
“DSİ’ye sesleniyorum Beyşehir’i Kaybediyoruz”
Beyşehir Gölü’nün belli dönemlerde bu tür sorunları yaşadığını belirten Beyşehir Belediye Başkanı Adil Bayındır, gölün kurumasında en büyük etkeninin tarımsal sulama olduğunu belirtti. Gölün yeteri kadar beslenememesine rağmen Devlet Su İşleri tarafından göl suyunun çekildiğini belirten Adil Bayındır, “Elbette Konya Ovası sulanmalı. Beyşehir, tarım ve ekonomi gibi değerlerimize katkı sağlayacaktır. Fakat şimdilerde sulanan alan çok arttı. Çünkü hayvancılık için üretilen mısır köküyle suyu çeken ve suya çok ihtiyacı olan bir bitki. DSİ’ye sesleniyorum ve su politikalarının değişmesi gerektiğini vurguluyorum. Suyu az ama sürekli kullanmalıyız. Bu nadide denizi ancak böyle koruruz. Gölün Anadolu’ya katkısını düşünmeli, turizm değerini bilmeliyiz. Gölün kaynaklarını azaltmak yerine çoğaltmalıyız. Yenişarbademli’de baraj yapılması bize zarar verecek. Dedegöl tarafından Toroslardan gelen suyun önü kesilmemeli. Yani başka bir sulama politikası uygulanmalı. İklim değişikliği kendini gösteriyor. Şu anda kenar çizgisinde 30 cm su var. Biz Beyşehir gölünden su alınmasın demiyoruz. Beyşehir gölüne su taşıyan kaynaklar iyileştirilsin, su kaynakları kurutulmasın. Yeraltı su seviyesi de çok düştü. Göletlerde su tutmak suyun buharlaşmasını sağlıyor. Uzmanlar su kotunun 1122,40 metre olması gerektiğini belirtirken şimdilerde su kotu 1121,80 metre. Bence normalden 1 metre fazla hesaplanmalı ki kuraklıkla mücadele edelim. Karaburun Plajı’nda ilerlediğinizde 100-150 metre ilerlerseniz omuzlarınıza gelir su. Yani kurak alan artıyor, sulak alan azalıyor.” dedi.

“Su öylesine yüksekti ki arkadaşım Adnan burada boğuldu”
Beyşehir Gölü’ne akan kanallarda suyun kaybolurken göletlerdeki suyun da sıcaklıkla buharlaştığını belirten Beyşehir Belediye Başkanı Adil Bayındır, çocukluk yıllarındaki seviyeyi anlattı. Bayındır, “Burada yaşayan her çocuk yüzme öğrenmek zorundaydı. Çünkü göl çok derindi. Arkadaşım Adnan ne yazık ki boyunu aşan kıyıda hayatını kaybetti. Gölde su azalması genel olarak 1990’lı yıllarda başladı. 2000’lerde biraz toparlandı ama şimdiki azalma hiçbirine benzemeyecek kadar şiddetli. Yani kuraklık çok ciddi sorun. Beyşehir Gölü’ne kollektörlerle su getirilmeli, kaynaklarının önü kesilmemeli, yeraltı suyu çekilmemeli. Evet buharlaşma çok fazla Toroslarda alışık olduğunuz kar 5 metreydi şimdi 2 metre. Ama Konya’nın denizini yaşatmak mümkün. Bize nasıl kaldıysa torunlarımıza aynı şekilde vermeliyiz” dedi.

“466 tekneden sadece 180 tanesi balığa çıkabiliyor”
Doğup büyüdüğü göldeki kuraklığa çok üzüldüğünü söyleyen Beyşehir Su Ürünleri Kooperatif Başkanı Hasan Kurt ise, buna yağış azlığı kadar gölü besleyen kaynakların önünün kesilmesinin neden olduğunu belirtti. Kurt, “Vahşi sulamayla gölün suyu çekiliyor. 40 yıl önce eğilip içtiğimiz sular artık toprak oldu. Gölün en derin yeri 6 metre. Su çekildikçe gölümüz otlağa dönüşüyor. Kayıklarımız sazlıklardan ilerleyemiyor. Sulak alanlar balçığa dönüştü. 466 balıkçı teknesinin kayıtlı olduğu birliğimizden sadece yaklaşık 180 tanesi çıkabiliyor. Suyla birlikte balıkta azaldı. Suyun altındaki yeşil otlar öyle büyüdü ki teknenin pervanesi dolanabiliyor, 1 saatte ulaşacağımız avlağa 2 saatte ulaşıyoruz. Göldeki sazan ve kadife balığının verimi düştü çünkü avlaklar uzaklaştı. Kuraklığın zorluklarını her geçen gün daha çok hissediyoruz” dedi.

“Hidrolojik denge gözetilerek kaynaklar korunmalı”
Beyşehir Gölü’nde çalışmalar yapan Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici ise, “Türkiye’nin en büyük tatlı sularından biri olan göldeki yüzeysel kayıp kadar su seviyesindeki kayba dikkat çekti. Dr. Kesici, “24 metre derinliğindeki göl şimdilerde 4 metrelerde. 100 kg olan bir insanın 20 kg kadar düştüğünü düşünün bu sağlıklı mıdır? En büyük etken tarımsal sulamadır. Bölgeye uygun olmayan şekerpancarı ve mısır gibi ürünler ekildiği sürece kuraklık kaçınılmaz olacaktır. Kuraklıkla birlikte su yosunlarının artması da kaçınılmaz. Göllerimizi kuraklık kurutmadı insanoğlu kuruttu. Beyşehir gölü de biyolojik ve ekolojik bir yıkım yaşıyor. Yağmur ve kar suları önlerindeki gölet ve barajlar nedeniyle göle ulaşamıyor. Göl çevresindeki kuyular artık kontrol altına alınamıyor ve yeraltı suları yok oluyor. Hayatı şekillendiren temel madde su olduğuna göre yaşam yok olacak demektir. Gölün hidrolojik bütçesi tespit edilip su kayıpları en aza indirilirse Beyşehir kendini toparlayabilir. Gölün beslenmesi sorununun mutlaka çözülmesi gerekli” diye konuştu.

Toros Dağları’nın kuzeyinde Sultan Dağları’nın yamaçlarında tektonik (yerkabuğu hareketleri) bir çukurda oluşan Beyşehir Gölü, ülkemizin en büyük tatlı su kaynağı. İğdeli, Akburun, Kızkalesi, Mada, Yılanlı, Külbent, İğdeli, Aygır, Orta, Keçi ve Hacıarif gibi 10 kayalık ve 27 adayı barındıran göl geçmişte 30’dan fazla dere ve 16 kaynak ile besleniyordu. Göl çevresinde pek çok tarihi eserde kültür tarihine ışık tutuyor. Konya Ovası Sulama Projesi’nin temeli olan Beyşehir Gölü’nde 1914 yılında yapımı tamamlanan regülatörün eski ve yeni fotoğrafı kuraklığı gözler önüne seriyor. Konya, Aksaray, Karaman, Niğde, Kırıkkale, Yozgat, Nevşehir ve Kırşehir illerini kapsayan yaklaşık 100 bin kilometrekarelik proje 2015 yılında hizmete girmişti. Göldeki suların azalmasıyla sazan, Aynalı Sazan, turna, levrek ve kadife gibi balıkların yanında karabatak, balaban, patka, sumru, sakarca kazı, sakarmeke dikkuyruk gibi kuşlarda da azalma görülüyor.



























Yorumlar kapalı.