
MÜBADİL AİLELERİNİN TEMSİLCİLERİNİN SÖZLÜ TARİHİ
1923 yılında Türkiye ile Yunanistan arasında gerçekleşen nüfus mübadelesi (karşılıklı yer değiştirme) anlaşması çerçevesinde yaşananları aktaran bu iki eser tarih meraklılarıyla buluştu. Mübadil nüfusun yoğun olarak bulunduğu ve ilk yerleşim yerlerinden biri olan Tuzla’da yaşayan İskender Özsoy, Bağlam Yayıncılık’tan çıkan “Topraksız Memlekete Ağıt: Mübadele Röportajları / İzlenimler” ve “Selanik’in Mavi Suyu: Mübadele Röportajları / İzlenimler” kitaplarıyla derin bir acı ve hüzün barındıran göç yollarını yeniden hatırlatıyor.

Anadolu’ya ve Göç Yollarına Vurulan Mühür: Topraksız Memlekete Ağıt
İskender Özsoy, eserini şu sözlerle anlatıyor:
“Topraksız Memlekete Ağıt isimli eserim, mübadele acısını, göçün ve kopuşun psikolojik ağırlığını nesiller sonrasına taşıyan güçlü bir belgesel niteliği taşıyor. Üzerinden yüzyıl geçmesine rağmen; oralarda yaşanmamış, o toprakların kokusu solunmamış ama orayı memleket olarak görenlerin hislerine odaklanıyor. Şimdilerde Türkiye’de yaşayan mübadiller için ‘Orası’ atalardan, dedelerden miras kalan, düşleri süsleyen ve uyanınca yürekleri yakan bir topraksız memleket. Mübadele edebiyatına ve tarihine katkı sağlayacak bu eser, mübadillerin son kuşak torunlarıyla yapılan röportajların aktarılmasıyla oluşturuldu.”
Göçün ve Hüsranın Adı: Selanik’in Mavi Suyu
Yazar İskender Özsoy, mübadele tarihini ve göç psikolojisini merkeze aldığı “Selanik’in Mavi Suyu: Mübadele Röportajları / İzlenimler” isimli kitabını ise şu ifadelerle tanımlıyor:
“O dönemde yaşanan acıları, kopuşları ve göç yollarındaki insan öykülerini yansıtmaya çalıştım. Kitap, adını mübadele yıllarında göç edenlerin karşılaştığı ve içlerinde hem bir umut hem de büyük bir hüsran bırakan coğrafi atmosferden alıyor. İnsanların evlerindeki sofaların kandillerini bile söndüremeden, kapı eşiklerini öpmeye fırsat bulamadan yollara düşürülüşünü anlatıyor. Kimi kağnılarla, kimileri at arabaları veya dolma lastikli kamyonlarla, kimileri ise kara trenlerin vagonlarında yollara düşmüştü. Selanik’in mavi suyunu gördüklerinde yüreklerine dolan o ilk ferahlık hissi, zamanla suların kararması gibi yerini derin bir karanlığa bırakmıştı. Gündüzleri gece eden bu derin acı, mübadelenin ta kendisiydi.”



























Yorumlar kapalı.