LEVENT AKSON “DENİZCİLİK KORONA KAYASINA ÇARPTI”
KORONAVİRÜSÜN DENİZCİLİĞE OLUMSUZ YANSIMALARI
Mod seçin, deneyiminizi kişiselleştirin.
KORONAVİRÜSÜN DENİZCİLİĞE OLUMSUZ YANSIMALARI
Merhaba Dostlar;
Karavan seyahatlerim esnasında, durakladığım noktalarda bir çok insanın yanıma gelip karavanımı inceleme isteklerinden ve sordukları sorulardan karavana karşı ülkemiz insanının karavan yaşamına ne nerede meraklı olduğunu anlamam mümkün oldu. Karavan hayatı ile , bu kadar içli dışlı olmadan evvel ülkemizde bu denli yüksek bir talebin olabileceğini hiç tahmin etmezdim. Ancak zaman içerisinde özellikle de Akdeniz ve Ege kıyılarında bir çok sahil kasabasında karavanlara karşı oluştuğunu gözlemlediğim antipati ile bu ilgiyi bağdaştırmaya çalıştığımda ise anlam vermekte zorlandım. Çünkü; yaz sezonunda bir çok deniz kıyısı alanında karavanların istenmediğini, birçok noktada belediye kararları ile yasaklama yapıldığını ,bunun mümkün olmadığı konaklama alanların ise çevre sakinlerinin şikayetlerinin yoğun olduğuna üzülerek şahit oldum. Karavanda yaşadığım zaman süreci uzadıkça bu tezatın nedenlerini anlamak için yeteri kadar gözlem yapma imkanına sahip olduğumda ancak neden ve sonuç ilişkisini kurabildim.
İngiliz siyaset filozofu Thomas Hobbes 1651 yılında ünlü ‘Leviathan’ ya da ‘Bir Din ve Dünya Devletinin İçeriği, Biçimi ve Gücü’ kitabında şöyle der; İnsan insanın kurdudur. (Homo Homini Lupus) Hobbes bu yargıya 369 yıl önce varmıştı. İnsanların tamamı doğuştan egoist ve çıkarcı olarak doğarlar. Empati kavramı Hobbes’a göre büyük bir aldatmacadır. İnsanlar çıkarları doğrultusunda başkalarının mallarını gasp edebilir, yalan söyleyebilir ve hatta birbirlerini öldürebilirler. Bu nedenlerle bir devletin varlığının kaçınılmaz olduğunu vurgulamıştır kitabında. Peki nasıl bir devlet?
Merhaba Dostlar; İlk yazımda profesyonel iş hayatından karavancılığa doğru yönlenen yaşam yolculuğumun nasıl şekillendiğini özet olarak...
Merhaba Dostlar; 32 yıllık yıpratıcı ama bir o kadar da öğretici iş hayatının ardından 2019 yılının...
PİRİ REİS ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ 2019 Temmuz ayı içinde İş Bankası sponsorluğunda kuzey kutbuna gerçekleştirmiş olduğumuz...
Onlar yüksek risk içeren derinliklere, hiç tanımadıkları insanları kurtarmak ve hiç tanımadıkları insanların yakınlarına umut olmak...
Haydarpaşa rıhtımının beş kilometre çapında bir alanda tüm evlerin camları basınç nedeniyle patlar, Uykudadır İstanbul, ne...
İlk kez Kapadokya’ya gittiğimiz bir arkadaş grubuyla hangi tepenin hangi manzaranın önünden geçsek hep arkasından deniz...
Ben Peter Salvatore. İsmim size kod adı ya da rumuz olarak gelmesin, gerçek ismimdir. Üç göbek...
Orta Doğu’da yaşanan jeopolitik gelişmeler, küresel kruvaziyer turizminde yeni bir rota değişimini beraberinde getirdi. Bölgedeki güvenlik riskleri nedeniyle 2026–2027 ve 2027–2028 sezonlarına yönelik sefer programları yeniden düzenlenirken, Akdeniz uluslararası kruvaziyer turizminin önemli alternatif merkezlerinden biri haline geliyor. Orta Doğu’da devam eden jeopolitik gerilimler ve bölgesel güvenlik endişeleri, dünya kruvaziyer sektörünün gelecek dönem planlamalarını doğrudan etkiliyor. Özellikle Basra Körfezi ve Kızıldeniz’de planlanan seferlerin iptal edilmesi veya farklı destinasyonlara yönlendirilmesi, uluslararası kruvaziyer turizminde yeni bir hareketlilik oluşturdu. Sektörde faaliyet gösteren birçok uluslararası operatör, 2026–2027 ve 2027–2028 sezonlarına ilişkin programlarını yeniden düzenlerken gemi kapasitelerinin bir bölümünü Akdeniz, Avrupa, Karayipler ve Güney Amerika gibi alternatif bölgelere kaydırdı. Sea Genesis Group Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Yazıcı, yaşanan gelişmelerin Akdeniz’deki rekabeti artırabileceğini belirterek Türkiye’nin bu süreçte önemli fırsatlarla karşı karşıya olduğunu değerlendirdi.
İMEAK Deniz Ticaret Odası’nın dört şubesinde 1 ve 2 Ekim’de gerçekleştirilen seçimlerde, resmî olmayan sonuçlara göre mavi listeler üyelerin tercihi oldu. İskenderun’da üç, Kocaeli’de iki listenin yarıştığı seçimleri Mavi Liste kazanırken, Karadeniz Ereğli’de ve Aliağa’da tek listeyle seçime katılan ekipler güven tazeledi.
İran ile Irak arasında 22 Eylül 1980’de başlayan ve sekiz yıl süren savaş, Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde eşine az rastlanan bir eşzamanlılıkla kesişir. Bu tarihten yalnızca on gün önce, 12 Eylül 1980’de Türk Silahlı Kuvvetleri “Bayrak” kod adlı harekatla yönetime el koymuş, Türkiye Büyük Millet Meclisi feshedilmiş, siyasi partiler kapatılmış ve ülke Milli Güvenlik Konseyi yönetimine girmişti. Türkiye, kendi demokratik rejimini askıya aldığı günlerde, iki komşusunun birbirine karşı topyekûn bir savaşa giriştiğini izlemek zorunda kaldı. Bu çakışma, savaşın Türkiye’ye etkilerini salt bir dış politika meselesi olmaktan çıkarıp, ülkenin iç rejimi, ekonomik yönelimi, basın düzeni ve güvenlik mimarisiyle iç içe geçmiş bir meseleler yumağına dönüştürmüştür. İran-Irak Harbi, Türkiye’nin girmediği, fakat sekiz yıl boyunca her gün içinde yaşadığı bir savaş olarak, hem dış politikanın manevra alanını belirlemiş hem de iç siyasetin ekonomik ve güvenlik gündemini doğrudan şekillendirmiştir.
Arşividen Osmanlı tarihine ışık tutan nadide bir görsel seçkiyi gün yüzüne çıktı. 1909 yılında yayınlanan Şehbal mecmuasının 6. sayısında yer alan ve 10 Mayıs 1909 tarihinde gerçekleşen Sultan V. Mehmed Reşad’ın “Kılıç Kuşanma” (Cülus) törenini belgeleyen 3 fotoğraf, dönemin siyasi atmosferini tüm ayrıntılarıyla yansıtıyor.
Bu web sitesinde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezler kullanılmaktadır.
Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!
