Demir atlarla Batı Karadeniz keşfi

Yılın her dönemi yeşil bitki örtüsü, serin havası ve mavi deniziyle Karadeniz bölgesi, alternatif tatil arayanların yeni gözdesi. Sırt çantalı otostopçular, bisikletli gezginler ve motosiklet tutkunlarının tercih ettiği rotalardan Batı Karadeniz, gürül gürül akan dereleri, geniş yapraklı ormanları, tam keşfedilmemiş mağaraları, yüksekten dökülen şelaleleri ve uzun plajlarla süslü kumsalları ile ünlü. 11 ilde bin 600 km’lik yol, yağmurla genelde ıslak geçerken vahşi hayvan karşılaşmalarına ev sahipliği yapacak sürprizler barındırıyor.

0
5

Karadeniz tatil sloganını değiştiriyor

Yaz aylarında Akdeniz ve Ege bölgesindeki tatil beldelerine akın eden tatilcilerin vazgeçilmez sloganı deniz, kum ve güneş, alternatif rotalarla değişmeye başladı. Akdeniz’in koyu mavi, Ege Denizi’nin turkuvaz sularında yüzdükten sonra yakıcı güneşin altında güneşlenmek yerine, Anadolu’nun eşsiz doğasını keşfederken denizde serinlemeyi isteyenler Karadeniz’e yöneliyor. Ülkemizin en çok yağmur alan coğrafyası Karadeniz’i keşfetmek isteyenlerin öncelikle yağmurla barışık olması ve gerekli önlemleri alması gerekiyor. Gezgini her zaman ıslak tutan rotalarıyla tüm yorgunluğa değecek doğal güzellikler barındıran Karadeniz; yağmur, deniz ve orman üçlemesi ile anılıyor. Kayın, kestane, gürgen, ıhlamur, akçaağaç, karaağaç, meşe, kızılağaç ve dişbudak ağaçlarıyla çevrili Küre Dağları mavi denize yeşil bir büyü katıyor.

Modern zamanın kervanı: Motosiklet konvoyu

 

Daha çok sırt çantalı otostopçuların, bisikletli gezginlerin ve motosikletli kaşiflerin ilgi gösterdiği Batı Karadeniz için bizlerde motosikleti seçtik. Daha fazla yer görmek için hızlı yol alırken araçların giremeyeceği dereleri yada derin mağaraları keşfederken çadır kamp yapmaya olanak veren motosikletler, hem asfaltta hem orman yollarında bizi mahçup etmedi. Deniz ve motosiklet tutkunu maceraperestlerin kurduğu Motobahriye Kulubü’nden Burak Güren, Nida Şan, Serkan Çakmakçı ile oluşturduğumuz 4 motosikletlik konvoy, modern zamanların kervanlarını anımsatıyordu. Motosikletlerin yük ve eşya taşıyabileceğini kanıtlayan yükleme sistemi hepimizi güldürürken, vazgeçilmez ana malzememiz yol boyunca ihtiyaç duyacağımız kamp malzemeleri oldu.

Demir atlarla doğuya

Sakarya’nın Karasu ilçesindeki dünyanın tek parça en büyük su basar ormanı Acarlar Longozu ilk günün ilk durağı oldu. İstanbul’dan 200 km uzaklıktaki longoz barındırdığı eşsiz bitki çeşitliliği kadar kuş gözlemcilerinin akın ettiği bir sulak alan. Gün ışığından en üst seviyede faydalanmak için longozdaki 1 saatlik mola ve gezintinin ardından demir atları Akçakoca istikametine sürdük. Karadeniz’in büyüleyici rotasının başladığı anlarda sağ tarafta yeşil ormandan yayılan muhteşem doğa kokusu sol taratan gelen mavi denizin görüntüsüyle birleşiyor. İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan Melen Çayı’nın ardından karşımıza çıkan Düzce’nin dağ köyleri otantik köylerdeki kerpiç evlerle görsel bir şölen sunuyor.

Gazi Alemdar gemisiyle Ereğli

Düzce’den Zonguldak’a ilerlerken rakım artmasıyla dağların altına oyulan tüneller heyecanımız artıyor. Kimi zaman 1,5 km’yi bulan uzunluktaki 9 tünelin her biri motosiklet konvoyumuzun ritmini arttırıyor. Alaplı 2 Tüneli girişinde yaşadığımız küçük sorun 4 motosikletliyi de Karadeniz’in eşsiz coğrafyasından mahrum etmiyor. Zonguldak’ın demir çelik kenti Ereğli’de verdiğimiz gece molası ile rotanın devamına hazırlanıyoruz. Yöresel tatları deneme imkanı bulduğumuz gecenin sonunda Ereğli’nin ulusal tarihindeki yerini yaşayarak öğreniyoruz. Mustafa kemal Atatürk’ün önderliğinde Anadolu’nun kurtuluşu için savaşan Kuvayi Milliye hareketine Rusya’nın limanlarından silah, cephane hatta uçak kaçıran Gazi Alemdar gemisinin birebir maketi Ereğli sahilinde tarih merakımızı gideriyor. Ereğli’de ki Cehennem Ağzı Mağarası, yüz binlerce yıl önce yaşayan insanların izlerini barındırıyor.

