR

Genel

KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI VE TCG KOCATEPE GERÇEKLERİ… ALBAY MÜMİN KIR’IN BAKIŞ AÇISIYLA

Bence bu ülkenin yani ülkemizin en önemli sorunu ne ekonomi ne siyaset ne de stratejidir. Bu ülkenin en önemli sorunu aslında hepimizin bildiği ancak artık olağan hale geldiği ve hepimizin alışması nedeniyle söyleyip geçiverdiğimiz en büyük düşman yani cehalettir. Şunu özellikle ve altını çizerek ifade etmek isterim ki; cehaletin eğitim kavramı ile çok karıştırılan öğretim seviyesi ile ayırdında ve farkında olmak bu konudaki temel şarttır. Aksi taktirde her zaman yapıldığı gibi gömleğin en üstteki düğmesini yanlış ilikleyerek işe başlamış oluruz ki, yıllarca bu hata ülkemizde maalesef çok yapıldı. Cehaletin yegâne panzehiri eğitimdir ki, insanlığın var oluşu ve gelişiminde hayati önemi olan eğitim asla öğretim demek değildir. Aksine öğretim, eğitimin önemli temel dinamiklerinden sadece bir tanesidir.

Genel

MİSSİSSİPPİ BALONU… TARİH SAHNESİNDEN GÜNÜMÜZE MÜMİN KIR YORUMUYLA

Ülkelerin millî hak ve menfaatleri ile çıkarlarını güvence altına almak için güç kullanma veya güç kullanma tehdidi veya başkaları üzerinde nüfuz etme kapasitesini içeren millî gücün en önemli unsurlarından biri ekonomik güçtür. Ekonomik Güç; bir devletin, sahip olduğu yeraltı ve yer üstü kaynaklarını, sermaye birikimini, her türlü mal ve hizmet üretimi kapasitesini, ulaşım/iletişim altyapısını, üretici iş gücü kapasitesini, ekonomik sistemini, uluslararası ekonomik ilişkilerini kapsamaktadır.

Genel

ÇANAKKALE VAZ-GEÇİLMEZ…! TARİHTEN GÜNÜMÜZE EFSANESİ BİTMEYEN ŞEHİR ÇANAKKALE

Uluslararası hukuka konu olan iki veya çok taraflı anlaşmalarla hukuki rejimleri belirlenen dünyadaki başlıca doğal deniz geçitleri, Akdeniz ve Atlantik Okyanusunu birbirine bağlayan, Afrika ile Avrupa’yı birbirinden ayıran Cebelitarık Boğazı, Güney Amerika’nın en güneyinde Atlas Okyanusu’nu Büyük Okyanus ile birbirine bağlayan ve ana kıta ile Tierra del Fuego Takım adalarını birbirinden ayıran Macellan Boğazı, Grönland Denizini Atlas Okyanusuna bağlayan Danimarka Boğazı ve Karadeniz’i Adalar Denizi dahil Akdeniz’e bağlayan ve Asya ile Avrupa’yı birbirinden ayıran Türk Boğazlarıdır. Ancak, mitolojik, tarihsel, jeolojik, ekonomik ve jeostratejik ve jeopolitik önemi nedeniyle uluslararası politika ve siyasette “Boğazlar Sorunu/Meselesi” denildiğinde genellikle Türk Boğazları akla gelmektedir. Türk Boğazları Kavramı; 1936 da imzalanan Montrö (Montreux) Boğazlar Sözleşmesi ile statüleri belirlenen İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile bunların arasında yer alan Marmara Denizi’ni kapsamaktadır.

Genel

KAMU DİPLOMASİSİ VE DURUMSAL FARKINDALIK… KÖPRÜÜSTÜ MÜSADE İLE MÜMİN KIR YAZDI

Geçenlerde çok yakın bir arkadaşımla sohbet ediyorduk. Söz bir süre sonra yeni sözleşme imzalayacağı işten açıldı. Çalışmaların nasıl gittiğini sorduğumda oldukça şaşırdığım bir yanıtla karşılaştım. Bana; “Şirket sahibinin yurtdışında yaşadığını, sözleşme yapılmadan önce kendisiyle tanışmak istediğini bu nedenle de Belçika’ya gittiğini” söyledi. Buraya kadar her şey gayet normal. Şirket sahibi ile yaptığı görüşmede patronun; “işle ilgili herhangi bir sorun olmadığını, kendisiyle çalışmak istediklerini ancak bunun savaştan sonra olmasının daha iyi olacağını” belirtince ister istemez “hangi savaştan sonra?” diye sorduğunu söyledi. Patronun yanıtı oldukça şaşırtıcı ve dikkat çekiciydi: “Türk-Yunan savaşından sonra”. Şaşırma sırası şimdi bendeydi!..







Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!