Son Gelişmeler
  1. Haberler
  2. Genel
  3. NEDEN DUMLUPINAR’IN SİNEMA FİLMİ YAPILMIYOR?

NEDEN DUMLUPINAR’IN SİNEMA FİLMİ YAPILMIYOR?

4 Nisan 1953 tarihinde, Akdeniz’deki NATO tatbikatından dönerken Çanakkale Boğazı’nın karanlık sularında İsveç bandıralı Naboland şilebiyle çarpışarak batan TCG Dumlupınar denizaltısı, facianın 73. yıl dönümünde bir kez daha hüzünle anılıyor. 81 denizcimizin "Vatan sağ olsun" diyerek ölüme yürüdüğü bu destansı trajedi, dijital platformların ve sinema dünyasının "içerik" adı altında sunduğu sığ yapımların gölgesinde kalmaya devam ediyor.Dijital Platformların "Trajedi" KörlüğüGünümüzde Netflix, Disney+ ve yerel dijital platformlar her gün onlarca hayal ürünü, gerçeklikten kopuk ve toplumsal karşılığı olmayan projeye dev bütçeler ayırırken; Dumlupınar gibi gerçek bir kahramanlık ve sadakat öyküsünün neden tozlu raflarda bekletildiği büyük bir soru işareti.Sektör temsilcileri ve tarihçiler, bu ilgisizliğin altında yatan sebepleri şöyle sıralıyor:Maliyet Bahaneleri: Denizaltı atmosferini yansıtacak yüksek bütçeli prodüksiyonlardan kaçınılması.Küresel Formül Kaygısı: Platformların "mutlu son" veya "evrensel aksiyon" takıntısı nedeniyle bu yerli ve ağır trajediyi "ticari risk" olarak görmesi.Manevi Sorumluluk: Böylesine kutsal bir hikayeyi anlatmanın getirdiği ağır sanatsal ve tarihi sorumluluğun altına girmeye cesaret edilememesi.Halk Soruyor: "Sıra Ne Zaman Dumlupınar'a Gelecek?"Toplumun büyük bir kesimi, tarihimizin bu en hüzünlü ve en vakur anısının artık hak ettiği değeri görmesini bekliyor. Gereksiz magazin figürlerinin hayatlarının film yapıldığı, toplumsal değerlerle örtüşmeyen kurguların baş tacı edildiği bir dönemde; Dumlupınar’ın çelik gövdesinde yatan o 81 canın hikayesi, bir "proje" değil, bir vefa borcu olarak görülmeyi bekliyor.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Unutmadık, unutmayacağız; ancak artık dünyaya da anlatmak istiyoruz

Türk insanının yüreğinde derin izler bırakan ve yakın tarihimizin en büyük askeri kazalarından biri olarak hatırlanan Dumlupınar unutulmadı. Akdeniz’de katıldığı NATO tatbikatından dönerken 4 Nisan 1953 günü İsveç bayraklı yük gemisi Naboland ile çarpışarak batan TCG Dumlupınar denizaltısı 72 yıl sonra anılıyor. DUMLUPINAR denizaltı gemimiz 4 Nisan 1953 gecesi 86 mürettebatıyla birlikte Ege Denizi’nde katıldığı NATO tatbikatından Gölcük’teki ana üssüne dönüyordu. Dumlupınar, Saat 02’10’u gösterdiğinde Çanakkale Boğazı’nın Nara Burnu mevkiinde ilerliyordu. Güvertesine hava almak için çıkan 8 askerimiz, İstanbul yönünden gelen İsveç bandıralı NABOLAND adlı şilebini fark ettiklerinde şiddetli bir çarpışmayla denize düştüler. DUMLUPINAR denizaltı gemimiz ön taraftan büyük yara almış, kısa bir süre içerisinde burun üstü Çanakkale Boğazı’nın soğuk ve karanlık sularına gömülmüştü. Denize düşen askerlerimiz oluşan anafora olağan üstü direnç gösterip kurtulmaya çalışırken NABOLAND ‘dan atılan ışıklı can simitleri ve suya indirilen filikalar yardımıyla hayata tutunabildiler. 8 askerimizden sadece 5 kişi bu şansı yakalayabildi 3’ü deniz yüzeyinde şehit oldu. Yaşanan can pazarından kurtulmayı başaran 22 askerimiz kıç torpido dairesine sığınarak kapakları kapatmıştı. Gemimiz 84 metre derinlikte dibe oturduğunda ilk olarak geminin yerini belli edecek BATTI ŞAMANDIRASINI fırlattılar. Gün aydınlandığında şamandırayı fark eden gümrük motoru II. Çarkçısı Selim Yoludüz şamandıranın kapağını kaldırarak telefonu eline aldı.