Yol kenarındaki çöpler Karadeniz’e saygısızlık

Tünelli, viyadüklü geçitleri aşarak yol alırken sağda yeşil orman solda mavi denizden hiç uzaklaşmamak moral veriyor. Kozlu yakınlarında yol kenarındaki katı atıklar ve araçlardan atılan plastik şişemler doğa korumacı Motobahriye kulübünün dikkatini çekiyor. 4 motosikleti de uygun yere park edip 20 dakika içinde 6 torba çöp toplarken eşsiz doğanın nasıl yok edildiğine şahit oluyoruz. Bir annenin çocuğunu altını değiştirdikten sonra kirli bezi atması yüreğimizi burkuyor.

Ege kasabasında hissettiren Amasra

Yolculuğun ana duraklarından olan Bartın’ın Amasra ilçesini yüksek bir tepeden gördüğümüzde çöplerin verdiği üzüntü hafifliyor. Karadeniz’in geleneklerini yaşatırken modernleşen kenti Amasra halkının gezginlere, motosikletlilere ve tüm turistlere davranışı bizi Ege’nin bir tatil kasabasına götürüyor. Yardımcı olmak ve bir şeyler ikram etmek için sürekli çabalayan Amasra’da, 12 yıl önce genç yaşta kaybettiğimiz Barış Akarsu’nun annesi Hatice Akarsu ile konuşma imkanı da buluyoruz. Çadır kuracağımız Çakraz Koyu’na ulaştığımızda pek çok kampingin bize kapısını açması dikkat çekiyor. Motosikletlerimizi yakınımıza park edebileceğimiz yerde kurduğumuz kampın ardından geceye kumsalda ateş yakarak başlıyoruz. Bir zamanların pop starlarından müzisyen Nida Şan’ın getirdiği melodika ile söylediğimiz şarkılar bizi çadırdaki uykuya hazırlıyor.

Destanlaşan Kuvayi Milliye Kenti İnebolu

Demir atlar ertesi sabah Kastamonu’nun İnebolu kentine doğu konvoy yapıyor. Antalya havası veren Cide’nin uzun plajı ilgimizi çekerken orman içi keskin virajlar bizi başka bir Kuvayi Milliye kenti İnebolu’ya ulaştırıyor. Kentin girişindeki seyir terası ve muhtar köşkü, gezginlerin soluklandığı ilk durak. Şehri destanlaştıran İnebolu denk kayıkları. Müze şehir İnebolu, 1920’lerde milli mücadelenin en önemli lojistik merkezi olduğu kadar Atatürk’ün 1925’te şapka devrimini açıkladığı yer. Açıktaki gemilerden aldıkları cephaneleri karaya çıkartan denk kayıkları kadar yaşlı genç demeden gıcırdayan kağnılarla Ankara’ya ulaştıran İnebolular istiklal madalyası kazanan tek ilçe olmanın gururunu yaşıyor. İnebolu Kent Müzesi’nde kurtuluş savaşı hatırlatılırken 90 yıl öncesinin teknolojisi ile yapılan bir denk kayığının olmaması dikkat çekiyor. Kentin tarihsel önemini anlatan diş hekimi Mustafa Fakazlı’nın eşsiz sohbeti İnebolu’nun bize başka bir sürprizi oluyor.

Gelenek ile geleceğin harmanlandığı Sinop

Sinop’a doğru yol alırken yerleşim yerlerinden uzakta bir vahşi hayvan karşılaşması şehrin bize vaat ettiklerini gösterdi. Bir tilki ağaçlık alandan asfalta indiğinde bizi gördü ve hızla yaşadığı alana döndü. Türkiye’nin en kuzeyi Sinop, modern kent yaşamını gelenekleriyle birleştirirken tüm seyyahların ilgisini çekecek güzellikler barındırıyor. Akdeniz kıyı kentlerinde görülen canlılık gece ilerleyen saatlere kadar devam ederken, Sinop Limanı’ndan çıkılarak yapılan bir tekne gezisi tüm yorgunluğa değiyor. Her yerinden denize girilebilen Sinop’un açık mavi sularında kulaç atmak çok güzel. Tarihi 4 bin yıl öncesine kadar dayanan ve şimdilerde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca müzeye çevrilen Sinop Eski Cezaevi’ni gezenler arasına girmek için sabah erken kalkmak gerekiyor. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde bahsettiği cezaevi birbirinden ilginç hikayeler barındırırken, Sabahattin Ali ve Burhan Felek gibi isimlerinde tutukluluk günlerine ev sahipliği yapmış.  Doğa içinde yıllarca gizlendikten sonra 1997 yılında Erfelek Barajı ile keşfedilen Erfelek Şelalesi Karadeniz’in bize son sürprizi oluyor. 28 şelaleden oluşan Erfelek Tatlıca Şelalaleri, doğal dokusunu koruduğu için bölgenin turizm cazibe merkezi olmuş. Yüksekten akan suyun oluşturduğu göller, fotoğraf sanatçılarının bile hayran kalacağı görüntüler oluştururken motosikletli gezginlerinde değişmez rotasına giriyor.

CEVAP VER