Monte Edilen İhtişam: İnşası ve İlk Yılları
Savarona’nın hikayesi, 1930 yılında Amerika’nın sayılı zenginlerinden, Brooklyn Köprüsü’nü inşa eden mühendisin torunu Emily Roebling Cadwallader’in siparişiyle başladı. Dünyanın en ünlü tersanelerinden biri olan Almanya’daki Blohm und Voss tezgâhlarında inşa edilen gemi, dönemi için eşsiz bir mühendislik harikasıydı. Adını, Hint Okyanusu’nda yaşadığı efsane edilen siyah renkli “Sava” kuşu ile sahibinin adı “Rona”nın birleşiminden alan yata hiçbir masraftan kaçınılmadan devasa bir servet yatırıldı.

136 metre uzunluğa ve cıvalı safrası sayesinde 90 derece yatmadıkça alabora olmayacak bir gövde tasarımına sahip olan bu yüzen sarayda; Fransa Kralı XVI. Louis’ye ait yatak odası takımları, Portekiz’deki bir şatodan sökülüp getirtilen ve bacayla bağlantısı sayesinde içinde odun yakılabilen özel bir şömine ve altın kaplama detaylar yer alıyordu. Ancak sahibesi yüksek gümrük vergileri nedeniyle gemiyi Amerika’ya sokamayınca, Savarona uzun süre Avrupa limanlarında alıcı bekleyerek kaderine terk edildi.

Atatürk’ün Son Sığınağı: “Bu Yat Benim Mezarım Olacak”
1936 yılında İngiltere Kralı VIII. Edward’ın İstanbul ziyareti sırasında kullanılan emektar Ertuğrul yatının yetersiz kalması ve diplomatik bir talihsizlik yaşanması, Türkiye Cumhuriyeti’ni yeni bir devlet yatı arayışına itti. Dönemin hükümeti tarafından girişim başlatıldığında, Adolf Hitler’in de talip olduğu gemi üzerinde uluslararası bir diplomatik satranç oynandı; ABD Başkanı Roosevelt’in desteği ve Türkiye’nin kararlı tutumuyla Alman engelleri aşıldı.

24 Mart 1938’de Hamburg’da Türk bayrağı çekilen Savarona, 1 Haziran 1938’de İstanbul’a, Dolmabahçe önüne demirledi. Yatı çok beğenen Atatürk, rahatsızlığı sürecinde burayı hem bir dinlenme alanı hem de bir çalışma ofisi olarak kullandı. Kabine toplantıları burada yapıldı, Romanya Kralı II. Karol gibi yabancı devlet konukları yatta ağırlandı. Atatürk, hastalığının ağırlaşması üzerine yattan ayrılıp Dolmabahçe Sarayı’na nakledilirken sarf ettiği “O kadar beklediğim bu yat benim mezarım olacak” sözü, Savarona’nın Türk milletinin hafızasındaki hüzünlü yerini mühürledi.

Deniz Kuvvetleri’ne Devir ve Zorlu Dönemeçler
Atatürk’ün vefatının ardından bir süre Cumhurbaşkanlığı protokol yatı olarak kalan Savarona, II. Dünya Savaşı yılları boyunca Kanlıca Koyu’nda demirli kaldı. 1951 yılından itibaren Türk Deniz Kuvvetleri’ne devredilerek “TCG Savarona” adıyla uzun yıllar Deniz Harp Okulu öğrencileri için bir okul gemisi olarak hizmet verdi. Nesiller boyu subay adayları ilk açık deniz eğitimlerini bu tarihi güvertede aldı.

1979 yılında Heybeliada’da geçirdiği büyük makine dairesi yangınıyla ağır hasar alan ve bir süre atıl durumda kalan gemi, 1989 yılında iş insanı Kahraman Sadıkoğlu’na kiralandı. Kapsamlı bir restorasyon süreciyle eski ihtişamına döndürülen Savarona, uzun yıllar uluslararası turizme hizmet etti.

Bugünkü Durumu
Geçirilen hukuki süreçler ve restorasyonların ardından 2019 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı envanterine yeniden devredilen Savarona, İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda geçirdiği kapsamlı kuru havuz bakımları ve modernizasyon çalışmalarının ardından asli köklerine döndü. Gövde ve makine revizyonları tamamlanan dünya denizcilik mirasındaki bu özel gemi, bugün yeniden Deniz Harp Okulu öğrencilerinin geleceğin deniz hatıralarını yazdığı açık deniz eğitimlerinde kullanılmaktadır.

Savarona; ihtişamlı salonlarından geçen devlet insanlarının izlerini, cumhuriyetin ilk yıllarının diplomatik zaferlerini ve Türk bahriyesinin eğittiği subayların sadakatini bünyesinde barındıran yaşayan bir efsane olarak maviliklerdeki seyrini sürdürüyor.



















Yorumlar kapalı.