Japon Felsefesi Kintsugi, kırılmış eşyaları altınla onarırken, bize kusurlardaki güzelliği görmeyi hatırlatıyor
“Dünya herkesi kırıyor ve sonra bazıları o kırık yerlerden daha güçlü çıkıyor.”
Ernest Hemingway
15. Yüzyılda Japon komutan Ashikaga’nın Çin’den aldığı ve çok sevdiği porselen çaydanlık kırılır. Tamir edilmesi için de Çin’e aldığı yere geri gönderir. Çin’de çaydanlığın kırılan parçaları metallerle tutturularak tamir edilir. Komutan çaydanlığın bu kaba görünümden hiç memnun kalmaz ve Japon zanaatkarları çağırarak çaydanlığın onarımı için daha güzel bir yol bulmalarını ister. Japon zanaatkarların çaydanlığı görünümü hoş hale getirecek şekilde onarma çabaları, ortaya günümüze kadar gelen Kintsugi sanatının doğuşunu sağlar. Çaydanlığın kırılan parçaları altın tozu ile estetik bir şekilde birleştirilerek çok daha değerli bir parça haline getirilir. Komutan porselen çaydanlığını bu haliyle görünce çok beğenir ve onu eşyaları arasında en nadide parça olarak göstermeye başlar.
Japonca da Kin altın, Tsugi ise birleştirmek, yamamak demektir. Kintsugi sanatının amacı kırık objenin yapıştığında eskisi gibi hatasız, pürüzsüz görünmesi değildir. Amaç kırıkların, kusurların emekle değerli bir katkıyla birleştirilerek objenin yeniden işe yaraması, güzelleşmesi ve değerli hale gelmesidir. Bu işlem yapılırken kırıklar, çatlaklar gizlenmeye çalışılmaz, aksine objeye baktığınızda “Ben buradan kırıldım” diye size kırılan yerini adeta işaret eder. Kırılan objelerin Kintsugi yöntemi ile birleştirilmesi aslında daha masraflıdır. Çoğu zaman kırılan objeden çok daha fazla para harcayarak onarabilirsiniz. Mesela Japonya’da 25 dolara aldığınız bir kupayı kırıldıktan sonra tamir etmek için 100 dolarlık bir Kintsugi seti satın satılmaktadır. Burada amaç kırıldı diye işe yaramaz gözüyle bakıp o eşyayı atmak yerine, onu yeniden kazanmak ve bu esnada kendisini daha da kıymetli hale getirme çabasıdır. Bu sanatın altında müthiş bir yaşam felsefesi ve hayat dersi yatmaktadır.
Kintsugi sanatı Japonların “Wabi Sabi” yaşam felsefesine dayanmaktadır. Bu felsefe insanlara baktığın her şeyde güzelliği mükemmellikte değil, kusurlu ve eksik şeylerde ara diyor. Yani gerçek hayat gibi . Hayatımızda da hiç bir şey, hiçbir insan mükemmel, kusursuz, hiç kırılmamış değildir. Herkesin kusurları, kırıkları, çatlakları vardır. Eğer mükemmeli, kusursuzu ararsak çok yorulur ve hayal kırıklığı yaşarız, hayatın güzelliklerini ıskalarız. Kintsugi sanatını yaşamına adapte edebilen insanlar gerçekten başarıyı ve mutluluğu yakalıyor. Hayat yolunda ilerlerken kırılan parçalarını bir şekilde tamir edebilenler daha da değerli olarak ilerlemeye devam ediyor. Bazen kırıklarında aynı parçayı emek verip altın tozu ile yeniden yapıştırabiliyor, bazen bu parçayı hayatından çıkarıp yerine o boşluğu doldurabilecek başka bir parçayla özenle birleştiriyor. Kırıklarını emekle, bilinçli bir şekilde, bir sanatçı hassasiyetiyle tamir etmeyi başarabilen insanlar, eskisine benzeyen ama hiçbir zaman aynısı olmayacak birine dönüşüyor. “Daha mı güzel oluyor?” bunun cevabı kişilerin beklentisine göre değişebilir, ama kesinlikle daha kıymetli ve daha gösterişli. Çünkü bu kişiler kırıklarını gizlemez onlara değer verir, emek vererek tamir eder ve kendini en iyi gösterebilecek şekilde kendini bu kırık parçayla ya da başka bir parçayla tamamlar.
