Son Gelişmeler

Yeni Haberler

Genel

KOMODORLAR KUPASI GERÇEK DENİZCİLERİ ARADI… PUPA YELKEN HEYECAN

TAYK’ın düzenlediği Komodorlar Kupası’nın bu ayağı, Marmara Denizi’nin beklenmedik yüzünü gösterdi. Yarış mıydı, mücadele mi, savaş mı; hâlâ karar verebilmiş değilim. Çünkü orada olanlar bir “yarıştan fazlasıydı.”

İstanbul’un alışıldık bahar havası, yerini aniden bastıran yağmura, kuzeyden düşen ayaza bıraktı. İlk gün ekipler sabah motorlarını çalıştırırken her şey yolundaydı, ama Caddebostan açıklarına vardıklarında Poseidon’un kahkahası direkleri titretti. Öyle ıslanmak değil mesele; rüzgâr her yönden sarmıştı. Marmara Denizi, “Ben hâlâ eski ben değilim,” diyordu sanki.

Genel

GEMİLER VE İLAHİ ROTA… KAPTAN ÖMER ASMALI YAZIYOR

Gemiler sadece onlarca, binlerce tonluk yükü bir yükü bir yerden başka bir yere götüren bir su aracı değildir. İçinde günlerce ve aylarca barınılan bir yaşam barınağıdır aynı zamanda. Bu nedenle içinde çeşitli hatıraları olan gemilere insanlar tutku ile bağlanırlar ve içselleştiriler. Bakınız, gerek kendi aramızda gerekse sosyal medyada bir gemi resmi paylaşıldığında eğer o gemide veya o geminin sahip olduğu şirkette veya eş gemilerde çalışmış olanlar hemen bir duygu bağı kurulur ve yorumlar başlatırlar. Benim ilk gemim 22.000 tonluk Kaptan Asım Alnıak adlı tankerdi. 1981 yılı sonlarında bir kış günü D.B. Deniz Nakliyatı’na bağlı gemilerdendi. Ben 1979 yılındaki Kadıköy önlerinde Independenta tankeri kazasını öğrenci iken gördüğümde tankerlerden hep çekinirdim. Ancak, gelin görünkü kaderin bir cilvesi ilk zabit olarak gemim tanker olmuştu. Üstelik 2 zabitiz 12’şer saat lik zaman dilimlerimde çalışıyoruz. Tankerlerde staj bile yapmadığım için bilgim okulda gördüğüm dersler kadar kısıtlıydı. Bunların yanında havaların çok sert olması, uzun müddet eve gidemeyişimiz ve bazı gemide sıkıntılar yaşamamız beni bu gemiden iyice soğuttu. Allahtan ikinci gemim olan Bursa gemisinin hayatımın en iyi günlerinin geçtiği gemi olması beni denizciliğe bağladı. Neyse gelelim Alnıak tankerine. 1986 yılında Deniz Nakliyat’tan ayrılarak Kıyı Emniyeti’ne geçtim.

