Ömrünü; insanın varoluşundan kaynaklı temel verileriyle yüzleşmesi konusuna adamış ünlü yazar Irvin D. YALOM bakın ne demiş;
“ Ölüm fikriyle bütünleşmek bizi kurtarır. Bizi korku ya da kasvetli kötümserlik varoluşuna mahkum etmekten çok, bizi daha otantik hayat tarzlarına atmak için bir katalizör olarak hareket eder ve hayattan aldığımız zevki arttırır. ”

Ölüm; hazin ve alelade bir son gibi gözükse bile belki daha iyi başlangıçlara vesile olacak. Kim bilebilir? Yaşasın bilinmezlikler! Zamanın başlangıcından beri iyi ki varsınız her zaman!
Ölmeden önce yapılması gereken üç şey var. Doğmak, yaşamak ve ne pahasına olursa olsun yaşatmak. Dileklerimiz ve düşlerimizin içinde sevinç olsun, huzur olsun, gülmek olsun, yürek olsun, vicdan olsun, merhamet olsun, şevkat olsun, güven olsun, sabır olsun, alın teri olsun, şükür olsun, sevgi olsun, duygu olsun, dostluk olsun, kardeşlik olsun, paylaşmak olsun, saygı olsun, farkındalık olsun, anlamak olsun, hissetmek olsun hissetmek… Ama iliklerine kadar olsun, zerrelerine kadar olsun, hücrelerine kadar olsun, umut olsun, insanlık olsun, aşk olsun, adalet olsun, buram buram yaşansın her şey, hayat herkese buram buram ölüm koksun !
İçimizdeki yangınlara kulak verelim her zaman !

Yangın
Herkes görüyorsa
Yangın değildir aslında
Ölmeden istesen de paylaşamazsın rüyalarını dünyada
Dünyada
Alevler haykırıyor gibidir gökyüzüne ama
Yok değildir
Nasıl anlatsam
Sonunda sönüyorsa eğer yangın
Var değildir aslında…

Ölüm, şüphesiz kulağa hoş gelen bir kelime değil ancak herkes ölümün kendinden çok uzakta olduğu yanılgısı içinde bir yaşam sürmeyi tercih ediyor maalesef. Halbuki ölüm yanı başımızdaki en yakın arkadaşımız. Onu yok saymak, başta hırs ve kibirlerimiz olmak üzere korkularımızı arttırmaya ve yaşamdan alacağımız keyfi azaltmaya yarıyor sadece.
Görürsen bir adam
Ölümü konuşan
İki lafında bir
Bil ki hayatın tadını çıkarıyordur
Üstünde durma
İttir arkasından

Farkındalıklarımızın çoğalmasıyla, hayatımızın akışını olumlu yönde değiştirecek güzel kapılar aralanacak düşüncesi ve duyguları içerisindeyim.
Ömür
Mühürlü bir mektubu
Bir şehirden başka bir şehre götürmektir
Hayal ederken içinde ne yazdığını
Su gibi geçer yolda zaman
Yanına kalan
Yaşadıklarındır sadece
Hepsi o kadar
Ve maalesef
Onu bile bırakmazlar yolun sonunda adama
Alıp giderler elinden mektubu yüzüne bakmadan
Bitkin ve kurak
Sırtında kamburlaşan sordukça çoğalan sorular
Yeter artık diye tek bir cevapla kaplar her yeri
Her şeye ve hepsine rağmen
Hayıflanma
Belki de bu en büyük iyilik sana yapılan
Huzur içinde kal diye
Gideceğin yerde en azından
Ömür
Mühürlü bir mektubu
Bir şehirden başka bir şehre götürmektir mührünü kırmadan

DÜŞLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM MUTLAKA !
“ Düşler, cenaze evidir gerçekleşen rüyaların. Bir tabutun başına toplanmıştır geride bıraktıkların. Toprağa gömerler, denize gömerler, kül ederler ateşe güvenip, bir türlü içine sığdıramazlar seni, çaresiz, akıllarda kalırsın sonsuza kadar…”


ÖLÜM; ANAHTAR KELİMEDİR !
Ölüm
Anahtar kelimedir
Her kapıyı açması
Her kapıyı kapattığı içindir istisnasız
Ölüm
Anahtar kelimedir
Kilit dayanmaz vesselam
Bir şiirin herhangi bir yerine iliştirsen yeter
Ölüm
Anahtar kelimedir
Aşkla okunan bir sonsuzluk yeminidir ölmek
Ve adınızın geçtiği yerlerde gözlerinizin içi parlar muhakkak
Ölüm
Anahtar kelimedir
Bütün zamanlarda çalınmış
Paha biçilemeyen bir özgürlük senfonisidir ölmek
Ölüm
Anahtar kelimedir
Bir ilktir çünkü ölüm
Ve paylaştığımız tek gerçektir paylaşılamayan
Ölüm
Anahtar kelimedir
Kaybetmekten korkma sakın
Gelir mutlaka bulur seni kendine uygun bir zaman
Ölüm
Anahtar kelimedir
Ve en kalabalık yalnızlıktır ölüm
İnsan içine çıkmaya gerek yoktur artık

