Bizim DenizlerO SABAH, İŞTE BU SABAHTI
25 NİSAN 1915 VE YARBAY MUSTAFA KEMAL
İLK DERS:
Neredeyse son üç yüzyıllarını, muhteşem donanmaları vasıtasıyla emperyal imparatorluklar kurmakla geçiren iki büyük devletin bayraklarını taşıyan-sözüm ona- “yenilmez armada” güneşin kızıllığı ile bezenmiş bir ufka doğru, ağır ağır yol alırken, Çanakkale Boğazı gün boyu süren kan, barut ve duman kokusundan yavaş yavaş kurtuluyor, Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevki Komutanı Mirliva Cevdet Çobanlı’nın o tarihi sözlerine tanıklık ediyordu. “Gittiler, Geçemediler, Geçemeyecekler”. Bu sözler, son derece kısıtlı imkanlara sahip bir donanma ve kıyı topçusunun, işgal donanmasını tarih ve dünya önünde mağlup ettiği, 18 Mart Deniz Savaşı’nın sonucunu da tüm dünyaya ilan ediyordu.
3 Kasım 1914’te Boğaz’a karşı taarruzlarına başlayan istila filosu,18 Mart 1915 tarihinde, İrresistible, Bouvet ve Ocean dan oluşan üç zırhlısı batmış, Gaulios, Agememnon, İnflexible ve Suffren isimli dört zırhlı da ağır biçimde hasar görerek savaş dışı kalmış olarak, bin yılların savaş alanı, kutlu suları terk etmişti.
Evet. O gün gitmişlerdi, gitmişlerdi gitmesine ama tekrar gelmek üzere. Zira ilk ders kendini yenilmez zanneden “yenilmezler” için pek yeterli olmamıştı.
Türk tarafı içinse bu zaferin anlamı, stratejik ve askerî öneminin çok daha ötesindeydi. Özellikle Osmanlı imparatorluk döneminin “gerileme devri” olarak tanımlanan tarihsel dönemin başlangıcı sayılan 1699 Karlofça antlaşmasından beri ilk defa Türk milleti bir zaferin mutluluğunu yaşıyordu. Eğilen başlar yeniden dikilmiş, halkın ve ordunun özgüveni yerine gelmiş, emperyalizme karşı uyanma ve dayanışma başlamıştı. Bu toplumsal diriliş o günler için her şeyden daha önemliydi.