Genel

ÇANAKKALE’YE HOŞGELDİN KARTAL İSTİMBOT… MÜMİN ALBAY İSTİMBOTA DOKUNDU VE YAZDI

Tarihlerin 30 Ekim 1918’i gösterdiği bir sonbahar gününde Limni Adasının Mondros limanında, Britanya Kraliyet Donanmasına ait Lord Nelson sınıfı zırhlı bir dretnot demirliydi. HMS Agememnon isimli bu zırhlı dretnot, o gün, yüzyıllarca belki de bin yıllarca unutulmayacak olan bir mütarekeye (bırakışma) ye tanıklık etmekteydi. İngiltere’nin Akdeniz Filosu Komutanı Amiral Sir Somerset Arthur Gough-CALTROPHE ile Osmanlı Devleti Bahriye Nazırı Albay Hüseyin Rauf ORBAY arasında imzalanan ve 25 maddeden oluşan bahse konu mütareke, aynı zamanda son altı yüzyılın haşmetli İmparatorluğu Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşından mağlup olarak ayrılmasını da belgeliyordu.
Ve ne hazindir ki, Osmanlı Devletinin başkenti İstanbul’u yani payitahtı işgal etmek için 1915 yılı başlarından itibaren Çanakkale Boğazını zorlayan müttefik işgal ve istila ordusu, hem 18 Mart 1915 te denizde, hem de 25 Nisan 1915 te başlayıp 09 Ocak 1916 da Çanakkale’yi terk ettikleri kara muharebelerindeki mağlubiyetlerine rağmen, Mondros Mütarekesinin 1’inci maddesine dayanarak, 06 Kasım 1918 tarihinden itibaren Çanakkale Boğazından geçmeye başlayarak, 13 Kasım 1918 tarihinden itibaren İstanbul sularına demirliyor ve askerlerini karaya çıkarmak suretiyle İstanbul işgal ediliyordu. İşgal donanmasının önce 63 daha sonra 11 ve bir Yunan zırhlısının da katılımıyla 73 parçalık gemisi artık İstanbul önlerindeydi. İşte o gün böylesine kara ama kapkara bir gündü.

Bizim Denizler

TAYK KOMODORLAR KUPASI: SEZON AÇILIŞINDA PUPA YELKEN HEYECAN

Yıllardır yelken yarışlarına katılım sağlayan biri olarak, artık bazı şeyleri yüksek sesle söylemenin zamanı geldiğine inanıyorum. Çünkü bu hafta sonu bir kez daha gördük ki; böylesine üst düzey, teknik kapasitesi yüksek ve prestijli bir organizasyon yapılmasına rağmen halktan yeterli ilgi yoktu. Ne acı…

“Söylemesi kolay Burak, var mı bir önerin?” diyenleri duyar gibiyim… Var sevgili dostlarım, en azından bir hayalim var!
Düşünsenize: İlgili bakanlıklar, belediyeler ya da sponsor kuruluşların desteğiyle denize açılan yüzen tribün tekneleri… İçlerinde gençler, öğrenciler, deniz meraklıları… Telsiz frekanslarından yapılan canlı yayınlar hoparlörlerden veriliyor, parkur açıklamaları ve yarış kuralları seyircilere anlatılıyor, yorumlar yapılıyor. Yarışı sadece izlemiyorlar; yaşıyorlar.

“Seyirci nereden bulunacak? Bu bütçe nereden çıkacak?” diyenler olacaktır. Ama soralım: Üniversiteler, liseler, sivil toplum kuruluşları, gönüllü denizcilik kulüpleri… Bu kurumlar davet edilse gerçekten gelmezler mi? Sekiz-on seyirci teknesi, belki de bir şehir hatları vapuru tahsis etmek imkânsız mı? Hayır. Hatta bu iş doğru planlanırsa, bir süre sonra insanlar bu deneyim için bilet alır. Yeter ki yarışlar heyecanı paylaşılabilir, izlenebilir şekilde kurgulansın. ( Kızım sana söylüyorum, Yelken Federasyonu sen anla!)