“ …bir yaşlı adam, bastonu önde arkasında kendi, parıl parıl parlayan gözleriyle, gözlerine tutunmaya çalışan gözyaşlarından, girdi bakkalın kapısından, titrek ellerinde, yüzündeki kırışıklıklardan daha buruşuk, bir kağıt parçası uzattı bakkala, sanki bir şeyler söylemek istedi, dudakları titredi, söyleyemedi, aniden döndü geri, elindeki listeyi paltosunun cebine sokmaya çalışarak, bastonu sağa sola çarpa çarpa, hızlıca kapıya doğru yürüdü, bakkal, başın sağ olsun bey amca, çok iyi insandı yengem diye seslendi arkasından, kapıdan çıktı gitti sessizce yaşlı adam, bakkal, fark etti bakarken arkasından, eşiğe sıkışmış bir buruşuk kağıt, kendi etrafında dönen rüzgardan, eğilip aldı, aşina olduğu harflerden bir alışveriş listesi, gözyaşlarıyla ıslanıp kurumaktan artık okunmayan, bir yumruk indi yüreğine, yutkundu, katlayıp cebine koyarken listeyi, telaşla etrafına baktı belki yakalarım diye, çoktan gözden kaybolmuştu yaşlı adam, tekrar gelince veririm diyerek, kapalıya çevirdi tabelayı, çalışamayacaktı artık bugün, altmış beş yıllık hatıralar, sessizce dizilmeye başlayınca tozlu raflara, anladı bir daha gelmeyecekti ve bir daha gelmedi yaşlı adam…”

CENAZELER SON DEĞİL, YENİ BAŞLANGIÇLARDIR !
“ …her cenazeden sonra, bir çukura bırakırlar seni, en son birileri itina eder sana karşılıksız, hakkında verilen son karar, başını nereye koyacağındır, hangi mevsim olursa olsun, sararlar seni baştan aşağı, ince kumaştan bir beyaz kostüm, o da üstünde kalmaz, eriyip gidecek yakın, iki kundak arasına sıkışınca zaman, daha önce hiç çalmamış bir kapı açılır karşında ve arkası meçhul, parti bitmiş, müzik susmuş, istemeye istemeye vurursun ceketini sırtına, yerdeki konfetileri tekmelersin biraz, son bir kez daha bakarsın orkestraya ümitsizce, belki çalarlar diye en sevdiğin parçayı yine, halbuki onlar, çoktan yerleştirmişlerdir enstrümanları yerlerine, karanlık bir eşikten çıkarken aydınlığa, adımların belli belirsiz ve artık sensiz, geride bıraktığın, birkaç nemli gözde kalan hatıralar sadece bir daha asla göremeyeceğin, şimdi artık, kara toprakta başlıyor hiç bitmeyecek olan parti, her cenazeden sonra, hayat gelir insana, daha bir cana yakın…”

ÖLÜME KARŞILIKTIR DOĞUM !
“ …bir ölüme karşılıktır ve sonunda ölüm oldukça var olacaktır doğum, bir bebek doğunca, yeniden yakarsın altını dünyanın, yüreğine kuvvet, kollarına şevkat, gözlerine renk yürür ışıl ışıl, öyle bir kudret yükler ki ruhuna o minik eller, inanılmazı yaşatır her an ve bu aynı bebek bahsi geçen, her zaman üzengisiz bir yıldızın üzerinde gelir sorgusuz sualsiz, alır seni terkisine,
beraber koşarsın bir müddet yelelerine tutunup, yavaşlar, yavaşlar ve seninle durur bir an güçlü bir veda için, yola devam etmelidir terini soğutmadan, inmek zamanı, en coşkulu anıdır yaşamın ve akabinde en özgür olacağın bir başlangıç, artık her şeye yetecek olan her şeyin özgüveniyle, bir çift kanat takarsın mutluluktan kendine ve onunla uçmak, sonunda olmak istediğin her şey olur birdenbire, sadece o andır artık bütün zamanların tercihi, unutma, unuttuysan hatırla, unutanlara hatırlat, ölümü düşünüp düşlemek, doya doya, kana kana yaşamaktır hayatı, bunda çekinecek bir şey yok, bilakis özgürlüktür bu durum tam tamına, bir ölüme karşılıktır ve sonunda ölüm oldukça var olacaktır doğum…”

Derin sular; geçmek için hem cesur olacak hem de yüzme bileceksin, bir gemiye binip gitmek işin kolayı diyerek, şiirlere sarılacaksın bir can simidi yerine…
Bir KAHVE MOLASI’nın daha sonuna geldik değerli dostlar. Bütün ölümler erkendir ve elzemdir. Ama şunu unutmayalım ! UNUTULMADIKÇA ÖLÜM YOKTUR !
Bahar bindirdi
Birdenbire Veli Abi
Aynı senin dediğin gibi
Birdenbire bindirdi yine
Bu kaçıncı bahar böyle
Hızlandı adımlarım
Yanımdan geçen herkese
Kedi köpek insan
Seni seviyorum diyorum içimden…
Kolektif vicdanın toplumların genetik mirası olması gibi bir hayal kurmaktayım. Bu gerçekleşene kadar dünyaya barış ve huzurun gelmesine maalesef imkan yok. Keşke, insanın kolları yerine kanatları olsaydı diye düşünürüm bazen. Dünya daha yaşanası bir yer olmaz mıydı acaba? Üzerinde düşünelim biraz. Bu bahar belki de “sonbahar” değerli dostlar. Farkındalıklarımızın artması dileğimle, sağlıcakla kalın !
Yine muhteşem fotoğraflarıyla yazımızı süsleyen Fotoğrafçı Reha KESKİN’e ve yayına hazırlayan Gazeteci Gökhan KARAKAŞ’a teşekkürü bir borç bilirim.

Derleyen / Şiirler : Talip Özcengiz, Atina, 25.04.2021

























Yorumlar kapalı.