8 milyar insanın yaşadığı dünyayı küresel karantina merkezine çeviren salgında günün ilk ışıklarını karabatağın alt güverte kamarasının lumbozunu(penceresi) gagalamasıyla karşılıyorlar. Akşamın olduğunu Büyükada’dan beri peşlerindeki martının pruvaya konmasıyla anlıyorlar. Rüzgarın dingin uğultusunu 5 metrekarelik karavanın içine aktaran köknar ağaçlarının uyarısıyla kamp ateşini yakıyorlar. Yeşil bir örtüye açılan çadırlarının içine sızan ışığı gördüklerinde uyku tulumlarından çıkıyorlar. Onlar, bir yıldır dünyayı tehdit eden salgın gerçeğinin sıkıcı kısıtlamalarından uzaklaşıp yeni bir yaşam anlayışı geliştiren doğa severler. Onlar, birçok alışkanlığı ve toplumsal davranış modelini değiştiren salgın nedeniyle sınırsız konfor alanı sunan evlerinden teknelerine, karavanlarına ya da çadırlarına taşınan doğa ve deniz severler. Tüm insanlığı hazırlıksız yakalayan ve bilim dünyasına bilmediği yerlerden sorular soran koronavirüs sonrasında beton duvarlarla çevrili konforlu evlerine dönmeyecek gibi gözüküyorlar.
Çektiği deniz belgeselleriyle Türk kamuoyunun yakından tanıdığı Savaş Karakaş ise, tekne yaşantısını koronavirüs sürecinden önce şehrin kalabalığından uzaklaşmak için seçtiğini belirtti. Çanakkale tarihi belgeselleriyle pek çok ödül kazanan Karakaş yaşamını Muğla’nın cennet koylarından Orhaniye’de ki İda isimli teknesinde ve ahşap evinde sürdürüyor. Karakaş, “Eskiden teknede yaşam bir tercihti, şimdi zorunluluğa dönüştü. Sadece ilişkilerimiz değil, tüm seyahat ve iş programlarımız pandemiyle sekteye uğradı. Bende teknem ve bungalovumda kendimi dinlerken hem ruh hem de beden sağlığımı korumaya çalışıyorum. Denizle buluşmak için yazı beklemiyorum. Mavilikler koronavirüs pandemisi öncesinde hep gittiğim yerdi, şimdilerde artık geldiğim yer oldu. Hayalleri gerçeğe dönüştürmek için ihtiyacımız olan tek şey içimizdeki güç. Keşfedilen bu güç pişmanlıkları ve geleceğin kaygılarından sıyrılıp elinizde olanla anı yaşamanızı sağlıyor” dedi.
Kalabalık ortamlardan uzak durduğunu ve pandemi kurallarına bağlı yaşadığını belirten Karakaş, “Zaten tekne izole bir yaşam ortamı sağlıyor. Karantina uygulamalarının en başarılı olduğu yerin tekne olması çok doğal. Bende yer darlığının üstesinden bungalov ile geliyorum. Ama bungalovum bir balıkçı barınağı gibi. Sadece bir yatak bulunan ahşap eve denizde geçirdiğim birkaç haftadan sonra gidiyor ve dinleniyorum. İçi tuzlu suyla dolu bir kesecikte yani annemizin karnında 9 ay 10 gün bekledik. 3/4’ü sularla kaplı bu dünyaya merhaba dedik. Dünyamız gibi vücudumuzun da 3/4’ü yine su. Belki de bu yüzden benim evim, yurdum asla karalar olmadı, kendimi hep denizde daha mutlu ve sağlıklı hissettim. Sadece koronavirüs döneminde değil her zaman denize çıktığımda yeniden doğmuş gibi hissederim. Bu yüzden uzak denizlerde iz sürmeye devam edeceğim. Pandemi sürecinin ardından Kızıldeniz, Maldivler, Umman, Karayipler ve Bahamalar’da yeni programlar çekmek için sabırsızlanıyorum” diye konuştu.
Türk denizciliğinin köklü aktörlerini bir araya getiren ve yüksek katılımla gerçekleşen İMEAK DTO seçimleri, oda tarihindeki en dinamik ve demokratik süreçlerden birine sahne oldu. Türk denizcilik sektörünün kalbinin attığı İstanbul ve Marmara, Ege, Akdeniz, Karadeniz Bölgeleri Deniz Ticaret Odası’nda (İMEAK DTO) yeni dönemin lider kadrosu netleşti. Mavi Liste ile Sarı Liste’nin nefes kesen rekabetine sahne olan seçimlerin ardından Yönetim Kurulu Başkanlığına Recep Düzgit, Meclis Başkanlığına ise Tamer Kıran seçildi. Başkanlık oylamasında Recep Düzgit, 5 oy farkla Deniz Ticaret Odası’nın yeni Yönetim Kurulu Başkanı oldu. DTO seçimleri iki köklü denizci ailesinin rekabetine tanık oldu.
İMEAK Deniz Ticaret Odası’nın dört şubesinde 1 ve 2 Ekim’de gerçekleştirilen seçimlerde, resmî olmayan sonuçlara göre mavi listeler üyelerin tercihi oldu. İskenderun’da üç, Kocaeli’de iki listenin yarıştığı seçimleri Mavi Liste kazanırken, Karadeniz Ereğli’de ve Aliağa’da tek listeyle seçime katılan ekipler güven tazeledi.
İran ile Irak arasında 22 Eylül 1980’de başlayan ve sekiz yıl süren savaş, Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde eşine az rastlanan bir eşzamanlılıkla kesişir. Bu tarihten yalnızca on gün önce, 12 Eylül 1980’de Türk Silahlı Kuvvetleri “Bayrak” kod adlı harekatla yönetime el koymuş, Türkiye Büyük Millet Meclisi feshedilmiş, siyasi partiler kapatılmış ve ülke Milli Güvenlik Konseyi yönetimine girmişti. Türkiye, kendi demokratik rejimini askıya aldığı günlerde, iki komşusunun birbirine karşı topyekûn bir savaşa giriştiğini izlemek zorunda kaldı. Bu çakışma, savaşın Türkiye’ye etkilerini salt bir dış politika meselesi olmaktan çıkarıp, ülkenin iç rejimi, ekonomik yönelimi, basın düzeni ve güvenlik mimarisiyle iç içe geçmiş bir meseleler yumağına dönüştürmüştür. İran-Irak Harbi, Türkiye’nin girmediği, fakat sekiz yıl boyunca her gün içinde yaşadığı bir savaş olarak, hem dış politikanın manevra alanını belirlemiş hem de iç siyasetin ekonomik ve güvenlik gündemini doğrudan şekillendirmiştir.
Arşividen Osmanlı tarihine ışık tutan nadide bir görsel seçkiyi gün yüzüne çıktı. 1909 yılında yayınlanan Şehbal mecmuasının 6. sayısında yer alan ve 10 Mayıs 1909 tarihinde gerçekleşen Sultan V. Mehmed Reşad’ın “Kılıç Kuşanma” (Cülus) törenini belgeleyen 3 fotoğraf, dönemin siyasi atmosferini tüm ayrıntılarıyla yansıtıyor.