Alternatif Enerji Arayışı

ÖLÜMÜN KIYISINDA YAŞAM… KAPTAN ASMALI’DAN AÇIK MEKTUP

Bu mektup dostlarıma yaşamış olduğum serüvenin satırlara dökülmüş halidir. Karamsar bir yazı şekli olduğunu kabul ediyorum ancak yazılmasının gerekli olduğunu değerlendiriyorum. Sizlerin medyada duyduğunuz ayağıyla hastahaneye gitti ve bir daha geri gelemedi anonsuna yazık oldu deyip geçiyordunuz, bende öyleydim şüphesiz. Bu yazı belki de hayatımın özet bir muhasebesidir. Hiç düşündünüz mü ecel beni nerede yakalayacak diye. Bu durum mutlaka bir yerde tecelli edecek ama nerede? Hayatım boyunca bir çok yazıyı kaleme aldım ancak bu tür bir yazıyı yazacağımı hiç düşünmemiştim. Ne demiş atalarımız ‘’ne oldum değil ne olacağım diye düşün’’. İnsan oğlunun hayatının nasıl seyredeceği her zaman kendi elinde olmayabilir kader çizgisinin götürdüğü yere kadar da olabilir. Kısaca sonu belli olan bir yola revan oluyoruz. Bu durum bizi daha kaliteli, adil ve yaşanabilir bir dünya için vereceğimiz mücadele için sebeplerden biri olmalıdır.

AÇIK DENIZ

SENARYOSUNU DERİNLERDEKİ ACI YAZDI FİLMİ HALEN ÇEKİLMEDİ

Türk insanının yüreğinde derin izler bırakan ve yakın tarihimizin en büyük askeri kazalarından biri olarak hatırlanan Dumlupınar unutulmadı. Akdeniz’de katıldığı NATO tatbikatından dönerken 4 Nisan 1953 günü İsveç bayraklı yük gemisi Naboland ile çarpışarak batan TCG Dumlupınar denizaltısı 72 yıl sonra anılıyor. DUMLUPINAR denizaltı gemimiz 4 Nisan 1953 gecesi 86 mürettebatıyla birlikte Ege Denizi’nde katıldığı NATO tatbikatından Gölcük’teki ana üssüne dönüyordu. Dumlupınar, Saat 02’10’u gösterdiğinde Çanakkale Boğazı’nın Nara Burnu mevkiinde ilerliyordu. Güvertesine hava almak için çıkan 8 askerimiz, İstanbul yönünden gelen İsveç bandıralı NABOLAND adlı şilebini fark ettiklerinde şiddetli bir çarpışmayla denize düştüler. DUMLUPINAR denizaltı gemimiz ön taraftan büyük yara almış, kısa bir süre içerisinde burun üstü Çanakkale Boğazı’nın soğuk ve karanlık sularına gömülmüştü. Denize düşen askerlerimiz oluşan anafora olağan üstü direnç gösterip kurtulmaya çalışırken NABOLAND ‘dan atılan ışıklı can simitleri ve suya indirilen filikalar yardımıyla hayata tutunabildiler. 8 askerimizden sadece 5 kişi bu şansı yakalayabildi 3’ü deniz yüzeyinde şehit oldu. Yaşanan can pazarından kurtulmayı başaran 22 askerimiz kıç torpido dairesine sığınarak kapakları kapatmıştı. Gemimiz 84 metre derinlikte dibe oturduğunda ilk olarak geminin yerini belli edecek BATTI ŞAMANDIRASINI fırlattılar. Gün aydınlandığında şamandırayı fark eden gümrük motoru II. Çarkçısı Selim Yoludüz şamandıranın kapağını kaldırarak telefonu eline aldı.

AÇIK DENIZ

DONANMA VE HALK RESSAMI KANDİYELİ EMİN BABA… KAPTAN ULUÇ HANHAN YAZDI

Bizden önceki kuşaklar nasıl Yavuz gemisinin fotoğraflarını memleketteki berber dükkanlarına, kahvehanelere astıysa, 19 yüzyılın ikinci yarısında Mahmudiye kalyonu bu mekanları süslermiş. Peki, Mahmudiye’nin ve donanmamız gemilerinin resimlerini kim yapıyordu? Mahmudiye’nin resimlerini yapan İstanbul’un bir köşesinde yaşayan Halk Ressamı Girit Kandiyeli Emin Baba idi.
Sami Yetik’e göre Emin Baba, 19.yüzyıl İstanbul’unda Hulusi Efendi’nin halka hitap eden deniz resimlerinden önce deniz ressamlığını ilk tanıttıran, bu alanın ilk “mübeşşiri” sayılan bir halk ressamımız.