– Alo dumlu.. Alo Dumlu cevap ver.

Torpido dairesinde duyulan ses umutları canlandırmıştı. Astsubay Selami Özben, soğukkanlılıkla geminin durumunu, 22 kişi torpido dairesine sığındıklarını anlattı.

Bir süre sonra kurtarma gemisi Kurtaran, Dumlupınar’ın imdadına koştu. Hemen şamandıradan içeriyle bağlantı kuruldu.  Astsubay Selami Özben’in o saatlerde Dumlupınar’la yaptığı konuşmaların kayıtları, bugün denizcilik tarihinin acı dolu sayfalan arasında yer alıyor:

“-Alo… aşağıdan… alo…. Dumlu…”

“-Evet Dumlu…”

“-Ben Üsteğmen Suat…”.

“-Evet efendim, ben Selami…”

“-Selami nasılsınız? Biz geldik, şimdi bana durumu anlat”.

“-Efendim dizellerden yara aldık, manevra dairesinde yangın çıktı.

Bataryayı sıfıra alarak kıç torpido dairesine geçtik. Şimdi manevra dairesi suyla dolu…”

“-Kaç kişisiniz orada…?”

“-Diğer dairelerle irtibatınız var mı?”

“-Yarım saat evvel kıç batarya dairesi ile konuştum, şimdi cevap vermiyorlar”.

“-Merak etmeyin, Kurtaran geldi, biz buradayız”.

“-Efendim manometre 267 kadem gösteriyor, doğru mu?”

“-Selami, Kurtaran geldi. Şimdi kurtarma işlemine başlanıyor. Ben biraz sonra yine gelirim”.

“-Peki efendim…”.

Üsteğmen Suat, bu konuşmayı komutanlarına rapor ettikten sonra yeniden şamandıraya dönüp denizaltıdakilere moral vermeye çalıştı.

Ama durum biraz daha kötülemişti:

“-Alo… Dumlu…?”

“-Evet… Dumlu…”

“-Efendim hava biraz fenalaştı.”

“-Morallerinizi bozmayın. O hava size daha 2 gün yeter. Sen çocukları yatır. Sigara içmeyin”.

“-Yok efendim, hepsi yatıyor. Sigara da içmiyoruz. Işık yok. Karanlıktayız”.

“-İhtiyaç lambalarını kullanmayın, ileride lazım olacak”.

“-Kullanmıyoruz zaten. Birinin ışığı çok zayıfladı”.

 

Kurtaran gemisi kurtarma çalışmalarını sürdüredursun yarım saat sonra denizaltıyla yeniden bağlantı kuruldu. Suat Üsteğmen yeniden Dumlu… Selami…” diye seslendi.

Ancak bu kez duyulan, sadece iniltiler ve “Allah…” sesleriydi.

Selami hepimize geçmiş olsun. Derin sulardasınız sakın kendi imkanlarınızla çıkmayı denemeyin, panik yapmayın, oksijeni idareli kullanın ve bize güvenin sizi kurtaracağız.

– Sağolun efendim size güveniyoruz.

Tiyatroda sahnelendi ama sinema filmi yok

86 kişiden sadece 5 kişi kurtulduğu facianın; bilirkişi raporları, mahkeme tutanakları, kazadan sonra yapılan teknik hamleleri, kurtarma çalışmalarını okuduğunu belirten “Denizin Gözyaşları-Dumlupınar” isimli kitabı yazan Arif Soysal, “Edebiyatta az da olsa ele alınan bu olay ne yazık ki sinema alanında anlatılmıyor. Sinema filminin çekilmesi istendi ama sonuç alınamadı. Osman Genç, Dumlupınar’ın anlatıldığı tiyatro oyununu sahnelere kazandırarak büyük iş yaptı. Son sözleri ‘Vatan Sağolsun’ olan bu kahramanların bir sinema filmiyle anlatılması için çabalamalıyız” dedi.

 

“Dora- 2 ile 85 metre derinlikte Dumlu’ya indim”

Facia sırasında güvertede bulunan astsubaylar Hüseyin Akış ve Hüseyin İnkaya ile kurtarma dalgıcı astsubay Yılmaz Süsen’in ölümüyle hiç şahidi kalmayan TGC Dumlupınar, yakın deniz tarihimizin 85 metre derinlikteki hüzünlü hatırası. 4 Nisan, Türk denizaltıcılığının en kara günü olarak deniz tarihimize geçerken 2003 yılında yapılan özel bir dalışla anılmıştı. Derin deniz teknolojisiyle ilgili önemli işler yapan DETEK şirketinin kurucusu Enes Edis, Dumlupınar’ın batmasının 50’inci yılında ilk kez sivil bir dalgıç olarak denizaltıya inmişti. Çanakkale Boğazı’nın 85 metre derinliğinde yatan Dumlupınar’a modern teknoloji ile bile dalmanın çok zor olduğunu söyleyen deneyimli dalgıç Enes Edis duygularını Deniz Kartalı okuyucuları ile paylaştı.

