ABD menşeli araştırmada, insan atalarına ait fosillerin tahmin edilenden bir milyon daha eski olduğu belirtildi. 936’daki ilk Australopithecus keşfinden sonra mağarada, “Bayan Ples” olarak adlandırılan ünlü bir hominin “Küçük Ayak” olarak bilinen neredeyse eksiksiz bir iskelet ve kafatası olmak üzere yüzlerce Australopithecus fosili bulundu.
Bilim insanları, Güney Afrika’nın Johannesburg kentindeki ‘İnsanlığın Beşiği’ olarak adlandırılan mağaralarda on yıllardır incelemelerine devam ediyor.

Sterkfontein adlı mağarada bulunan Australopithecus fosillerinin neredeyse tamamı dünyadaki en verimli Australopithecus fosil yatağı olarak “Üye 4” ismiyle adlandırılan eski bir mağaranın dolgusunda keşfedildi. Yarım yüzyıldan fazla süredir yaşının tartışıldığı Bayan Ples ve Küçük Ayak kalıntılarını da içeren Üye 4’ün yaşı, tahminlerle birlikte 2 ila 2.5 milyon yıl arasında değişmekte.
2.4 ila 2.5 milyon yaşında sanılan fosillerin 3.4 ila 3.7 milyon yıl olduğu açıklandı
Bahsi geçen fosiller ile alakalı PNAS adlı bilimsel dergi tarafından yeni bir çalışma yayımlandı. Uzmanlık alanı jeolojik tortuların tarihlendirilmesi olan, Purdue Üniversitesi Bilim Koleji’nden Prof. Dr. Darryl Granger, PNAS dergisinde yayımladığı çalışmanın sonucu olarak, elde edilen fosillerin aslında 3.4 ila 3.7 milyon yaşında olduğunu ortaya koydu.

Yayımlanan araştırma hakkında konuşan Granger, “Bu önemli yeni tarihleme çalışması, insan evrimi araştırmalarındaki en ilginç fosillerden bazılarının yaşını ve Güney Afrika’nın en ünlü fosillerinden biri olan Bayan Ples’i bir milyon yıl öncesine, Doğu Afrika’da başka insansı fosilleri bulduğumuz bir zamana itiyor. Yani Lucy gibi erken homininler dönemine” dedi.
Prof. Dr. Granger’ın bahsettiği Lucy, Australopithecus türünden bir hominide ait fosilleşmiş kemiklerden oluşmakta. Etiyopya’da 3.2 milyon yıl önce yaşayan Lucy’nin fosilleşmiş iskeleti, 1974’te neredeyse bütün haliyle bulunmuştu.
Bilim insanları açısından oldukça önemli ipuçları taşıyan Lucy’nin fosil iskeleti üzerinde yapılan araştırmalar sayesinde, omurgaları ve özellikle dizlerinin yapısında bulunan eğime dayanarak Lucy’nin yaşadığı dönemde zamanının büyük bir bölümünü iki ayağı üstünde yürüyerek geçirdiğini ortaya koydu.


