AÇIK DENIZ

TBK BAŞKANI GÜNDOĞDU SARUHANOĞLU’NDAN AÇIKLAMA

Arkadaşlarım ve Sualtı ailemin değerli üyeleri,
50 seneyi geçen bir süredir severek görev yaptığım Türk Balıkadamlar Spor Kulübü’nde son 1 sene içinde sayıları 2-3’ü geçmeyen örgütlü bir kötülük grubunun 2016 öncesi taktiklerle şahsımı ve kulübü hedef alan itham ve iftiralarına hedef oldum.

Bizim Denizler

FUAR VAR GİDERSEN YOL VAR SÜRERSEN…

Motosiklete binmenin sadece sürmek olmadığını kanıtlayan etkinliklerden biri de festivallerde buluşmak, fuarlarda dolaşmaktır. Motobike İstanbul 2025 fuarı, insanın sinir katsayısını zıplatan şehir trafiğinden sıyrılarak doğanın sunduğu güzellikler eşliğinde yolculuk yapmayı sevenleri buluştururken kışın ortasında festivali aratmayan bir ortam sunmayı başardı. Sadece iflah olmaz motosiklet tutkunlarını değil, hayallerinde de olsa bir motosikleti olsun isteyenlerin ortak paydası olan fuar 4 günün ardından kapandığında, arkasında ‘keşke birkaç gün daha sürseydi’ temennisinin yanında birkaç soruyu da bıraktı.

AÇIK DENIZ

TRUMP PANAMAYI NEDEN İSTİYOR?

1. PANAMA KANALININ COĞRAFİ VE FİZİKİ ÖZELLİKLERİ
Panama Kanalı, Orta Amerika’da, Panama üzerinde yer alan bir su yoludur. Atlas Okyanusu ile Pasifik Okyanusu’nu birbirine bağlar ve dünya deniz taşımacılığında önemli bir rol oynar. Kanalın coğrafi ve fiziksel özellikleri şu şekildedir:
A. Coğrafi Özellikler:
(1) Konum: Panama Kanalı, Panama İsthmusu boyunca uzanır. Atlas Okyanusu’ndan (Karayip Denizi) başlar ve Pasifik Okyanusu’na (Golfo de Panama) kadar devam eder. Kanal, yaklaşık 51 Mil (82 km) uzunluğundadır. Kanal boyunca yolculuk yaklaşık 9 saat sürmektedir.
(2) Yerleşim Alanları: Kanal, Panama’nın başkenti Panama Şehri’nin batısında yer alan Balboa ile doğusunda Colón arasında uzanır.
(3) Kanalın Yüksekliği: Kanalın en yüksek noktası, deniz seviyesinden yaklaşık 85 fert (26 metre) yüksekliktedir. Bu nokta, kanalın en zorlu kısmı olan Gatun Gölü üzerinden geçerken oluşur.
(4) Okyanuslar arası yükseklik farkı: Pasifik Okyanusu, Atlantik Okyanusu’ndan yaklaşık 20-30 cm daha yüksektir. Bu fark, okyanusların genişlikleri, suyun sıcaklığı ve tuzluluğu gibi birçok faktörden kaynaklanır. Pasifik Okyanusu’nda su daha sıcak ve daha az tuzlu olduğunda, suyun hacmi biraz artar ve bu da Pasifik’in seviyesinin Atlantik’ten biraz daha yüksek olmasına yol açar. Ancak, bu fark genel olarak küçük olsa da, Panama Kanalı gibi geçiş noktalarında önemli mühendislik çözümlemeleri gerektirir. Panama Kanalı’ndaki kilit (lock) sistemleri, deniz seviyesi farklarını dengeleyerek gemilerin güvenli bir şekilde geçmesini sağlar.
(E) DENİZ KURMAY ALBAY MEHMET ASAL/ Washington E. Deniz Ataşesi







Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!