“Dora- 2 ile 85 metre derinlikte Dumlu’ya indim”

Facia sırasında güvertede bulunan astsubaylar Hüseyin Akış ve Hüseyin İnkaya ile kurtarma dalgıcı astsubay Yılmaz Süsen’in ölümüyle hiç şahidi kalmayan TGC Dumlupınar, yakın deniz tarihimizin 85 metre derinlikteki hüzünlü hatırası. 4 Nisan, Türk denizaltıcılığının en kara günü olarak deniz tarihimize geçerken 2003 yılında yapılan özel bir dalışla anılmıştı. Derin deniz teknolojisiyle ilgili önemli işler yapan DETEK şirketinin kurucusu Enes Edis, Dumlupınar’ın batmasının 50’inci yılında ilk kez sivil bir dalgıç olarak denizaltıya inmişti. Çanakkale Boğazı’nın 85 metre derinliğinde yatan Dumlupınar’a modern teknoloji ile bile dalmanın çok zor olduğunu söyleyen deneyimli dalgıç Enes Edis duygularını Deniz Kartalı okuyucuları ile paylaştı.

Edis, “Dumlupınar’a kendi tasarımımız olan özel bir ekipmanla daldım. Derinlere inerken bölgedeki çok kuvvetli akıntıyı aşmamız gerekiyordu. Dönemin dalgıç okulu komutanı Albay Vedat Dora’nın geliştirdiği asansörü temel alarak modern ve özel bir asansör dizayn ettik. Bu asansörün adını Vedat Dora’ya ithafen Dora2 koyduk. Bu asansörü kullanarak boğazın kuvvetli akıntılarını geçerek Dumlupınar’ın kıç torpido dairesi üzerine indim. Etraf karanlıktı yani hiç ışık yoktu. Denizaltı bir balina gibi denizin altında yatıyordu. Battı şamandırasının çıktığı yuva boştu. Battı şamandırasının yuvasına, deniz şehitlerimizin anısına ‘Vatan Size Minnettardır’ yazan bir plaket koydum. O sırada gözüme kıç torpido dairesinde 22 denizcimizin son konuşmalarını yaptığı yerden yüzeye doğru çıkan hava kabarcıkları gördüm. O kadar etkilendim ki sanki oradan yüzeye çıkmak isteyen yaşamlar varmış gibi geldi. Bu manzarayı hala unutamam” dedi.

4 NİSAN 1953 SAAT 02.10… DUMLU BATTI DUMLU BATTI

USS Blower, ABD Deniz Kuvvetleri’nin kullandığı bir denizaltıydı. 1944 yılında inşa edilmişti. II.Dünya Savaşında birçok bölgede görevlerde bulundu, yararlılıklar gösterdi. 1950’de ABD Deniz Kuvvetleri envanterinden çıkartıldı, Türk Deniz Kuvvetlerine devredildi. Denizaltının yeni ismi TCG Dumlupınar oldu. Balao sınıfı dizel-elektrikli, güzel ve modern bir gemiydi Dumlupınar… Amerika’da 23 Nisan 1944’te “Blover” adıyla denize indirilmiş, 6 yıl süreyle Amerikan donanmasında görev yaptıktan sonra Marshall Yardımı çerçevesinde Çanakkale (Bumber) denizaltısıyla beraber Türkiye’ye verilmişti. 9 Aralık 1950’de Türk donanmasına katılan denizaltıya Dumlupınar adı konmuştu. 95 metre uzunluğundaki denizaltı, su altında 14 mil hız yapabiliyordu. Zamanına göre son teknolojiye sahipti ama talihsizlik Dumlupınar’ın peşini hiç bırakmamıştı aslında. Amerikan donanmasındayken daha Panama’ya yaptığı ilk seferinde sis ve kötü hava koşulları nedeniyle bir Amerikan devriyesi ile çarpışıp batmaktan kurtulmuş, II. Dünya Savaşı süresince bir tek düşman gemisi bile batırmayı başaramamıştı.

NEDEN DUMLUPINAR’IN SİNEMA FİLMİ YAPILMIYOR?

Yorumlar kapalı.







Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!