NASA’nın gezici uzay sergisi İstanbul’da
İstanbul içinde 2.300 m² büyüklüğünde bir alana kurulan uzay sergisinde NASA’nın 50 yıllık uzay çalışmalarını ve deneyimlerini yansıttığı, gerçek boyutlu ve tarihi öneme sahip koleksiyon eserleri, interaktif teknolojilerle zenginleştirilmiş VR alanları ve uzayı deneyimleme imkanı sunarken, ziyaretçilerini evrenin gizemine ışık tutan eşsiz bir yolculuğa çıkarıyor. Sergide gerçek Ay Taşı da dahil uzay roketlerinin kopyaları ve tam boyutlu uzay aracı modelleri, Saturn V roketinin 10 metre uzunluğundaki modeli, uzaya giden astronotların kıyafetlerinden, yiyecek menülerine, Apollo kapsülünden, Uluslararası Uzay İstasyonu’nun (ISS) modelleri de dahil birçok eser oldukça dikkat çekiyor.

Jules Verne unutulmadı
İçeriye ilk girdiğinizde sizi uzay gemisi tüneline benzeyen karanlık bir koridor karşılıyor. Ardından Jules Verne gibi hayatını bilim-kurgu üzerine kitap yazmaya ayırmış eşsiz yazarlar bulunuyor. Jules Verne, 1865 yılında yazdığı Ay’a Yolculuk adlı eserinde Ay’a inmek amacıyla top benzeri bir araçla Dünya’dan fırlatılan üç adamın hikayesini anlatmaktaydı. Bu eser erken dönem roket meraklıları tarafından oldukça sevilmişti.
Jules Verne’in Dev Topu: Columbiad

İnsanlar kitabın yazıldığı tarihten ancak 100 yıl sonra uzaya çıkabileceklerdi. Jules Verne’in 1865 yılında ayrıntılarıyla anlattığı bilim-kurgu türündeki kitabı uzay mühendislerine ilham olacak türden eşsiz bir eserdi. Nasa’nın Apollo görevlerine oldukça benzerliği ile dikkat çekmektedir. Diğer bir yandan ise fırlatma yeri, mürettebat için kapsül boyutu ve Ay’a ulaşma süresi gerçeğe oldukça yakın bir şekilde kitapta belirtilmiş. Gelecek uzay çalışmalarına ilham kaynağı olması nedeniyle önemli olan bu eser çıktığı 1865 yılında bazı kesimler tarafında oldukça benimsenmiş ve insanların cidden dev toplar ile uzaya gönderileceğine dair yaygın bir düşünce oluşmuştu.

Uzaya çıkan ilk hayvanlar
1959’da ABD’nin Soğuk Savaş’ta galip gelebilmesi için uzay yarışı çok önemliydi. Tüm ülkede gözler uzay uçuşlarına çevrilmişti. ABD ve NASA kendi üstünde oldukça bir yük hissediyordu. İlk başta insanların denenmesi noktasında emin değillerdi. Onlarda yaptıkları roket ve ekipmanları test etmek amacıyla Able isimli bir sincap maymununu uzaya gönderme kararı aldılar. Able başarılı bir uçuş sonrasında sapa sağlam dünyaya geri dönmüştü. Tüm gözler Able ve NASA’nın üstündeydi. İnsanlık çok büyük bir dönüşümün içindeydi. 28 Mayıs 1959’da şafak sökmeden yapılan bir yörünge altı uzay uçuşu sırasında hayatta kalan ilk primat olarak tarihe geçti.

Uzaylı kozmonot Yuri Gagarin
Vostok 1, Yuri Gagarin’i, uzaya taşıyan ilk uzay aracıydı ve bunu ABD’nin ilk yörünge altı uçuşundan 26 gün önce başarmıştı. Yerçekimsiz ortamda oluşabilecek her türlü olumsuzluğa karşılık önlemler alınmıştı. İnsanlık tarihi için çok büyük bir adımdı. Yuri Gagarin’in, 157 cm boyunda olması belki de onu uzaya çıkan ilk insan olması konusunda oldukça avantajlı kılıyordu. Kısa boy için daha az maliyetli uzay kıyafeti ve kapsül yapılacaktı. Kimyasal pillerden yönlendirme roketlerine her türlü sistem uçuşa hazırdı. Jules Verne’in 1800’li yıllarda yazdığı ‘Ay’a Yolculuk’ kitabı acaba gerçekleşecek miydi?, tüm dünyanın gözü bu uçuştaydı. İnsanlık artık yeni bir çağın başlangıcındaydı. Yıllar sonra bile bahsedilen bu olay sergide çok iyi işlenmiş ve adeta kapsülün karşısında durduğunuzda kendinizi kozmonot Yuri Gagarin gibi hissediyorsunuz.

