Genel“İmparatoriçe yılın büyük bir bölümünü, daha çok Herion denilen yerde, denize bakan bir yazlıkta geçirirdi. Bu durum ise çok sayıda maiyeti için büyük bir tedirginlik demekti. Çünkü yiyecekler çoğu kez yetişmez, denizde fırtına kopabilir ya da balina beklenmedik bir saldırıda bulunabilirdi. Ama imparatorla imparatoriçe başkalarının sıkıntılarına aldırmadıkları için zengin bir rahatlık içinde sefa sürebiliyordu.”
Yukarıdaki metinde Prokopius’un bahsettiği kraliçe, Bizans İmparatorluğu’nun kraliçesi olan Thedora’ydı. Peki ya balina? Onun Marmara’da ne işi vardı? Gerçekten bir balina mıydı, yoksa denizcilerin onun hakkındaki fısıltılarının kulaktan kulağa dolaşırken korku çığlıklarına evrildiği irice bir balık mı? Ona Porfirion ismini takmışlardı. Porfirion, Yunan mitolojisinde çok önemli bir karakterdi. Mitolojiye göre Porfirion, Zeus’u öldürmekle görevlendirilmiş olan devlerin kralıydı. Annesi Gaia, onu Uranüs’ün toprağa damlayan kanından var etmişti. Zeus, Hera’nın cazibesini kullandırarak onun kafasını karıştırmış, hatta Porfirion peşinden koşarken Hera’yı bir an yakalar gibi olmuş, tuniğini yırtmayı başarmıştı. İşte bu anda Herakles onu oklarıyla delip geçmiş, Zeus da fırsattan istifade şimşekleriyle onu yok etmişti.
Bizanslı denizciler tecrübeli ve görmüş geçirmiş insanlardı. Denizle ilgili çok hurafe, çok destansı hikâye duymuşlardı. Ama Porfirion? İşte o çok başkaydı…
Hakkındaki söylentiler öylesine büyümüş ve yayılmıştı ki, ne şehirde ne de sarayda Porfirion ismini duymayan kalmıştı. Bizanslı denizcilere göre; bir kuyruk darbesiyle koca bir gemiyi Boğaz’ın ortasından kıyıya fırlatabiliyordu. Başının üzerinde yer alan ve nefes almasına yarayan delikten fışkırttığı suyla Boğaz’ın tamamına yağmur yağdırabiliyordu. Ve boyu… Boyu öyle uzundu ki, Rumeli Hisarı (Pyrhias) ile Anadolu Hisarı (Aretas) arasında durduğunda bir insan üzerinde yürüyerek karşı tarafa geçebilirdi.
Orhan BAHTİYAR
Fotoğraf
İllüstrasyonlar: Selçuk Ören