Ernest Hemingway “Dünya herkesi kırıyor ve sonra bazıları o kırık yerlerden daha güçlü çıkıyor.” demiş. Kendimize değer verip yaşadığımız kırgınlıkları sevgimizle, emeğimizle, güzel düşüncelerimizle Kintsugi tekniği ile tamir edersek çok daha güçlü ve cesur olarak hayatımıza devam edeceğimiz kesin. Bu tekniği hem iş hem de özel hayatımız için anlamlandırıp kırılan parçalarınızı tamir etmeye ne dersiniz. Üstelik cesaretle “Ben tam da buradan kırıldım” diyerek belirginleştirin ve daha da güzel ve değerli olarak yolunuza devam edin.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, yürütülen Sıfır Atık Mavi Projesi kapsamında Fethiye Körfezi’nde başlatılacak dip çamuru temizliği ve Mapa-Şamandıra Yönetim Sistemleri Projesi’ne ilişkin görüntülü paylaşım yaptı. Bakan Kurum mesajında, “Denizlerimizin mavisi gelecek nesillere ulaşsın diye Akdeniz’in en büyük çevre koruma seferberliğini başlatıyoruz. Fethiye’de deniz ekosistemini tehdit eden 16,2 milyon metreküp dip çamurunu temizliyoruz. Deniz çayırlarını koruyacak, çapa atmaya gerek kalmayacak, Mapa-Şamandıra Sistemini devreye alıyoruz. Kontrolsüz tekne bağlamanın önüne geçerek deniz trafiğini düzenliyoruz” ifadelerini kullandı.
Ukrayna’nın açıklamasına göre Rusya, önceki gün, Odessa limanından ayrılan bir tahıl gemisini hedef aldı. Hindistanlı, Ukraynalı ve Suriyeli 18 mürettebatın 10’u hayatını kaybetti. Geminin Türk bir şirkete ait Golden Leo gemisi olduğu ortaya çıktı. Cumhuriyet, Dışişleri kaynaklarına ve Rusya Büyükelçiliğine konuyu sordu ancak yanıt alamadı. Emekli tümamiral Yankı Bağcıoğlu ise yetkili makamlara çağrı yaptı, Deniz Kuvvetleri’ni andı.
Uluslararası ilişkiler hukuku ve hariciye tarihi, devletlerin bağımsızlık hamlelerini, ikili diplomatik münasebetlerini ve teşrifat uygulamalarını anlık öznel yorumlar üzerinden değil; kurumsallaşmış evrensel kurallar, uluslararası mütekabiliyet ilkesi ve birincil arşiv vesikaları üzerinden değerlendirir. Son dönemde kamuoyunda tartışmaya açılan, 1920 yılındaki Bursa’nın işgali sırasında yaşanan menfur hadiseler ile 1930 yılındaki Ankara ziyareti arasında nedensellik bağı kurmaya çalışan ve o dönem üzerinden geliştirilen bazı retorikler, uluslararası hukuk ve hariciye literatürü ile temelden çelişmektedir. Geçmişteki gayrimeşru bir askeri işgal eylemi ile egemen bir devletin başkentinde mütekabiliyet esasına göre icra edilen diplomatik kabulleri aynı düzlemde değerlendirmek, uluslararası ilişkiler disiplininin bilimsel metodolojisine aykırıdır. Özellikle resmi devlet protokolünü gündelik ve sığ tabirlerle yorumlayarak, Cumhuriyetimizin kurucu kadrolarına ve ilk hanımefendilerinden Mevhibe İnönü’nün aziz hatırasına yönelik üstü kapalı iddialarda bulunulması, hariciye tarihinin belgeleri karşısında nesnel bir okuma hatasından ibarettir.
Arşividen Osmanlı tarihine ışık tutan nadide bir görsel seçkiyi gün yüzüne çıktı. 1909 yılında yayınlanan Şehbal mecmuasının 6. sayısında yer alan ve 10 Mayıs 1909 tarihinde gerçekleşen Sultan V. Mehmed Reşad’ın “Kılıç Kuşanma” (Cülus) törenini belgeleyen 3 fotoğraf, dönemin siyasi atmosferini tüm ayrıntılarıyla yansıtıyor.
Yorumlar kapalı.