Vakit artık gelmişti ve Yuri Gagarin’i taşıyan Vostok 1 aracı uçuşa hazırdı. Yörüngede atılan bir turdan sonra, uzay aracı atmosfere yeniden girmiş ve fırlatmadan 1 saat 48 dakika sonra Kazakistan’a iniş yapmıştı. Vostok uzay aracı, bir kozmonotu yaklaşık 7 km hızla dışarı fırlatabilecek ve paraşütle dünyaya dönmesine izin verecek şekilde tasarlanmıştı. İlk gelen raporlarda Gagari’in bu şekilde mi, yoksa uzay aracı içinde mi iniş yaptığını netleştirmemiş olsa da, sonraki raporlar gerçekten de kapsülden fırlatılmış olduğunu doğrulamıştı.

Yuri Gagarin’in yapılan hesaplamalarda belirtilen bölgeden sapmış ve başka bir bölgeye iniş yapmıştı. Haliyle onu karşılayacak kimse yoktu. İniş yaptığında yanına yerel halktan çiftçiler gelmişti. Tarlasına gökten inen bu adamı uzaylı sanmışlardı. Eşi benzeri karşılaşmamış durumdu. Nasıl ilk film olan Lumière Kardeşler’in 1895 yılında yapmış olduğu ‘Trenin Gara Girişi’ sahnesinde insanlar ekranda gördükleri trenin üstlerine geldiğini sanıp kaçtıysa, Yuri Gagarin’i gören çiftçide öyle hissetmişti. Yuri Gagarin’in şanslı günündeydi. İlk uçuşta sapa sağlam yeryüzüne geri dönmüştü. Ancak ne yazık ki, Soyuz 1 görevinde yedek mürettebat olarak görev yaptığı esnada yaşadıkları modül paraşütü açılamadığı için yere çakılmış ve hayatını kaybetmişti. Akıllarda ise uzaya çıkan ilk insanın yeryüzüne geri döndüğünde uzaylı sanılması kalacaktı…
Uzay insanları nasıl besleniyor
İnsanlık için gıda ciddi bir sorundur. Yüzyıllardan beri daha verimli topraklar için yapılan savaşlarda milyonlarca insan hayatını kaybetmişti. Evinden uzaklaşan insan yiyeceklerini de beraberinde götürmek zorundaydı. Bunun için her noktasını en ince ayrıntısına kadar düşünmeliydi. Uzayda kısıtlı bir alana sahipti. 1960’lardan beri beslenme uzmanları, fizikçiler ve astronotlar, uzay koşullarında yemek yapmanın sayısız zorluğu ile baş etmek zorundaydı. Uluslararası Uzay İstasyonu şartlarında ateş kullanmak mümkün olmadığından, yemek pişirmekte mümkün değildir.

Yiyecekler, ağırlıklarını ve boyutlarını azami oranda azaltmak pahasına, önceden pişirilir ve içlerindeki su çekilir. Astronotlar masaya oturduklarında, yemeklerine sadece sıcak veya soğuk su ekleyerek yenebilecek duruma getirirler. Yerçekiminin olmaması aynı zamanda uzay insanlarının koku ve tat alma duyularından mahrum bırakır. Bu nedenle yemeklerin yanında tatlandırıcı soslar verilir. Her şey, vakumlanmış ve paketin içinde kalabilecek çok düşük miktardaki oksijen bile gıdayı kalıcı olarak bozar ve yenilemez hale getirir. Maruz kaldıkları kurutulma süreci ve soğuk arındırma, bu yiyecekleri vitamin ve protein bakımından yetersiz hale getirir.

İçinde 200’den fazla eserin bulunduğu sergide geçirdiğiniz ver vakitte kendinizi sanki size tarihi süreçte yer alıyormuş gibi hissediyorsunuz. Jules Verne’in yaptıkları, her noktası ayrıca düşünülmüş uzay yiyecekleri, Vostok ve Yuri Gagarin’den, uzaya çıkan ilk hayvanlara kadar birçok başyapıt sergide inanılmaz şekilde tasvir edilmişti. Sergi sonunda sizleri bekleyen oyun alanı uzayı deneyimleme imkanı sunuyor. Elon Musk’a ait SpaceX firmasının yapmış olduğu Starship roketleri ise sergide yerini almış durumda. NASA sergisi olmasına rağmen SSCB alanı oldukça geniş bir şekilde kendine yer bulmuş. Bilim aklı, hırs ve mücadelenin yanında dostluğu da beraberinde getiriyor. Karanlık ve koyu bir temada gerçekleşen sergide tarihi sürece eşlik ederken, karanlıkta kendimi uzay boşluğunda ilerlerken, Interstellar filmindeki gibi kendimi adeta 4. boyutta zaman yolcusu olarak hissettim. İnsanlığın tüm uzay macerasına eşlik ettim ve yıllar dahi geçse benim için unutulmayacak eşsiz bir anı olarak kalmaya devam edecek…





















